Gezginler arasında kimisi var ki, gezerken peşinden sürüklüyor insanı. Sınırlar içinde kalanlar için bile umut oluyorlar belki de. Onlardan biri. Okan Okumuş.

Okan Okumuş’un blogu. Sinirlarikaldirdim.blogspot.com. Okan Okumuş’un twitter hesabı. Ve kitapları. Dalgalar halinde ismi yayıldı ünlü gezginin. Kalemi, üslubu, paylaşımları sevildi. Yetmişten fazla ülke gezmiş olan ve alternatif seyahat rehberleri hazırlayan Okan Okumuş, Londra’da yaşıyor. Ve elbette sık sık geziyor. Biz kendisine uzaktan selam verdik. Hızlı ama dolu dolu bir selamdı…

ookumuskitap__Sizin kadar öğrenmeye meraklı ve gözlem yapmayı seven bir gezgin, en az uçuş milleri kadar neler biriktiriyor merak konusu olabilir pekâlâ…

Biraz klişe olacak belki ama dostlar biriktiriyorum en başta ve bu benim için en kıymetlisi. Örneğin; şimdi Latin Amerika’ya dönsem evinde kalabileceğim, kardeşim dediğim onlarca arkadaşım var. Seyahat ettikçe edindiğim yaşam tecrübesine gelince… Bir Viking atasözü, “Dünyanın yollarını kateden ve uzaklara giden kişi gerçek bilgedir” der. Başka kültürleri tanımak, bilmediğiniz yemeklerden yemek, meyvelerden tatmak, dünyanın enfes manzaralara sahip yerlerini görmek, gittiğiniz her ülkede yeni arkadaşlar edinmek gibisi var mı!

Elektrik mühendisliği okurken geleceğinize şöyle bir baktığınızda bugünkü gezgin-yazar kimliğinizi öngörüyor muydunuz?

Aklımda bile yoktu. Malum, eğitim sistemimiz sana kendi topraklarına âşık olmayı öğretir; “Dünyanın en güzel ülkesi senin ülkendir, zaten gezmene, başka bir yere gitmene ne gerek vardır?” Tek kültürlü bir yaşamın ne kadar renksiz olduğunu, bir ağaç olmadığımı anlamam benim için de biraz zaman aldı.

Ne özgürleştirici bir eylemmiş aslında seyahat etmek

Kendinizi gezginlik seçiminizden önce “tembel bir adam” olarak tanımlıyorsunuz. En azından Twitter paylaşımlarınızda bu söyleminize rastladık. Ne oldu da gezmek kanınıza girdi?

Evet, Bezgin Bekir’di adım üniversitede. İlk seyahatlerim Prag ve Bangkok’a turlarla gitmiştim. Derken bir arkadaşla kendi başımıza Kamboçya’ya gittik, Angkor Wat’ı gördüm ve işte orada bir kırılma yaşadım. Kimseye bağlı kalmadan gezmek ne kadar güzel bir şeymiş, dedim kendi kendime. Ne özgürleştirici bir eylemmiş aslında seyahat etmek, ne kadar mutlu hissettiriyormuş insanı. Dünyada böylesi kim bilir ne kadar çok muhteşem yerler vardı, tüm dünyayı görmeliydim. O geziden sonra bir daha da yerimde duramadım.

ookumuskitap_doguGezmek uğruna nelerden vazgeçtiniz? Mesela daha çok gelir, iş hayatında statü vs.

Kariyer, statü, bunlar gerçekten umurumda değil. İşimin seyahat etmemi, hedeflediğim kitapları yazmamı engellemiyor olması çok önemli. Bu yüzden işyerinde düşük bir profil çiziyorum. Bu anlamda İngiltere’de yaşadığım için şanslıyım. İş ve özel hayat dengesini kurabiliyorum. Ayrıca hatırı sayılır bir tatil hakkım var.

