“Bana neden bu kadar fotoğraf çektiğimi soruyorlar. Hayattayım da ondan.”

1924 doğumlu, İsviçreli fotoğrafçı Robert Frank için hayat ve fotoğraf bu kadar iç içe geçmiştir işte. İsviçre’de doğan Frank, Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşir ve dünyanın yaptığı araştırma başlar. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Amerika’ya yerleşmiş, bir süre Kolombiya ve Peru’da bulunduktan sonra Fransa’da yaşamıştır. Sokaklar, caddeler, banklar, istasyonlar, binalar ve yollar fotoğraflarında bambaşka hikâyeler anlatır. Sokak fotoğraflarıyla ilgilenenler mutlaka Frank’in objektifinin öyküsüne de kapılırlar.

Robert Frank, 1950’li yılların ortalarında Amerika’ya dönüş yaptığında ülkenin yollarını katetmeyi hedefleyerek anlık anlatılar yakalamanın peşine düşer. Çağdaş eleştirmenlerden bazıları fotoğrafçıyı Amerika ve fotoğraf karşıtı olduğu yönünde değerlendirse de, Frank’in kareleri etkisinden hiçbir şey yitirmez. 1970’lerin başında Rolling Stones ve Beatles gibi müzik grupları hakkında filmler yapmak için fotoğrafı terk eder. Kızının bir uçak kazasında ve oğlunun uyuşturucu bağımlılığı ve şizofrenisi Robert Frank’in her zamandan daha istekli bir şekilde fotoğrafa dönmesine yol açar. Fotoğraf tarihinde sadece sokak fotoğrafçılığı sözkonusu olduğunda değil, “içgözlem”den bahsedildiğinde de Robert Frank fotoğrafları ilk sıralarda incelenmektedir.