Gonca Özmen yazdı.

Gonca Özmen yazdı. Pulbiber Dergi, Mayıs 2016

At şu paltonu. Şu kalın kazağınla, gri pantolonu da. Kara ayakkabılarını kaldır. Öksürüğünü de şuraya bırak. Kıştan artırdığın asık yüzünü de. Bezginliğini ise en diplere sakla. Bir daha bulamayacağın bir yere as umutsuzluğunu. Sallandır askıda şu olup bitenden miras bungunluğunu da. Oh be!

Kondur şimdi en esintili gülümsemeni yüzünün ortasına. Gözlerine cıvıltılısından inanç, yumruğuna öfkelisinden direnç, gövdene afillisinden bir diklik, ayaklarınaysa en uçuşkanından bir hafiflik…

Hadi çıkalım sokağa; değişmeye, dönüşmeye, çoğalmaya! Değiştirmeye, dönüştürmeye, çoğaltmaya -hadi hadi sokağa!

Sokak çünkü cümbüştür. Gündelik hayhuy. Oyundur sokak, oyuncudur; durup dururken nanik yapar. Mızıkçıdır da bazen. Yener çokça; zafer onundur. Yedi canlıdır. Serttir, zordur, zorludur. Tehlikelidir de. Dizini de kanatır, burnunu da sürter ama büyütür, el verir insana. İnsanı daha insan eder sokak. Gözünü, kulağını, içini açar.

Durmadan diklenir sokak. Kimsenin sözünü dinlemez, kimseye itaat etmez. Sistem karşıtıdır. Kimliğinden ödün vermez. Kafa tutar ona yan bakana. Bıçkındır. İsyanı söyler dur durak bilmeden. İz bırakır. Bir bıçak kesiği gibi, ağrıyan bir diş gibi, kendini hep hatırlatır. Bellektir sokak; unutmaz, unutturmaz. Değil mi ki, “Sokaklardan başka yerde bilinç yoktur, çünkü tarih yalnız sokaklardadır,” der Camus. Değişimin vitrinidir sokak. Tarihe yön verir.  Devrimlerin rahmidir.

“Ellerim kollarım sevinir ben sevinirim sokaklarda”

Türlü türlüdür hem sokaklar. Hepsi de kendine benzer. Adına bir de… Menevişli Sokak’tan Kart Çınar Sokağı’na, Dilbaz Sokak’tan Bülbül Kaçıran’a nasıl da özeldir adları. Necatigil’in “üvey sokak” dediği bakımsız, ilgi gösterilmeyen, üvey evlat muamelesi yapılan sokaklar da vardır elbet. Adı kötüye çıkanlar da. Adı değiştirilenler de. Adları, kimlikleridir oysa sokakların. İlk adını unutmaz hiçbiri. Bundandır Ahmet Oktay’ın, “Yaşanmış sokaklara dokunmayın,” deyişi.

Ben sokağın ıssızını, arsızını, gölgelisini yani perçemlisini severim. Bir yıkıklığı varsa bir sokağın, bir zoru varsa hemen benimserim. Benimsedikçe de sık sık giderim o sokağa. Gülten Akın’ın dediği gibi, “Sokağı beğendim mi bir bakıp pencereden/ Çıkıp gitmek olmalı özelliğim bu benim.”

Çıkıp gittikçe de genişlerim. Dünyaya dağılmış gibi olurum. Dünya çünkü sokaklardır. Bende iz bıraksın isterim o sevdiğim sokak, bana bir dize yazdırsın, bir imge göstersin isterim -içine içine eğilirim artık o sokağın. Tüm seslerini duymak, tüm kokularını bilmek, dertlerini paylaşmak, coşkularıyla söyleşmek isterim. Tam da Turgut Uyar’ın dediği o sevinç, o yaşamak olurum: “Ellerim kollarım sevinir ben sevinirim sokaklarda/ Durmaz yaşarım koyu koyu.” Bir sokağı o sokakla birlikte yaşamaya durdum mu da rahat etmem, ille deşerim o sokağın tarihini. Gizlisini saklısını dürtükler dururum ille.

Sakarya Sokak, çocukluğumun sokağı. Boşuna değil çökmüş, göçmüş yer, yıkıntı demek sakarya. Bende de dibe doğru çöken, ötelere ötelere göçen bir şey hep oldu -çocukluktan beri. Çocukluktan beri bir sokak aşkı, bir koşma hevesi, bir düşme bilgisi, bir oyun arsızlığı, bir şaşırtıcı güven, bir tuhaf gitme merakı… Yanlara sallanarak yürümeye başladıktan hemen sonra çıkıp kim bilir kaç kere düşüp kalktığım, tozunu yuttuğum, üstümü başımı kirlettiğim, annemden azarlar işittiğim sokağım… Koyunlarla keçilerin, ineklerle traktörlerin gelip geçtiği sokağım… Yazın toz, kışın çamur içinde. Sabahları horoz sesleri, geceleri köpek havlamaları. Kapı önlerinde kadınlar, örgü ören nineler.

İlk gençlik yıllarımdaysa Birinci Çıkmaz Sokak. Hem çıkmaz hem birinci. Çatışmalarımın kaynağı. İlk ağrılarımın sebebi. (İstanbul’da yıllardır oturduğum sokak da bir çıkmaz, nasıl da şiirli adı: Karanfil Çıkmazı.) Akşamın erken indiği, erken yatılan sokaklardan biri. Çoğu birbirine bitişik evler, evlerin gözü daima sokağın üzerinde. Kim ne giymiş, nereye gidip nereden geliyormuş? Kimin kızı hangi oğlanla konuşuyormuş? Sokak da, sokaktan geçen de göz hapsindeki bir şüpheli gibi her an izlendiğini bilirdi. Sokağın kendisi gibi orada oturanların akılları da bir düzlüğe, bir göğe, bir genişliğe çıkmazdı. Çoğu çünkü hep açık veren bütçelerinin çıkmazındaydı. Bir çıkış, bir çözüm bulamamanın derdinde. Ama ses çıkarmazlardı. Ses çıkarmak akıllarına bile gelmezdi.

Oysa ses çıkarır sokaklar, haykırır, başkaldırır. Kentin kılcallarıysa mahallelerin atar ve toplardamarlarıdır onlar. Mahallelerin nabzı sokaklarında atar. Atan o nabız önemlidir; atan o nabız değişimin, devrimin önkoşuludur. Demokratik ülkelerde, sokaklarda pankartlarla yürünebilir, sloganlar atılıp bağırılabilir, itiraz edilebilir. İnsanların hamamböcekleri gibi evlerine kapanmaları istenmez. Sokak başları da egemenlerce tutulmaz. Sokakta hak arayan kimse, vatan hainliği ile suçlanmaz, biber gazı yemez. Kimseye kurşunlar sıkılıp üzerine tanklar sürülmez. Sokaklar dilsizleşmez, dilsizleştirilmez. Sokaklar kanla yıkanmaz. Sokaklara ölüler serilmez. Sokaklarda ölülerini aramaz insan. Sokaklardan kopmuş kollar, bacaklar toplanmaz. Sokaklar yasaklanmaz. Sokaklardan korkulmaz. Yıllar önce yazdığım gibi, “Sokaklar gökyüzü insin diyedir aşağı/ Çocuklar oynasın diye/ Sokaklar pencereler baksın diyedir birbirine/ Dertleşsin diye.”

Çizim: Rabia Kip