Mam’Art Tiyatro, sezona yeni oyunu Nereye Gitti Bütün Çiçekler ile 8 Kasım’da başlıyor. Eve Ensler metninin serbest uyarlaması olan oyun, oyuncu kadrosuyla ve hikâyesiyle dikkatleri çekiyor. Bugün küresel bir sorun haline gelen, en ağır konulardan birini anlatıyor bu oyun: Mültecilik.

Nereye Gitti Bütün Çiçekler, 8 Kasım’da Garaj İstanbul’da prömiyer yapıyor. Aylardır sıkı bir prova sürecinde olan ekiple buluştuk. Tiyatro derken hayat ve sanat da söyleşiye kaçınılmaz olarak yansıdı elbette.

Bizi kemiren bir hikâyeyi sahneye taşıyoruz

Oyunun yönetmeni ve metnin çevirisinde, uyarlamasında da imzası olan isim Tuğrul Tülek. Son yıllarda tiyatronun öne çıkan genç ve yaratıcı isimlerinden. Geçtiğimiz sezondan bu yana Feri Baycu Güler ile birlikte yürüttüğü Mam’Art yapımlarındaki sahneleme tarzıyla da dikkat çekiyor. Tülek, son 2 sezondur Mam’Art ile süren çalışmasını anlatıyor.

“Bizim Feri ile tanışıklığımız eskiye dayanır. Bir gün bana bir tiyatro açma ve istediği gibi tiyatro yapma fikriyle geldi. Yavaş yavaş adını koymadığımız bir ortaklık böylece başlamış oldu. Aslında hayata aynı taraftan bakanlar bir şekilde birbirlerini buluyorlar galiba. Biz Feri ile daha grubun adını koymadan yol almaya başladık.”

Feri Baycu Güler, isim konusunda merakımızı gideren bir açıklama yapıyor.

“Mam’Art’ı kurduğumda isim konusunda güçlük yaşadım. Yani bulamadım. Bir gün kızımı aradım ve bana en sevdiği süper kahramanın adını söylemesini istedim. O da bana, ‘Anneciğim, benim bir tane süper kahramanım var. O da sensin,’ dedi. Böyle doğdu ismimiz. ‘Annemin Sanat Evi’ yani.”

Mam’Art’ın ilk yapımı 2015’te sahnelerde olan Özel Kadınlar Listesi idi. Tuğrul Tülek, o süreci ve bugün geldikleri noktayı şöyle anlatıyor:

tugrultulek

Nereye Gitti Bütün Çiçekler’in yönetmeni Tuğrul Tülek  Fotoğraf: Serkan Kızılkaya

“Mam’Art için iyi bir başlangıç oyunuydu, temiz bir işti. Hep birlikte neler yapabileceğimizi görmek adına da önemliydi. Şimdi bunun daha fazlasını yapmak için çalışıyoruz. Nereye Gitti Bütün Çiçekler’i de bu nedenle seçtik.

Bu oyunu seçmemizin nedenlerinden bir tanesi tabii ki dokunduğu konular. Rahatsız edici diye nitelemek az kalır. Hepimizin yaşadığı, kafamızı ve kalbimizi yoran bir mevzuya değiniyor olması önemliydi. Mültecilik konusu biliyoruz ki, hepimiz için global bir gerçek.

Bizi kemiren, içten içe korkutan bir hikâyeyi sahneye taşıyoruz. Mültecilik, herkesin başına gelebilecek bir durum. Bu oyun da bundan  bahsediyor. Şehir insanın da başına gelebilecek olmasını anlattığı için çok önemli bir oyun. İnsanın kanı daha çok donuyor.

Sadece köylerde, kasabalarda ya da gelişmemiş şehirlerde bulunanların yaşama ihtimali olan bir durum değil. Hikâye bunu apaçık ortaya koyuyor. Bu tarafı beni çok etkiledi.”

Eleştirmiyorsak neden sanat yapalım ki?

Feri Baycu Güler, Nereye Gitti Bütün Çiçekler’i metin olarak önceden de bilen bir isim.

