Rock Kütüphanesi, her ne kadar şu an itibarıyla Pulbiber’de bir köşenin adı olduysa da aslında ilk halinin hazırlığı aylarca süren ve yine aylar önce yayına giren bir online bibliyografyanın adıydı. Halen rockKutuphanesi.com adresinde var olsa da araya giren pek çok yoğunluktan ötürü son güncellemeleri yakalayabilmiş değil. Bu köşe sayesinde hem arada artık birer nostalji haline gelmiş Rock müzik kitaplarına dönüş yapacağız, hem de az sayıda da olsa yeni gelen kitaplara ve ilgili yayınlara bakacağız.

Köşenin bu ilk yazısında, web sitesinde de yer alan haliyle, “Rock Kütüphanesi nedir, neden yazıldı/yapıldı?” gibi soruların cevabıyla bir tanışma merasimi yapalım istedim.

Bu bibliyografya, genel anlamda müzik yayıncılığı, özel anlamda Rock müzik kitaplarıyla ilişkilendirilebilse de, çıkış noktası bir özlem, bir nostalji eğilimi olmuştur.

Doksanlar

Benim ergen veya genç değil, tam olarak çocuk olduğum yıllardı. Yine de ayrıntılarına varana kadar dün gibi hatırlayabiliyorum çoğu şeyi. Hem hayatımda, hem ülkede olan biteni…

Seksenleri, doksanları yakalayan tüm Rock dinleyicilerinin, gönül verdikleri müziğin ve sanatçıların peşinde koşma hikâyeleri meşhurdur ve ayrı ayrı hepsi güzeldir. CD’lerin, MP3’lerin, internetin olmadığı, kasetçalara koyacak kasetlerin dahi zor bulunduğu zamanlar…

Bugünün sıkı ve çok okunan müzik yazarlarının anlattığı hikâyeler aslında benim için de tanıdık. Küçük bir farkla: Her şeye rağmen 1-0 avantajlı başlayan şehirli çocuklara karşın ben, yıllar sonra yeniden yerleşmeyi seçtiğim ama ben çocukken birçok imkânın olmadığı bir kasabada büyümüştüm.

Elimde neler vardı, bakalım

Eko TV'de Yavuz Çetin

Eko TV’de Yavuz Çetin

Çocuk yaşlarda dirilen Rock müzik aşkı, moda akımı gibi her eve giren çift yüksek kolonlu, radyolu, çift kasetçalarlı, cam kapaklı müzik seti, aynı odada büyünen bir dayı, dayının yemekten içmekten artırarak eve getirdiği Sepultura, Black Sabbath, Metallica, Nirvana, Obituary, Slipknot, Guns’n Roses kasetleri, Blue Jean dergileri…

Biraz zaman geçince bunlara eklenen, TRT’de hafta sonu yabancı müzik yayını (ki Rock parçaları da nadiren çalınırdı), önce Eko TV’de, sonra Dream TV’de ve yaklaşık eşzamanlı olarak Radyo D’de program yapan Güven Erkin Erkal’ın yayınları…

Elde olan bunlardı. Daha sonra kendi küçük kasetçalarıma, her pazar gecesi -şimdilerde cumartesi-, ertesi gün okul olmasına rağmen gece 2’ye kadar bekleyerek, çalınan parçaları kaydettiğim Maksimum Rock programı da kişisel olarak anlamlıdır benim için. Kim bilir nerede o kayıtlar şimdi?

kemanci-logo

İstanbul’da ancak 2009’dan sonra yaşayabilecektim; fakat Köprüaltı Kemancı’dan Taksim’e, Ortaköy tayfasından Kadıköy sokaklarına, Akmar tayfasına kadarki dönemi ve ruhu, işte tüm bu mecralardan derleyip hafızama kazıyordum.

Doksanlar geçti; hem Türkiye’de hem dünyada yeni sanatçılar, gruplar, akımlar çıkıyor. Tamamını çöpe atamam fakat yaş almakta olan herkes gibi sanırım bilinçaltı şablonlarımı kırıp bugünlere, geçmişe sarıldığım gibi sarılamıyorum. Sadece kültürel bir durum değil bu; milenyum milenyum diye çatladığımız şey, üzerimizden bir tank gibi geçti. Dünyada olanlar, memlekette olanlarla birleşti; “insanlık” ideali düş kırıklığına uğradı, sahillere çocuk cesetleri vurdu, ölüler derin dondurucuda saklanmak zorunda kaldı, tecavüzler, pedofili, kan, kin, savaş derken çok da yabancı olmadığımız “zulüm” olgusuna yeni tarzlar eklendi.

Tüm bunlar içerisinde, sıkı sıkı sarıldığımız az şeyden biri müzikti ve eskilerdeki müziğin de ruhu milenyumla birlikte biraz eksildi. Yine de sarılıyoruz tabii, bir ümitsizlik metni değil bu.

turkiye-rock-tarihi-ilk-cildi-saykodelik-yillar-5320992_5627_o

taslar

Ben neyim, beni ne büyüttü, ne oluşturdu bugünkü halimi?

Bunu sorduğumda karşıma başlı başına iki şey çıkıyor: Kitaplar ve Rock müzik. İşte bu bibliyografya, geçmişin nostaljisini ararken kademeler halinde büyüyüp olgunlaşan bir fikrin, özlemin ürünü. Aynı zamanda beni büyüten kitaplara ve Rock müziğe, tek defada aynı anda teşekkür etme şansı. Bu şans; hem bir yazar hem de bir Rock dinleyicisi olarak verilmiş bir tür lütuf gibi…

turkrock

0iyiler1Hem muhtelif araştırmalara kaynak olsun, hem de Rock arşivine bir katkı olsun diye aynı zamanda…

Bulutsuzluk Özlemi’nin “Üretmeliyim, üretmeliyim…” mırıldanışları gibi, üreten sadece üretmiş olmakla yetinmeli diye düşünenlerdenim. Tıpkı bu arşivde adı geçen tüm yazarlar, araştırmacılar, editörler, çevirmenler gibi…

Güven Erkin Erkal’ın yıllardır değişmeyen program finalleriyle bitirelim; “Sert kalıp taviz vermemek” adına… \m/