Kadıköy Tiyatroları Platformu, 1-9 Ekim 2016 tarihleri arasında Kadıköy Tiyatro Şenliği’ni düzenledi. Etkinlik süresince 14 sahnede 28 oyun oynandı ve 4 atölye yapıldı. Şenliğe katılan gruplardan biri de Tiyatro Merdiven idi.

Röportaj: Melike Nur Özçatalkaya

kadikoy_tiyatroEtkinlikte Duruşma Gecesi adlı oyunu sahneleyen gruptan Ruşen Gülen, Selçuk Delipınar ve Handan Delipınar ile bir söyleşi yaptık.

Şenlik sizin için nasıl geçti?

Ruşen Gülen: Bence çok keyifli geçti, açılışından sergilenen oyunlara kadar. Bir de şöyle bir şey var: Şenlikte bir sürü tiyatro ve her birinin kendi seyirci kitlesi var. Bunların bir bölümü ortak ama çok ayrışan da var aslında. İşte bunlar, aslında bir noktada buluşmuş oldu. Bizim oyunumuzda daha önce bizi izlememiş çok fazla seyirci vardı.

Sezon daha yeni açılıyor, tiyatroyu daha yeni özlemişler; tam böyle bir şenlikle istedikleri oyunu seçebilecekleri, dokuz gün boyunca seçenek sunan bir şenlik olması seyirci için de çok iyi oldu. Zaten seyirciye iyi olduğu anda tiyatroya yansır.

Seyircinin ilgisi nasıldı?

Salon hep doluydu. Ben üç dört oyuna gidebildim onlar da doluydu.

Selçuk Delipınar: Bu konuda çok önemli bir şey söylemek istiyorum. Platform ilk kez bunu yapıyor. Platform’un zaten bunu ilk kez yapmasının amacı şuydu: Farklı tiyatroların bir araya gelerek dayanışma göstermesi. Dikkat ederseniz tüm oyunlar tek fiyattı; 20 liraydı.

Bizim için Kadıköy Tiyatro Platformu’nun dayanışmasının ne yapacağı önemliydi ve biz her şeyi Platform’daki arkadaşlarla kotardık. Bu konuda bir tek Kadıköy Belediyesi’nden destek aldık ama büyük bir çoğunluğunu Platform üyeleri yani tiyatrocular yaptı. Biz çok memnun ayrıldık. Tüm salonlar doluydu.

R.G.: Sezon içinde hemen hemen aynı günlerde hepimizin oyunu oluyor ve birbirimizin oyunlarını her zaman takip edemiyoruz. O anlamda da çok güzel oldu. Ben daha önce oyununu izlemediğim ekiplerin oyununu izledim mesela. Bir de sezona moralli başlıyorsun çünkü gerçekten seyirci sayısı iyiydi. Bir şenlikle başlıyorsun. İnsana iyi hissettiriyor dayanışmayla başlamak. Başka tiyatrocuların, başka ekiplerin gücünü arkanda hissetmek. Umarım hep böyle devam eder bundan sonra.

S.D.: Kadıköy Tiyatro Platormu, sadece şenlik için bir araya gelmiş bir platform değil, aynı zamanda bir kültür politikası oluşturuyoruz. Kadıköy’de farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Başka başka projelerimiz de var. Bu şenlik bizim beraber kotardığımız ve aslında ortaklaşa yaptığımız bir işti. Biz 27 Mart’ı da yaptık bu arada. O, ilk işimizdi aslında. Başka işlerimiz de olacak.

Böylesi organizasyonların artması için tiyatrocular nasıl örgütlenmeli?

Handan Delipınar: Kadıköy Tiyatro Platformu olarak Beyoğlu’ndaki arkadaşları misafir ettik, onlar da bizi merak ediyorlardı. Bir buluşma sağladık. Ama onlar daha çok mevzuat kısmında nasıl iyileştirme yaparız, oyuncuların hakları kısmında nasıl yasalar çıkarabiliriz, yasalara nasıl yön verebiliriz gibi hukuki adımlarda varlar.

R.K.: Tiyatrolar, aslında birbirlerini yeni tanıyorlar. Bu egosantrik durumlarımızdan kurtulmamız lazım. Hepimizin tiyatro yapma nedenleri var. Dolayısıyla bir şeyleri kenara bırakıp ne yapabiliriz, tiyatro seyircisini nasıl yaratabiliriz, nasıl daha kaliteli işler çıkartabilirizin peşinde olmalıyız. Bunların peşinde olanlar da bir araya geliyor açıkçası.

Özel tiyatroların ve grupların son zamanlarda Anadolu yakasında daha aktif olduğu konusunda neler demek istersiniz? Bunda Beyoğlu bölgesinin içinde bulunduğu dönüşüm sürecinin bir etkisi var mı?