“Çok etkilenmiştim yıllar önce okuduğumda. Yeni oyun ararken de Tuğrul’u, ‘Evreka!’ diye aradığımı hatırlıyorum. Oyunu çok seviyorum. Mesela Vajina Monologları, Eve Ensler metinleri arasında gözdem değildir. Bu metin bir başka benim için.”

Tuğrul Tülek ise Nereye Gitti Bütün Çiçekler’in metnini ilk okuduğumda çok öfkelenmiş. Nedenini kendisi anlatıyor.

“İnsan hayatının bu kadar pamuk ipliğine bağlı, risk altında oluşu ve 20 tane adam yüzünden tüm dünyanın bu hale gelmiş olması beni çok öfkelendirdi. Biz gerçeklerden bahseden bir oyun yapıyoruz. Bu gerçeklerin sebebi de biz değiliz. Elbette olanı biteni eleştiriyoruz  yoksa neden sanat yapalım ki? Picasso’nun en bilinen eseri neden Guernica’dır? Çok iyi bir resim olduğu için değildir sadece bu bilinirlik; hikâyesi nedeniyledir. Bir filme ya da oyuna gittiğimizde neden çok etkileniriz bazen? Çünkü içimizde bir şeyler, ya sevgiyi ya nefreti ama illa ki bir duyguyu yükselttiği için. Ve ağlasan da öfkelensen de iyi hissedersin. Bunlara yol açmıyorsa ne anlamı var ki sanatın?”

Şarkıdan ilhamla yeni isimle sahnede

Eve Ensler, tiyatro seyircisinin özellikle Vajina Monologları ile tanıdığı bir yazar. Fakat bu oyunu kaleme alma ve seyirciye sunma hali farklı olmuş. Tuğrul Tülek anlatıyor.

“Ensler, Bosna Savaşı esnasında gidip oradaki kadınlarla söyleşiler yapmış. Derdi, bir an önce bu hikâyeleri duyurmakmış. Tiyatro bu güce sahiptir işte; bir sorun olduğunda acilen olay yerine gidip müdahale ederek ileten olabilir. Ensler de bunu yapmış. Aralarında Marisa Tomei, Meryl Streep, Glenn Close, Anjelica Huston gibi çok önemli oyuncuların olduğu bir ekiple de okumasını yapmış. Bu isimler de Eve Ensler gibi aktivist ve feminist kişilerdir. Okuma tiyatrosu için çok sıkıntılı bir metin değil ama oyuna dönüştürüldüğünde müdahale edilmesi gereken yerler vardı. Bu nedenle bizimkisi bir serbest uyarlama. Bazı sahneleri değiştirdik, kimisinin de matematiğini. Şarkıları da bu nedenle ekledim, orijinal metinde yoktu. Orijinal adı olan Necessary Targets, yani Zorunlu Hedefler’i kullanmıyoruz biz. Çok sevdiğim bir şarkı olan Where Have All The Flowers Gone’ın Türkçesini çok yakıştırdım.”

Oyun, hikâyesi itibarıyla acı ve ağır dolu bir ritme sahip izlenimi uyandırabilir. Ama yönetmenin önemli bir notu var:

“Burnumuzun dibinde oyunda aktarılanlardan çok daha ağırlarını yaşayanlar da var belki de. Bir Batılı ya da Amerikalı için dehşet hikâyeler olabilir bunlar ama bence bizim dehşet skalamız o denli yükseldi ki bizim seyirci belki normalleştirir bile. Çok merak ediyorum. Hepimiz heyecanlıyız. Oyuncular hep sahnedeler; hiç inmiyorlar sahneden. Şarkılar söylüyorlar, hep hareket halindeler. Hiç bitmeyen bir enerji ve ritim var.”

