Haziran sayısının sloganını hatırlıyorsunuz, değil mi? Bakarsın umduğundan güzel geçer bu yaz, demiştik. İçinizde yazı güzel geçen var mı bilmiyorum. Benimki berbattı. An itibarıyla ayağımı denize sokmuş değilim. Başlayan bütün işler uzayıp sarpa sardı. Çevremde yüzü gülen tek kişi bile yok. Neyse ki bir kedim var… Bilgisayarın başından ayrılmamam onu bile bıktırdı. Geldik eylüle…

Eylül benim ayım. Doğum ayım, bir defa… Sıcağın makul düzeylere indiği, kendimi en iyi hissettiğim ve bir ortalama olarak yılın en güzel geçirdiğim ayıdır. Eylülde sokağa çıkar, kilometrelerce yürürüm. Küçük ve keyifli tatillerim olur. Gelgelelim, bu yıl eylülden de umudum yok. Akıntıya kürek çekmeyi sürdüreceğe benziyorum. Planlanan en erken “çözülme” tarihim eylülün sonu ancak…

Kolayca tahmin edileceği üzere eylül, şiirde hüzünle karşılanır. Şiirleri de hüzünlüdür, hatta eylül şiirlerinden ve içinden eylül geçenlerden bir hüzün şiirleri antolojisi çıkarılabilir.

Bu arada yeri gelmişken, internette Cemal Süreya’ya ait olduğu belirtilen “Eylüldü” şiirini kafaya taktım, toplu şiirlerinde sayfa sayfa aradım. Çünkü öyle bir şiiri olduğunu anımsamıyordum ve gerek adı, gerekse özellikle bir dizesi nedeniyle (şiiri parlak bulmamamla birlikte özellikle bir dizesine çok takıldım, bir sözcük vardı ve o sözcüğü Cemal Süreya o kadar kötü kullanmazdı) onun olamayacağını düşünüyordum. Nitekim, toplu şiirlerde yer almıyordu.

Yine yeri gelmişken, özellikle Can Yücel’e isnat edilen pek çok şiirin ona ait olmadığını, birer internet yalanı olduğunu Semih Çelenk ortaya çıkardı. İnternetten tararsanız, ortalıkta nasıl bir Can Yücel hayaletinin gezdiğini gözlerinizle görürsünüz. Semih Hoca, oldukça titiz bir inceleme yapmış.

Eylüle dönersek, hakkındaki bunca hüzün isnadının altının çok da boş olmadığını kabul etmek gerekiyor. Çift kişilikli bir ay eylül… Bir yarısı çoğunlukla oldukça ılıman, tam sefa dönemi… Ancak ikinci yarısında yerlerde kızaran ve sararan yaprakların belirdiği, hatta biraz serin bölgelerde yağışların başladığı da inkâr edilemez. Ne hayrını gördükse, yaza veda ettiğimizi düşünüp hüzünleniriz. Yaz demek denize girebilme ihtimali demek olsa gerektir. Tatil yapabilme ihtimali… İş yavaşlatabilme ihtimali… Ancak şunu da yeri gelmişken söyleyeyim, bence bir daha Pulbiber’e dilekte bulundurmayın… Yaz dileğini düşününce ürperiyor insan!..
Temmuzda yaşadığımız malum dehşet gecesinden sonra ağustosta, yine ülkemizin tuhaf bünyesi sonucu, kara mizahi doğasına “rücu etmiş” bulunuyoruz. İnsan ister istemez rahatlıyor, normale dönüldüğü için.

Kendimle birlikte size de itiraf ediyorum ki kötüye gittiğimizi düşünmüyorum.

Her zamanki gibi yerimizde saymayı sürdüreceğiz. Pragmatist söylemlerle ve tercihlerle “günümüzü kurtarmaya” bakacağız. Ve rahmetli Aziz Nesin sağ olsaydı yine bize bakıp yeni mizah kapıları açmayı sürdürecekti.

Sonuçta gelinen noktada varlığını iyi kötü sürdürmeye çalışan herhangi birimiz gibi ben de bir “mucize”, bir “Godot” bekliyorum. Beklemediğini söyleyen kimilerimizin bile için için beklediğini düşünerek… Bir çıkış, bir açar, bir güzellik, bir iyi şey… Eylüle bakıp, “Bari şimdi gel,” diyeceğim. Belki yanlış yana bakıyorum, belki de beklediğim “şey”i yanlış tanımlıyorum. Olabilir, önemli olan beklemekti, diyeceğim ölürken. Bu açıdan eylül, bir uğurlu ay olarak önemsenebilir gerçekten.

Hatalardan söz etmişken, belki biraz da elimizdekinin tadını çıkarmayı bilmek gerekiyor, itiraf etmek gerekirse… Örneğin Facebook’ta sık söylenir: “Aslında oldukça eğlenceli bir ülkeyiz.” Tabii kurbanlarının trajedisiyle canımızın yanmasını engelleyebilirsek… Yani trans olduğu için yakılan biri için içimiz sızlamasa, Alevi olduğu için kapısı işaretlenen ve tehdit edilen biri için endişelenmesek, kayınpederi tecavüz ettikten sonra deliren bir çocuk gelin için içimiz parçalanmasa, yurtta düzenli olarak istismara uğrayan çocukların aileleri parayla susturulduğunda sinirlerimiz bozulmasa eğlencenin tadını çıkarabileceğiz. Öyle olmuyor işte… Ve bizler böyle karışık duygular içinde bir o yana bir bu yana savrularak yaşamayı sürdüreceğiz. Bu yaşantı eylüle yeni bir umut yüklenmesini olanaksız kılacak. Ama benim yine de bir umudum var…

Hadi beklenen… Bari eylülde gel…

Bu yazı, Pulbiber derginin Eylül 2016 sayısında yayımlanmıştır.