R.K.: Var. Bazen tehlikeli şeyler oluyor bu ülkede. Beyoğlu bir zamanlar merkezdi. Tabii bu bir tiyatro alışkanlığı, bizim bunu da kırmamız lazım. Tiyatro Merdiven, öyle bir gelenekten gelmiyor.

Biz Ümraniye’de bölge tiyatrosu yapan amatör bir topluluktuk. Hiçbir zaman Beyoğlu’nda olmak, Kadıköy’de olmak gibi bir durumumuz olmadı. Eğer orada olmak istersek bir sahne bulup geliyorduk ama daha çok Ümraniye’de tiyatro yapıyorduk çünkü o dönemler bu bizim için daha kıymetliydi.

Önemli olan ne yaptığımızı bilmek. Yoksa Beyoğlu’nda olmuşsunuz, Kartal’da olmuşsunuz, Kadıköy’de olmuşsunuz çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Seyirci sizi bir şekilde gelip buluyor.

Beyoğlu bu süreçte kan kaybetti çünkü Beyoğlu’nun çehresi değişti, belediyeden dolayı. O çehre değiştikçe belli bir kesim Kadıköy’e kaydı.

H.D.: En büyük etkilerden biri, orada bir bomba patladı ve insanlar öldü. Arkadaşlarımızla patlamanın ertesi günü konuştuğumuzda insan dokusu temizlediklerini söylediler ve giremediler oraya, sahnelerini kapattılar. Orada böyle bir dayanışma olsaydı birbirlerine sahip çıkacaklardı. Beyoğlu’nda tiyatro yapmak zor, İstiklal Caddesi’nde daha zor. İstiklal Caddesi’nde gezen kitle de yer değiştirdi, gençler oradan Kadıköy’e çekildiler. Bir kültür politikası yok çünkü.

Karanlık bir dönem. Açığa alınan meslektaşlarınız, durdurulan oyunlar… Böylesi bir dönemde Tiyatro Merdiven olarak sizin tavrınız nedir?

R.K.: Bu tiyatrolar ödenekli tiyatrolar ve devlete bağlı kurumlar. Çok öncesinde bunun emareleri vardı. Bununla ilgili çok fazla ve başta onlar olmak üzere çok fazla sesimizi duyuramadık. Çünkü orada bir taşeron sistemi oturtuldu.

Bu sisteme hem sendikalar olarak hem tiyatrocular olarak hepimizin daha çok ses çıkartması gerekiyordu. Edip Tepeli dedi ki; “Ben de hatalıyım çünkü bunlar bize dayatıldığında karşı çıkmadık.” Biz bu süreçleri hep konduramadan yaşadık. Yok o kadar da değildir, dedik.

Bu sadece tiyatro için değil, hayatın her alanında böyle. Tabii ki karşıyız. İster ödenekli ister özel olsun, bu tür yaklaşımların saçma olduğunu düşünüyoruz.

H.D.: Performans düşüklüğü yok. Sansürün kesinlikle olmaması gerekiyor zaten.

S.D.: Tiyatrocuların birbirine ihtiyacı var. Tanımıyoruz birbirimizi. Bu egosantrik durumlardan kurtulmamız lazım. İşlerimizi konuşmamız lazım. Mesele biraz bu. Biz tanımayınca birbirimizi ayrıştırıp bölüyorlar. Hep yaptıkları bir şey bu.

R.K.: Türkiye’de her mesleğin problemi bu. Meslek örgütlerinin hiçbir etkisi, hiçbir söz hakkı yok. Amerika’da böyle bir şey olsaydı bir anda tüm tiyatrolar oyunlarını bitirirlerdi çünkü sendikalar bir karar alırdı ve bunu uygularlardı. Hiçbir Amerikan dizisinin yazılamadığı bir dönem var. Çünkü yazarlar greve gittiler. Başka birisi de çıkıp yazamadı çünkü kanunen birisinin bunu yapması zaten yasak. İnsanlar neden bu kadar kolay işten atılabiliyor ve bir şey olmuyor? Çünkü onun yerini dolduracak biri bulunabiliyor hemen ve kimse ses çkarmıyor.

Bir oyunun geçirdiği süreç büyük emek işi. Özellikle sahnesi olmayan gruplar için belki daha zor ve yıpratıcı. Talepleriniz var mı?

H.D.: Bir kültür politikasının olması gerekiyor. Öncelikle devlet kurumlarının, hükümetin, belediyelerin bir kültür politikası olmalı. Devlet tiyatrosu gelip de Kadıköy’de sahne kiralamasın, sahne yapsın. Biz gidip kiralayalım. Bizim payımıza düşen azıcık sahneden de pay almasın.

R.K.: Sahne sorunu gerçekten bir problem aslında tiyatro camiasında. Bir yandan bu problem Türk tiyatrosunu muhteşem bir yaratıcılığa sürüklüyor.