Bir seyahat rotası belirlerken kriterleriniz neler oluyor?

Seyahat ettiğim yerlerde beni çeken şey, o ülkenin kültürel-tarihsel-doğa zenginlikleri. Bu üçü bir araya geldiğinde bana yetiyor. Bunun yanında çok renkli bir festival de o yeri seçmeme neden olabiliyor. Sahile gidip günlerce güneşin altında pineklemek hiç bana göre değil. Turistik yerlerden de özellikle kaçınıyorum; bakir yerler, alternatif bölgeler keşfetmeye çalışıyorum. Az ziyaret edilen ülkelerdeki insanlar daha kendi hallerinde ve doğal oluyorlar, turist görünce gözlerinde dolar işaretleri belirmiyor. Bir yeri turist kafileleri sarmışsa ben o anda orada yokum.

ookumuskitapİyi bir gezgin çantasının olmazsa olmazları nelerdir? Buna en güzel cevabı Okan Okumuş verir diye düşündük.

Adaptör ve kulak tıkacı! Uykunu iyi alacaksın ki ertesi gün yolları zinde bir şekilde arşınlayabilesin. Çantanın içine ne kadar az ve hafif şey koyarsan o kadar rahat edersin. Örneğin, mayıs ayında çıktığım iki aylık Afrika seyahatinde sırt çantamın ağırlığı altı kilodan azdı. Gezginlikte tecrübe kazandıkça hafif seyahat etmekte de uzmanlaşıyorsun.

Bu kadar seyahat sırasında yazmak için zamanı nasıl yönetiyorsunuz? Bugüne dek kaç not defteri tükettiğinizi tahmin edin desek ya da…

Gerçekten sayısını bilemiyorum, kim bilir kaç not defteri bitti. Uçak ve otobüs yolculuklarında, kimi zaman kafede, bazen de gün bitince yatağımda kafa lambamla muhakkak o gün gördüğüm şeyleri yazıyorum. Bu yıl Yeşil Burun Adaları’na gittiğimde Cesaria Evora’nın sanatçı dostlarına ve torununa ulaştım. Böyle zamanlarda bir gazeteci gibi anlık notlar aldığım da oluyor.

Savaştan kaçan insanların perişanlığı kimseyi ilgilendirmiyor

“Sınırları kaldırdım” ilginç ve protest bir başlık. Neden bu başlık ve sonu ne olur acaba?

Afrika’nın sınırlarının nasıl çizildiğini bilirsiniz değil mi? Sömürgeciler ellerine cetveli alır, haritaya düz çizgiler çekerler. Etnik gruplar, dinler, diller, farklı kültürler umurlarında bile değildir. Kabilelerin yarısı bu ülkede, diğer yarısı öbüründe kalır. Günümüze gelelim.

Yabancı düşmanlığının giderek arttığı, her geçen gün daha çok sağa doğru savrulan Avrupa’nın ve ABD’nin durumunu görüyorsunuz. Savaştan kaçan insanların perişanlığı kimseyi ilgilendirmiyor. Mültecilere yardım etmek bir yana, sınırlar sanki daha da kalın çizilmek isteniyor. Çoğu ülke utanmasa sınırlarına yüksek duvarlar örecek. İnsanlar sınırın diğer yanında doğdu diye birbirini öldürmeye hazır. Halbuki bir araya gelseler, oturup konuşsalar çay içecek, sarılacaklar belki de.

İşte sınırların çağrıştırdığı her türlü olumsuzluğa karşı durmanın en güzel yollarından biridir seyahat etmek. Empati yapmayı, karşındakini daha iyi anlamayı sağlar, önyargılarından arındırır. Kültürler arasındaki en sağlam köprüleri de elbette -her anlamda- sınırları kaldıran gezginler kurar!

Okurlarınızdan gelen atipik sorular vardır muhakkak. Birkaç tanesini paylaşır mısınız?

