Eleştirmenlerimiz, “Naif diye,” diyecekler, bunu demelerini bekliyorum. Dönemin kadersizliği icabı, o günden kalma pek çok şair naiftir oysa… Milli Edebiyat yılları, dil değişmiş, mazmunların ve sözcüklerin belleğiyle güçlü duran Divan Edebiyatı’nın olanakları terk edilmiş… Tabii ki Divan sadece sözcük belleği gücüyle ve vezinle ayakta durmuyordu. Ancak bir dili şiire yeni taşıdığınızda olur bu; metafor kuramazsınız, sözcüklere bir günde bir tarih zerk edemezsiniz. O dili kullanıyor olsanız bile… Bu yüzden, sözgelimi, İngilizce şiir yazamazsınız.

Bu kadar lafı şu gerçeği, çünkü bu diyeceğim gerçek, inkâr edemeyeceğinizi ifade etmek için söyledim: Yaşar Nezihe, dönemin ortalamasının üstünde şiir yazıyordu. Nitekim kayıtlar bize kendi döneminde popülerliğinin de olduğunu gösteriyor. Öyleyse yeniden soruyorum: Yaşar Nezihe niye yok? Hadi, “O dönemden hangi kadın şair var ki?” demeye getirin lafı… Yanıt bu çünkü; hangi kadın şair kalabilmiş ki? Leyla Hanım, Şükûfe Nihâl?.. Bir önceki kuşaktan Leyla ve Fitnat Hanımlar?.. Sonuçta biz kadınlardan kimin adını tuttuk ki?

Bir kadını edebiyat tarihinden silmek çok kolaydır; önce onu “kadın edebiyatçılar” literatürüne hapsedeceksiniz, sonra da dönemin edebiyat eğilimlerini tanımlarken, onu, dahil olduğu kolun temsilcileri arasında saymayacaksınız. Böylelikle bir kalemde müfredattan düşüreceksiniz.

Bitti, yok artık o… Üretiminin çoğunu Osmanlı’nın son döneminde yapmış, dönemin tipik eğilimine dahil olmuş ve kaybolmuş. Aruza rağmen dil sadedir, belki okurken aklınıza Mehmet Âkif gelir. İstanbul hanımlarının Türkçesinin Ziya Gökalp tarafından önerildiği günlerdir. Ancak o hanımların yazdıkları şiirleri devlet teşvik etmez. Sözgelimi muhtemelen Gökalp onu yazmaya teşvik etmemiştir.

Günümüzde Yaşar Nezihe’yi çalışan tek bir akademisyen var gibi görünüyor: İlknur Tatar Kırılmış. Onunla ilgili bulabildiğim iki makale de ona aitti. Öğrenimi topu topu bir yıldan ibaretti, kendi kendini yetiştirmişti Yaşar Nezihe. Biraz da protest bir ses tonu vardı, ömür boyu geçim sıkıntısı içinde yaşadı. Ama asıl ilginç yanı bu değil…

Onu bu yazının içinde yer alan 1 Mayıs şiiriyle tanıyacaksınız. Bir Mayıs şiiri yazan ilk kadın… Oğlunu gelinine “kaptıran” “anne”yi anlatan ilk ve muhtemelen tek şiirin de ona ait olduğunu biliyor muyuz?

Ama tabii en önemlisi muhalif oluşuydu, ki müfredat görmedi onu. Hem kadın, hem muhalif… Hem de düz halktan biri, ailesi ve arkası yok. Buna rağmen Rübâb, Yarın, Mâlûmât, Kadınlar Dünyâsı, Kadın, Kadın Yolu (Türk Kadın Yolu), Menekşe, Nay, Envâr-ı Vicdân, Terakkî, Şehir, Osmanlı Kadınlar Âlemi ve Aydınlık’ta şiirlerini yayımlatabilen şairi Taha Toros tanıtmasaydı, muhtemelen biz de unutmuş olacaktık. Oysa sadece şiirleriyle değil, yetim başladığı, gizlice okula gittiği için bir süre dönmemek üzere evden kovulduğu, ilki kendisinden 20 yaş büyük, sonuncusu da dördüncü eş olarak gittiği ve elli gün sonra evi terk ettiği üç evliliği ve yitirdiği iki oğlu, yaşayabilen tek oğluyla bağlandığı hayatıyla da “bir dönemi” yansıtan bu kadını belki hiç bilmeyecektik.

Yaşar Nezihe’nin İşçi ve Emekçiler Bayramı için yazdığı 1 Mayıs şiiri, Mayıs 1923’te Aydınlık dergisinde yayımlanır. İlk kez bir kadın şair tarafından işçi şiiri yazılması önemlidir.

Bir Mayıs

Ey işçi
Bugün hür yaşamak hakkı seninken
Patronlar o hakkı, senin almışlar elinden.

Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin
Kalbinde niçin yok ona karşı, yine bir kin?

Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
Lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.

Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden.
Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden,

Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün.
Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.

Ey işçi
Mayıs birde bu birleşme gününde
Bişüphe, bugün kalmadı bir mani önünde.

Baştan başa işte koca dünya hareketsiz;
Yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz.

Patron da fakir işçilerin kadrini bilsin,
Ta’zim ile, hürmetle sana başlar eğilsin,

Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi,
Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.

Herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay
Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say.

Birgün bırakınca işi halk şaşkına döndü,
Ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü.

Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet.

Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
Kuvvetedir hak. Hakkını haksızlara anlat.

Bu yazı, Pulbiber derginin Mayıs 2016 sayısında yayımlanmıştır.