Radyo programları ve müzik yazılarıyla tanıdığımız Murat Beşer’in yeni kitabı Yoldan Çıkmış Simalar, İletişim Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Murat Beşer’in kitaptaki giriş yazısı şöyle:

Birkaç şey buluştu, bu kitabı hazırlayan nedenler oluştu. Ancak öyle bir çırpıda değil, 10 yıla yayılan uzun bir zaman içinde…

Öncelikle Açık Radyo’da yıllardan beri “Mint” programını hazırlayıp sunan iki hınzır (Mert Emcan ile Efkan Kula) attı ilk taşı. Hiç unutmuyorum, bana sanki haince bir plan hazırlamışçasına konuşurlarken bir yandan pis pis sırıtıyor, öte yandan da Peyote’nin loş masasına çöreklenmiş, soğuk tombul şişe biralarını yudumluyorlardı. Biri göbekli, diğeri çöp gibi olmasına karşın hangisinin daha çok bira içtiği saptanamayan bu iki herif, aslında bana yaşamım boyunca not düşmekte tembellik ettiğim için kafama yazdığım tutkularımın hatıra defterini uzatıyordu.

Hava kapalıydı; izbe ve sırların dökülmesine müsait bu bar köşesi de yaşamsal kararlar almaya oldukça elverişliydi. Teklifi yapan iki adi rock’n roll’cunun haddinden fazla ısrarcı oluşlarını hesaba katmıyorum bile. Neyse, aslında ben de gönülsüz sayılamazdım, azıcık nazlanıyordum işte.

Söyledikleri şuydu:

Stüdyo İmge sitesi için, arşivimdeki 10 en “leş” ve genelde gün ışığına çıkmamış gençlik zevklerimi yansıtan fetiş plakların kişisel hikâyeleriyle karışık, arz ettikleri öneme ilişkin yazılar istiyorlardı dizi halinde.

Başladım; en iyi hatırladığım yerinden, en çok sevdiğim kişilerden, en çok dinlediğim plaklardan. Önceleri mevzu basit gibi görünüyordu. Bu plakları bana çağrıştırdığı insanlarla ve anılarla buluşturuyordum. Ancak geçmişi nostaljik basitliğe, ucuzluğa düşmeden zapturapt altına almak hiç de o kadar basit değildi. Geçmişe muktedir olmanın tek yolu, onları geleceğe taşımaktı. Giderek boyut değişti; ben mi yazıları yazıyordum, yazılar mı kendilerini bana yazdırıyordu, hesap şaştı.

yoldancikmissimalar

Hatıralar onları hatırladığımız ve yazdığımız gibi olsa da tarih dediğimiz şey kâğıda düştüğümüz nottan ibaret değildi.

Yazıların direksiyonu en nazik yerinde ve zamanında kırıldı, ıssız bir yola doğru. Elinizdeki kitap, “Ben yazmazsam hiç kimsenin yazmayacağı şey ne olabilir?” diye kendi kendime sorduğum sorunun yanıtı olarak şekillenmeye başladı. İşte ondan sonradır ki, bir günden diğerine ıkına sıkına geçen, özgürlüğüne ölümüne düşkün, bilinçli ya da bilinçsiz boyun eğmeyen, hizaya girmeyen, toplumun kendisine biçtiği karikatür rolü kabul etmeyen portreler düştü aklıma bir bir.

Şaşaaya, sınıf atlamaya, paraya pula, kariyere, şana şöhrete yüz değil, sırt çeviren, birçoğumuza anlamsız görünen ancak meşrebimizce ehemmiyet verdiğimiz bazı ana yoldan çıkmış ama müziğin izinden milim şaşmamış simaların unutulup gitmesine seyirci kalmaya gönlüm elvermedi. Aslında onları siz de tanıyorsunuz, benimki bir tür aracılık…