Kadıköy Tiyatroları Platformu, 1-9 Ekim 2016 tarihleri arasında Kadıköy Tiyatro Şenliği’ni düzenledi. Etkinlik süresince 14 sahnede 28 oyun oynandı ve 4 atölye yapıldı. Şenliğe katılan gruplardan biri de Altkat Sanat idi.

Röportaj: Melike Nur Özçatalkaya

kadikoy_tiyatroAltkat Sanat, Bay Jerry’nin Yeri, Martı ve Sevdalı Bulut adlı oyunlara ev sahipliği yaptı. Ayrıca, beden farkındalığı üzerine bir atölye de düzenledi. Etkinliğe katkıda bulunanlar arasında yer aldı Altkat Sanat. Nevzat Süs ile Kadıköy Tiyatro Şenliği sonunda bir araya geldik.

Gündem, OHAL ve politik yaklaşımlar nedeniyle sanatın her dalının, özellikle tiyatronun da yaşadığı sorunlar malum. Tüm bu olumsuzluklara rağmen sizler tiyatronun daha çok insanla buluşması için böyle bir organizasyona imza attınız. Etkinlik sona erdi. Ne dersiniz, amacınıza ulaştınız mı?

Evet, amacımıza ulaştık. Ama Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, tiyatrolardan ya da sanattan bağımsız değil. Türkiye’de ne yaşanıyorsa bu bir biçimde tiyatroya ya da sanata da yansıyor doğal olarak. Biz de bu toplumda yaşıyorsak sanat, toplum ve siyaset aslında iç içe geçmiş durumda.

Böyle bir dönemde ısrarla, zaten hazırlıklarına önceden başladığımız tiyatro şenliğini yapmak için yola çıktığımızda mutlaka yapmalıyız diye düşündük. İnsanlar zaten büyük bir umutsuzluğa kapılmış durumda. Devlet ya da iktidar, siyaset toplum üzerinde büyük bir baskı kurarken sanatın suskun kalması, hiçbir şeye ses çıkarmaması zaten bizim adımıza öngörülebilir bir şey değil.

Organizasyonun hazırlık ve yürütme aşamalarında destek aldınız mı? Ya da engellerle karşılaştınız mı?

Herhangi bir engelle karşılaşmadık. Kendi tiyatrolarımız dışında bu platformun içinde 40’a yakın grup var. Bir bölümü oynamasa da destekliyorlar, bu bizim için daha önemli. Kendi öz gücümüz bizim için daha önemli aslında. Destek aldığımız tek kurum da Kadıköy Belediyesi. Onun dışında bireysel destekler var. Haritayı çizen Cem Dinlenmiş var ya da afişi, davetiyeyi yapan arkadaşımız var.

Belediye salon mu ayarladı?

Belediye’nin salonunda oynamayı tercih etmedik bu şenlikte. Biz onlardan sadece bazı baskı giderleri, dağıtım ve lojistik destekler aldık.

Kaç tiyatro grubu etkinliğe katıldı?

28 grup. Açılışta da Tiyatro Bahane oynadı, onunla beraber 29. Tüm oyunlar toplamda 14 sahnede oynandı. Kadıköy gibi bir yer için çok iyi bir sayı.

Kadıköy aslında Beyoğlu’ndan sonra bir çekim merkezi haline geldi. Bizim en büyük korkumuz da bu; çekim merkezine gelen bölgenin bir biçimde kirletilmesi. Çeşitli araçlarla kirletilebilir ki bunun örneklerini görüyoruz.

İnsanların sanata ilgi duyması, tiyatroya ilgi duymasıyla bu kirlenmişlikten kendilerini kurtarabileceklerini de düşünüyoruz. Neticede sanat, tiyatro insanı sağaltan, insanı değiştirip dönüştüren bir alan.

Kadıköy’ün merkez haline dönüşmesinin Beyoğlu bölgesinin içinde bulunduğu dönüşüm süreciyle bir ilgisi var mı?

