Seray Şahiner yazdı. Pulbiber Dergi, Eylül 2016

Seray Şahiner yazdı.
Pulbiber Dergi, Eylül 2016

Şimdi biz; hazırlıksız yakalandıkları durumda, son anda Japon pazarından alınmışa benzer bir demokrasi anlayışıyla yoluna devam edenlerle karşı karşıyayız.

Müjde Ar ve Tarık Akan’ın başrolünde oynadığı, Öyle Olsun diye bir film var: Tarık Akan gazetecidir, sanayici Hulusi Kentmen’in kızı Müjde’nin evli bir adamla sevgili olduğuna dair yanlış bilgiye dayalı bir haber yapar. Hulusi, kızıyla ilgili haberin üstüne Tarık’ın çalıştığı gazeteyi mahkemeye verir. Gazete kapanma riskiyle karşı karşıyadır.

Tarık ve patronu şöyle bir çözüm bulur: Tarık numaradan başka biriyle evlenecek, sonra Müjde’yle sevgili olacak; nihayetinde, bakınız haberler doğru, Hulusi’nin kızının sevgilisi evli diye haber yaparak dava düşürülecek, gazete yaşayacaktır.

Başroller belli, peki bu Tarık’ın naylon haber için evlendiği kız kimdir? O esnada gazetenin düzenlediği sinema güzeli yarışmasına aday olan, Ayşen Gruda. Yarışmanın seçmelerinde Tarık da jüridedir. Seçmeler esnasında Ayşen’le Tarık arasında şöyle bir diyalog gelişir:

Tarık: Adınız soyadınız?
Ayşen: Adım Ayşin, ya sizinki?
Tarık: Ferit, ama şimdi biz burda…
Ayşen: Memnun oldum, anşante!

Biraz neye niyet neye kısmet mantığı… Ayşen’inki, biraz kafam dağılsın diye alışverişe çıkıp kendini Japon pazarında bulmak gibi bir durum.

Tarık: Soyadınızı sordum?
Ayşen: Soyadım Huyugüzel, sahiden de huyum çok güzeldir, n’aparsınız Allah öyle yaratmış.

Hayatımıza, her şey bir milyoncu adıyla giren bu dükkânlar, liradan sıfır atılmasıyla kariyerine her şey bi liracı olarak devam etti. Sonradan bi liraya bir şey kalmayınca- fark ettiyseniz bir’in r’sini de bile esirgedim, adını “freeshop” olarak değiştirdi. Sonra “Japon pazarı” oldu. Sayıları o kadar arttı ki, aidiyet bağı üzerine iddialarını ortaya koyan isimler seçmeye başladılar: bizim mahalledeki dükkânın adı, Öz Japon Pazarı.

Tarık: Sinemaya gidersiniz tabii?
Ayşen: Çoook, hele aşk filmlerine bayılırım. Hele kızla çocuk öpüşürlerken kendimden geçerim. Birisi beni öpüyormuş gibi olurum.
Tarık: Yani konsantre olursunuz?
Ayşen: Evet, konserve olurum!

Bir keresinde taksiye bindim, “Abi, beni Pakistan Konsolosluğu’nu geçince indir,” dedim. Taksi bir durdu, baktım Hindistan Konsolosluğu önündeyiz. Dedim, “Abi, ben Pakistan demiştim.” “Ne bileyim,” dedi, “gözünde sürme var ya, aklım Hindistan’a gitti.” Dedim, “Abi, göz kalemini de Japon pazarından almıştım, iyi Japon Konsolosluğu’na gitmedik…”

Ayşen: Dur ayol poz vermeden çekme…

Japon pazarı, Bir Cevahir, bir Astoria değil… Daha ziyade, Mahmutpaşa’nın Miniatürk’te sergilenmek üzere küçültülmüş hali gibi. Genelde yumurta kapıya dayanınca alışveriş mekânı olarak kullanılıyor. Doğum gününe giderken son anda ucuzundan bir kupa alıp paketletebileceğimiz, kalabalık misafir gelecekse bir koşu gidilip terlik alınan, makyaj çantası evde unutulduysa yemişim su bazlı göz kalemini deyip iki liraya göz kalemi aldığımız, hazırlıksız yakalandığımız durumlara bizi son anda hazırlayan bir yer.

