Onca yıl çalışmışsın, birçok bilgiyi, deneyimi biriktirmişsin, bunu niye aktarmıyorsun? Bu birikimini paylaşmak zorundasın. Hayır, geri çekilmek yok. Yola devam.

Umudu kaybetmemek gerek. Umut kaybolduğunda boşluk başlar. İçinden çıkılmaz bir durumla baş başa kalırsın. Ne kendin için ne de ülken için bir şey yapabilirsin. Umudu her şeye rağmen diri tutmak zorundayız.

Evet,  sadece Türkiye değil, dünya da kötüye gidiyor. Beni en çok endişelendiren küresel ısınma ve su meselesi. Su bitiyor. Çok yakında gıda da bitecek. Aç kalacak insanlık. O nedenle bilime önem vermek gerekiyor. Kimsenin umru değil ama bizi bilim kurtaracak.

Biliyorum, gezerken gördüm; yurtdışında yeşile, ağaca, ota çok önem veriliyor. Küçücük yeşil bir alan bulduklarında ona bakıyorlar, kimsenin zarar vermesine izin vermiyorlar. Bizde henüz bu bilinç oluşmadı. Ne kadar ağaç kesersek o kadar iyi geliyor sanki  bize. Evimin etrafında çam ağaçları, meyve ağaçları var. Kendimi çok mutlu ve şanslı hissediyorum onları seyrederken. Onlarla bütünleşiyorum. İnsanlığımı daha çok hissediyorum. Doğaya yatırım insana da yatırımdır aynı zamanda.

Hep söylüyorum eğitim ve öğretim bir arada olursa çocuk doğru yetişir. Eğitim var ama öğrenim yok. Soru da soramıyor çocuk. Çünkü cevap vermekten sıkılıyoruz. Anlatmak istemiyoruz. Elbette çocuk dokunacak, elleyecek, soracak, öğrenecek… Çünkü bilgi de insana yatırımdır. Öğrenmek ve sorgulamak zorundayız.

Bizde yatırım denilince ev, araba geliyor insanın aklına. Olabilir, tamam, malik olmak isteyebilirsin. Ama insanı değerli yapan şeyler bunlar değil.

Zevkinin gelişmesine çabalamak yani sanat da insana yatırımdır. Mesela, Beethoven dinlemek küçümseniyor; “Gıy gıy, ne o!” diye bir tavırla karşılanıyor toplumun büyük kısmında. Her notayı anlamak zorunda değilsin ama hayal gücünü kullanarak geliştirirsin kendini. Bu, yatırımdır kendine. Kitap okumak, tiyatroya gitmek de yatırımdır. Bizde yatırım denilince ev, araba geliyor insanın aklına. Olabilir, tamam, malik olmak isteyebilirsin. Ama insanı değerli yapan şeyler bunlar değil. Öyle olduğu sanılıyor, o ayrı. Kafan olmayınca değerin de olmaz.  Mal canın yongası lafı var, belli oranda belki ama adam arabasına çocuğundan daha fazla önem veriyor. Çocuklar tüm arabalara, evlere değerdir. Güzel sevmeyi bilmiyoruz. Sevgiyi başka yerden görüyoruz. Sevgi çok emek isteyen bir şey.  Kolay değil!

Bir yol var, herkes onu bellemiş. Birbirine benzeyen insanlar, birbirine benzeyen politikalar, birbirine benzeyen kıyafetler, düşünce biçimleri… Herkes aynı ezberin peşinde. Oysa ben o ezberin bozulmasını istiyorum. Başka bir yol arıyorum.

Benim bir şeyi öğrenmem için telefonumun akıllı olması gerekmiyor, benim akıllı olmam gerekiyor.

Şimdi herkesin akıllı telefonu var, benim yok. Ama her şeyden haberim var. Benim bir şeyi öğrenmem için telefonumun akıllı olması gerekmiyor, benim akıllı olmam gerekiyor. Bir de sosyal medya var. Kendisi asosyal, medyası sosyal. Konsere gitmez, tiyatroya gitmez. Nasıl sosyallik bu? Emeksiz, çabasız bir hayat. Kitap mı okuyacaksın; yola çıkacaksın, kitapçıya gideceksin, onu alacaksın, sonra tekrara eve gideceksin, o kitabın kokusunu alacaksın, dokunacaksın. Bu bir emek. Ona ulaşmak için bir zaman ve çaba harcama işi. İnternetten sipariş etmek veya telefondan falan okumakta yola çıkma eylemi yok.

Çalışmak  büyük emek. Diyelim ki çöpçüsün veya bankada memursun, karşındaki kişi hizmeti verenle empati kurmak zorunda. İşinin olması için aceleci davranıp söylenmeyecek. Tamam, işinin çabuk olmasını istiyor, çünkü herkes kendini en mühim zanneder. Ama o karşındakinin de bir emek harcadığını düşünmek ve ona saygı göstermek zorunda. Bu da nasıl olur, onun çalışma şartlarını düzeltmekle olur. Gene iş geliyor, politikaya dayanıyor. Zaten kendisi de sormuyor, hayat böyle deyip gidiyor.

Türkiye’de bütün hesaplar ölüm üzerine yapılıyor. 65 yaşına kadar çalıştın diyelim ve  emekli oldun, öldüğünde maaşını eğer çocukların kullanamıyorsa devlete kalıyor. Ya da yaşamaya devam ettin, inzivaya çekiliyorsun. Yani köşene çekilme zamanı gibi düşünülüyor. Olur mu? Onca yıl çalışmışsın, birçok bilgiyi, deneyimi biriktirmişsin, bunu niye aktarmıyorsun? Bu birikimini paylaşmak zorundasın. Hayır, geri çekilmek yok. Yola devam.

Bu yazı, Pulbiber derginin Eylül 2016 sayısında yayımlanmıştır.