H.D.: Bu sebeple zaten alternatif sahneler diye adlandırılan sahneler çıktı. Bu ismi henüz benimsemiş değiliz; kendiliğinden, olanaksızlıktan çıktı. Tiyatroya yetecek kadar sahne yok ve kendi salonlarını yaratmak istiyorlar. Garaj İstanbul gibi.

R.K.: Kiranı çıkaramıyorsun, ciddi problemler yaşıyorsun. Bir yandan da atıl sahneler var. Seyircisi yok, oyun çıkmıyor ve dünyanın en iyi oyununu oynasan da, 20 gün duyuru yapsan da kimse izlemiyor çünkü o bölgenin insanı zaten tiyatro izlemiyor.

Festivallerde ilgi daha büyük oluyor çünkü daha ekonomik oluyor. Aslında Avrupa ile kıyasladığımızda komiğin de komiği oluyor bizim fiyatlar ama onlar fiyatlarla oynayabiliyorlar çünkü izleyici zaten gidiyor.

H.D.: Türkiye’de daha çok sinema takipçisi var. Bunu destekleyen siteler var. Tiyatrolar için ise bu bir eksiklik. Şimdi o eksikliği dolduran bir site var: tiyatrolar.com.tr. Ben bunu çok önemsiyorum. Siteye girince hangi şehirde, ne oynanıyor görebilecek seyirci.

R.K.: Şehri sahne haline getirmek konusu da çok önemli. Sokak tiyatrosu gerçekten tiyatroya gitmeyen, oyun izlemeyen insanı tiyatroya çekecek bir şey. Bundan 50, 100 sene sonra galiba insanları bir salona toplayıp bir oyun oynayamayacaksın. Sokakta oynayacaksın çünkü kimsenin vakti olmayacak. Şimdi de internet çok hızlı. Her şey çok kısa; 140 karaktere sığıyor. Oyunların süreleri kısaldı mesela. Bir zaman sonra, 2 saat insanlara bir şeyler anlatmaya vaktin olmayacak. Bu dediğim tabii ki çok daha ilerisi için öngördüğüm bir şey.

S.D.: Seyirci yetiştirmek de önemli birşey. Bizim Hasköy’de bir atölyemiz var şu an mesela. Mahallede birçok arkadaşımız orada kukla, Karagöz yapabiliyor. Oyunlarımızın provasını izleyebiliyor çocuklar.

Bizim mahallemizdeki çocuklar diğer mahalledeki çocuklara benzemiyor. “Ne zaman kukla yapacaksın?”, “Provanızı izleyebilir miyiz?” diye soruyorlar. Hatta tüm komşularımız biz prova yaparken gelip izleyebiliyorlar. Bu da aslında bir dönüşüm. Mahallelerden başlamak gerekiyor belki de.

R.K.: Mahalellede gören çocuk, geleceğinde tiyatronun nasıl bir şey olduğunu biliyor ve ne eğlenceli bir şey olduğunu görüyor. Bu bir süreçtir. Daha uzun zamana yayarsanız sonuç çok daha iyi oluyor.

H.D.: Seyirci kaybını yaşatan sebeplerden bir tanesi de denetimsiz okul tiyatroları, bu bir ara çok yaygındı. Gruplar gidiyorlar okulda tiyatro oynuyorlar. Sahneler küçük, yaş sınırlaması olmuyor, 1’den 5. sınıfa kadar alıyor mesela ama oyun aslında 1. ve 2. sınıflara uygun olabiliyor. Çok amaçlı sahne dedikleri bir yükselti oluyor, orada oynanıyor. Çocuk da onu tiyatro sanıyor ve sevmiyor. Çocuğun tiyatroya gitmesi lazım. Ama yeterli salon yok işte. Belediyelerin buna el atması lazım.

tiyatromerdiven1Tiyatro Merdiven olarak yeni sezonda oynayacağınız oyunlardan da kısaca söz edebilir misiniz?

R.K.: Geçen seneki ve ondan  önceki seneki oyunlarımız Bozuşma ve Duruşma Gecesi devam edecek. Sitemizde tam tarihler var. Bu arada yeni oynumuzu çalışıyoruz. Max Frisch’in Bay Biedermann ve Kundakçıları’ını oynayacağız. Sevdiğimiz bir metindi. Umarım iyi bir sezon olacak.

H.D.: Her perşembe, her cumartesi KarmaDrama’dayız.

S.D.: Bence her tiyatronun başka tiyatrolarda dönüşümlü oynaması lazım. Hem o tiyatronun seyircisi başka salon görmeli, hem o salona gelen seyirci başka oyun görmeli. Böylece bir sirkülasyon olur. Ben bunun da kıymetli olduğunu üşünüyorum. Biz KarmaDrama ile böyle bir etkileşim içine girdik.

Fotoğraflar: Oğulcan Delipınar