Muhtemelen vardır. Oradaki yerel yönetimle de alakası var aslında. Engel olduklarını biliyoruz; çeşitli arkadaşlarımız var, oradaki grupların hepsini tanıyoruz. Bir biçimde mahalle baskısıyla falan engellendiklerini biliyoruz. Tabii ki insanların can güvenliği de çok kritik orada, seyirci açısından. Hepimiz biliyoruz ki, büyük bir polis terörü de var. Herhangi bir açıklama yapan, herhangi bir basın açıklaması yapan gruplara anında saldırıyorlar. Böyle bir bölgede insanlar neden sokağa çıkıp tiyatroya gitsin ki? İnsanlar tiyatrodan çıktığında başına neler gelebileceğini bilemeyebilir. Aynı şey Kadıköy için geçerli ki, bugün ben karşılaştım. Ankara katliamının anması yapılıyordu ve bir gruba müdahale etmek için harekete geçti özel tim. Üniformalarında özel tim yazıyordu.

Etkinliğin ilkini gerçekleştirdiniz. Devamlılığı için ne gibi planlarınız var? Buradan seyirciye, ilgili devlet kurumlarına söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Seyirciye bir şeyler söyleyebilirim ama devlet kurumlarına söyleyeceğimiz tek şey olabilir: Türkiye’de yaşanan bütün bu olaylardan sonra acilen istifa etmeleri. Tiyatro sanatı seyirciyle beraber var olan, birlikte ilişki kurarak var olan bir sanat. Mesela bir heykel veya bir resim sanatıyla düşündüğümüzde seyirci gelir, heykele ya da resme bakar. Onda bir duygu uyandırır belki ama tiyatroda bu alışveriş birebir, karşılıklı gerçekleşir. Seyircisiz de tiyatro olmaz. Oyuncusuz da olmuyor, seyircisiz de olmuyor.

Şu içinden geçtiğimiz dönemde seyircinin tiyatroya sahip çıkması çok önemli. Böyle baskı dönemlerine baktığımızda önce tiyatrolara müdahale ediyorlar. Bugün şehir tiyatrolarındaki arkadaşlarımızın hiçbir gerekçe gösterilmeden, sadece muhalif oldukları için ihraç edilmeleri mesela. Aslında bunları küçük birer prova olarak görmek lazım. Bakıyorlar, toplumda nasıl bir ses çıkıyor. Deniyorlar önce. Herkes susuyorsa, tiyatro alanından insanlar susuyorsa bunu başka alanlara da kaydıracaklarını biliyoruz. Dünyanın her tarafında bu böyle olmuş. Türkiye’deki iktidar, onların yayın organları 15 yıldır aynı şeyi yapıyorlar.

Peki ne yapması lazım tiyatrocuların, nasıl örgütlenmeleri lazım?

Bizim Kadıköy Tiyatro Platformu, bir meslek örgütlenmesi değil. Sanatın tartışıldığı bir sanat örgütü de değil aslında. Biz sadece şunu koyduk: Kadıköy’de tiyatro yapıyor olmak bizim birlikte bir şeyler yapabileceğimizin göstergesi olmalıdır. Böyle ortaya çıktı aslında bu platform. Biz burada biçimler falan tartışmıyoruz. Bizi ilgilendiren; biz birlikte ne yapabiliyoruz, birlikte durabiliyor muyuz, omuz omuza dayanışabiliyor muyuz? Ya da birbirimize ihtiyacımız olan ışık, sahne vs. konularında destek olabiliyor muyuz veya sahnesi olmayan gruplara sahnemizi açabiliyor muyuz gibi konular. Tabii ki bir duruş sergilenmeli.

Biz Denizli’de tiyatro festivali iptal edildiğinde sesimizi duyurmaya çalıştık ya da 27 Mart’ta bir bildiri yayınladık ve bu aslında tiyatro sanatının bugün geldiği nokta ve söyleyeceği söz anlamında ortaklaştırdığımız bir metin oldu. Söylüyoruz tabii ki ama çok geniş katılımlı bir platform bu. Dolasıyla merkezi bir tavır belirlemek konusunda henüz başarılı olduğumuzu düşünmüyorum. Bu kadar geniş katılımlı bir platformda herkes söz sahibidir. Herkes bir şey söylemelidir. Dolayısıyla hızlı olamıyorsunuz, hantal oluyorsunuz.