Evet, var ama o soruları yönelten okurlarımın burayı okuması da ihtimal dahilinde. Kimseyi gücendirmek istemem, dilerseniz bu sorular bende kalsın.

Bir gezginin arşivinin en değerli parçaları nedir acaba?

Her gittiğim yerden çok şey satın alırdım başta, bir hatıra kalsın isterdim o sevdiğim şehirden bana. Sonra baktım ki evde koyacak yer kalmadı, tezgâhtarlarla selamı kestim. Şimdi sadece yollarda tanıştığım dostların verdiği küçük armağanları taşıyorum evime. Fotoğrafçılığa merak saldım son yıllarda. O karelerdir en değerli arşivim. O çektiğim binlerce fotoğraflara doya doya dönüp bakacağım ileride.

Eskisi gibi okuyabilmeyi çok özlüyorum

Sizi birçok gezgin-yazardan farklı kılan bir yönünüz de yazım diliniz, üslubunuz. Okumayı, özellikle edebiyatı ve tarihi seven biri olduğunuz algısı uyandırıyor. Kimleri okuyorsunuz?

Üniversite yıllarıma kadar Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski, Balzac, Flaubert, Gorki, Brontë Kardeşler, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Muzaffer İzgü, Sait Faik, Fakir Baykurt gibi yazarlarla beslendim. Bilmiyorum neden, döner döner şu üç kitabı bir daha okurdum: Tırpan, Halo Dayı ve Tatlı Betüş. Sonra seyahat etmek hayatımda büyük bir yer kaplamaya başlayınca, yollarla ilgili kitaplar ve rehberleri hatmeder oldum.

Tezer Özlü, Italo Calvino, Cesare Pavese üçlüsünü çok sevdim. Stefan Zweig ve George Orwell’a büyük hayranlık duydum. Alternatif seyahat rehberleri yazdığım bu son dört yıldır kitap okumak güçleşti. Artık kitap yazmak tüm zamanımı alıyor. Yalnızca araştırdığım kaynakları okumaya fırsatım var. Bolca tarih ve siyaset kitaplarına dalıyorum. Oradan oraya savrulup bazen kendimi üniversite tezlerinin, makalelerinin içinde buluyorum. Yanlış anlaşılmasın, bundan da çok zevk alıyorum, çok şey öğreniyorum ama ne yalan söyleyeyim, eskisi gibi okuyabilmeyi çok özlüyorum.

china_ookumus

Çin

Eklemek istedikleriniz.

Kimileri nedense seyahat etmeyi lüks görüyor ve pahalı bir hobi olduğunu iddia ediyor. Oysa her şey tamamen bir öncelik meselesi. Eğer önceliğiniz perdenizi, halınızı, cep telefonunuzu ya da arabanızı değiştirmekse ya da asla konforunuzdan ödün vermeye yanaşmıyorsanız, ömrünüz boyunca gezemiyor olmaktan şikâyet etmeye devam edersiniz.

Ne mi yapacaksınız? En basitinden seyahat forumlarını tarayın, gezi rehberlerini okuyun. Kendi rotanızı belirleyin. Uçak biletini en ucuza bulmanın yolunu araştırın. Couchsurfing gibi misafir ağırlama organizasyonlarına üye olarak yerel halkın evinde ücretsiz konaklayın. Olmadı, hostellerin koğuşlarında ya da Airbnb gibi siteler aracılığıyla bir evin bir odasında ucuza kalın.

Gittiğiniz yerlerde yerel ulaşım araçlarını kullanın. Lüks restoranlar yerine halkın yediği yerlerde yemek yiyin. Halen bütçeniz yetmiyor mu? Workaway, HelpX ya da WWOOF gibi organizasyonlara üye olarak bir yandan çalışıp yemek ve konaklamanızı bedavaya getirin, bir yandan da gezin. Diyeceğim o ki; derdiniz gerçekten seyahat etmekse inanın sizi kimse durduramaz.