Tarık: Başka ne gibi meraklarınız var?
Ayşen: Roman okurum. Aşk romanları tabii. Sonra müziğe de bayılırım.
Tarık: Kendiniz bir şey çalar mısınız?
Ayşen: Tabii ayol, plak çalarım, radyo çalarım, taksitle televizyon aldık, onu da çalıyorum.Çocukken de komşunun bahçesinden erik çalarmışım!

Bir dükkânda hem rimel, hem tuvalet pompası satılır mı? Bir yapışmaz tabanlı tava, bir 10 den parlak ince çorap, bir hamak, uçak fıkrasında bile yan yana düşmez…

Sınıflandırma yapacaklarında da muhabbet kuşu yemi ile böcek ilacını yan yana satıyorlar.

Tarık: Peki bildiğiniz lisanlar?
Ayşen: Türkçe, İngilizce. Heloçildır, havaryutudey? Letisbiğinnavgotbayçildır!!!

Burada satılan bütün fincanlar ya burçlu, ya kimi dünya başkentlerinin imgeleriyle süslü… Mesela ben suyu kova burcunda, sabah çayımı Eyfel Kulesi’nde, öğle kahvemi Thames Nehri’nde içiyorum. Helloçildır, havaryutudey!

Tarık: Hayatta idealiniz var mı?
Ayşen: İdealim yok, televizyonun taksidi bitsin inşallah onu da alıcaz…
Tarık: Hayır canım. Amacınız, gayeniz var mı diye soruyorum.
Ayşen: Aaa, var tabii, önce sinema güzeli olmak, sonra da evlenmek…

Kısmetini aramaya Tarık Akan hayal ederek çıkıp, eve Küçük Hüsamettin’le dönenlerin mekânı.

Tarık: Hayalinizde canlandırdığınız erkek tipi?
Ayşen: Çok uzun boylu, siyah saçlı, yeşil gözlü, bir de gazeteci olsun.

Armudun sapı, üzümün çöpünü geçtim, mısırı koçanıyla, karpuzu kabuğuyla yiyip gıkını çıkarmayanların mekânı…

Memleket gibi mekân…

Şimdi biz; “Özgürlük var, herkese saygı duyuyoruz, bakın temsil hakları da var,” denip, muhabbet kuşu yemiyle böcek ilacının yan yana konduğu rafların arasında geziniyoruz.

Şimdi biz; hazırlıksız yakalandıkları durumda, son anda Japon pazarından alınmışa benzer bir demokrasi anlayışıyla yoluna devam edenlerle karşı karşıyayız.

Kahveyi Thames nehirli fincandan içiyoruz da, Özgür Gündem gazetesini kapatıp Fırat Nehri’nin ötesinden haber alma hakkımızı gasp ediyorlar.

Bahsettiğimiz film mutlu sonla bitiyor, gazete kapanmıyordu.

Şimdi Özgür Gündem gazetesi, üstelik asılsız haberden değil, tahammülsüzlükten sebep kapatılıyor. Gazeteciler, yazarlar darp edilerek gözaltına alınıyor.

Öz demokrasi- ay pardon Öz Japon Pazarı…

Şimdi bize “Alice Harikalar Diyarı’nda” vaadiyle ambalajlanmış bir “Ayşen Japon Pazarında” hayatı dayatmaya çalışıyorlar. Ama Ayşen Gruda, sinemada temsil ettiği Ayşen olarak değil, bizzat Ayşen Gruda olarak Pulbiber Ocak sayısındaki yazısında soruyordu:

“Bir gazeteci yazdığı, çizdiği şeylerden hapse atılıyorsa hangi özgürlükten söz edebiliriz ki?”

Görsel: İran’da yürütülen “Gazetecilik Suç Değildir” kampanyasını destekleyen bir graffiti çalışması.

Bu yazı, Pulbiber derginin Eylül 2016 sayısında yayımlanmıştır.