Şenliğin devamı olacak değil mi?

Aslında şenlik yapalım dediğimizde bunun da içeriğini tartıştık. Nasıl bir şenlik olmalı? Bir tema mı belirlenmeli, o tema etrafında herkes oyun mu çıkarmalı, sokakta mı yapmalıyız, sahnede mi yapmalıyız gibi. Bunlar hep tartışıldı ve ondan sonra bu hale geldi. Birçok insanın emeğiyle bu hale geldi.

Gerçekten bambaşka bir 9 gün geçirdik. Tiyatroların telefonları susmadı, her tiyatro için geçerli bu. Bu bize başka bir umut verdi. Hele böyle bir süreçte bizim için bambaşka bir motivasyon kaynağı oldu. Eğer seyirci istiyorsa, ki istediğini görüyoruz, elbette devamı gelir diye düşünüyorum.

Altkat Sanat olarak yeni sezonda sergileyeceğiniz/hazırladığınız oyunlardan kısaca söz edebilir misiniz?

Sevdalı Bulut

Sevdalı Bulut

Biz bu yıl Nâzım Hikmet’in bir masalından uyarladığımız Sevdalı Bulut adlı oyunu sergiledik. Aslında biraz geleneksel bir hale geldi; yıllardır Nâzım’ın gerek şiirleri gerek yazılarından derlediklerimizi bir biçimde oyunlaştırıyoruz ya da geleneksel olarak okuma tiyatrosu yapıyoruz her Ocak ayında.

Sevdalı Bulut aslında bir aşk masalı. Neden böyle bir şey tercih ettik? Gerçekten içinden geçtiğimiz dönem insanların birbirlerini yıprattığı, insanların birbirini örselediği bir dönem. Herkes bir anda vatan haini olabilir, zaten bu ülke siyasi iktidar tarafından sürekli kamplaştırılmaya çalışılıyor. Türk, Kürt ya da Alevi, Sünni gibi ayrımlarla. Bizim de tiyatrodan bir şey söylememiz gerekiyordu. Bu biraz daha naif bir söylem diyebiliriz; sevgi üzerine oluştu. Ayşe, Bulut’a âşık oluyor ama bu aşk ona aynı zamanda mücadeleyi de öğretiyor. Sezon boyu Altkat Sanat’ta devam edecek.

Bir de 22 Ekim’de prömiyerini yaptığımız Mutlu Aile Fotoğrafımızın Perde Arkası adlı oyunumuz var. O da ilk kez oynanacak bir metin. Yazar Ali Cüneyt Kılcıoğlu yazdı, bize gönderdi ve biz oynamaya karar verdik oyunu. 12 Eylül döneminden hareketle toplumdaki yozlaşmayı, çürümeyi anlatan bir oyun. Aile içerisindeki ihbarcılıktan tutun, kolay yoldan köşe dönme duygusu, emek vermeden kazanma duygusu vs. Bütün bunlar oyunda işleniyor. Bu oyunu da sezon boyu başka sahnelerde oynayacağız; Altkat Sanat sahnesinde olmayacak.  Kozzy’de sahnelenecek ve 22 Ekim’den sonra Barış Manço Kültür Merkezi’nde olacak.

Bir de atölyelerimiz var. Zaten geleneksel hale dönüştü atölyelerimiz. Amacımız, daha fazla insanın tiyatroyla temas etmesi ve oyuncu olmak istemeseler bile iyi birer seyirci olmaları. Bunlar kritik bizim için, yani bilinçli seyirci haline dönüşmeleri. Aynı zamanda bir seyirci yaratma, bilinçlendirme hareketi de diyebiliriz. Birçok öğrencimiz oldu. Bu bizi mutlu ediyor. Tiyatro bir ateş ve bir biçimde başka yerlere de sıçramış oluyor aslında.