Söz oyuncularda

 

ekipnereye

Nereye Gitti Bütün Çiçekler’in önemli bir oyuncu kadrosu var. Oyun, 8 Kasım 2016 itibarıyla sahnede. Şenay Gürler, Hale Akınlı, Goncagül Sunar, Feri Baycu Güler, Gözde Kansu, Melisa Doğu, Ece Yüksel. Fotoğraflar: Serkan Kızılkaya

Feri Baycu Güler (Zlata)

Zlata adlı bir karakteri oynuyorum oyunda. Savaştan önce doktorluk yapan ve çok iyi şartlarda yaşayan biriymiş. Bu koşullara sahipken de birden kendini eskiden ineklerin uyuduğu yerlerde buluyor. Tüm standartları değişiyor ve bu yüzden çok sessiz, çok uzak ve doktorlarla da arasında bir mesafe var. Okur yazar ve bilinç düzeyi yüksek bir insan olarak da orada bulunma sebeplerini diğerlerine göre daha fazla sorguluyor. Özlem duyuyor eski güzel günlerine.

Aslında J.S. in savaş görmüş bir ülkedeki karşılığı Zlata’dır diyebiliriz. Zaten yavaş yavaş da bir dostluk geliştiriyorlar. J.S. in gözünün açılmasındaki etkenlerden biri de Zlata. Zlata oyunda hepimize, “Hey bir dakika, hiçbirimizin hayatı o kadar korunaklı değil!” diye düşündürten karakter.

Ece Yüksel  (Seada)

Oyunun en genç oyuncusuyum ben. Oyunun ilk yapılanma sürecinde Feri ile konuştuk. Yönetmenin Tuğrul olduğunu söyledi. Çok çalışmak istiyordum kendisiyle. Hocamdı zaten bir dönem. Ekibi de öğrenince iyice heyecanlandım. Seada, savaştan önce köyünden hiç çıkmamış genç bir kız. Savaş döneminde de başına çok ağır şeyler gelmiş. Bunları kaldırabilmek ve hayata devam edebilmek için kendine yeni bir dünya kurmuş. Ara ara gerçeklikle bağlantı kurarak, bazen de tekrar kendi kurduğu o dünyaya dönerek yaşama devam etmeye çalışan bir karakter. Oyunda ukulele çalıyorum. Gonca da gitar çalıyor.

Goncagül Sunar (Jelena)

Çok tatlı bir karakteri canlandırıyorum. Çok canlı, hayat enerjisi yüksek ve neşeli. Bütün bu acıların arasında bile, “Boş verin, hayat devam ediyor”, “İçelim”, “Sevişmek güzeldir” noktasında bir kadın. Ama oyunda her kadının bir kırılma noktası var ve benim karakterimde de oluyor elbette.  Sonuçta hiçbiri mutlu değil, sadece acıya karşı birazcık derileri kalınlaşmış. Jelena’da da bu durum var dolayısıyla. Oyun bence gücünü gerçekçi anlatımından ve sadeliğinden alıyor.

Oyunda beni heyecanlandıran bir şey de şarkı çalıp söyleme durumum olması. Önceden de şarkı söylüyordum ama gitar konusunda çeşitlememiştim kendimi. Daha bilindik akorlarla söyledim. Çalıştım bu oyun için. Prova aşamasında sesim de parmaklarım da açıldı. Bu konuda daha fazla kendime güvenim geldi.

Tuğrul gibi genç, yaratıcı ve dünyaya bakış açısını kendime çok yakın bulduğum biriyle çalışmak gerçekten şans benim için. Ekipteki tüm arkadaşlarım için de geçerli bu dediğim. Keşke filmlerde, dizilerde de böyle insanlarla çalışabilsek. Oyuncu arkadaşlarımı hayranlıkla seyrediyorum. Oyunumuzda herkesin ne kadar canla başla çabaladığını görüyorum. Bu kadar titiz davranmamız çok güzel. Bizim gibi insanların birbirine sahip çıkması lazım. Seyircinin gelmesi lazım. Farklı renkler, tatlar arayan insanların tiyatroya gelmesi lazım. Bu oyuna, bu ekibe ait hissediyorum kendimi.

prova

Provalardan…

Gözde Kansu (Melissa)

Ben ekibe en geç katılan ismim. Benim için biraz daha zor oldu açıkçası.  Tuğrul 8 Kasım’da prömiyer olduğunu söyledi ve “Var mısın?” dedi. Eve Ensler zaten benim çok sevdiğim biridir. Aktivist yanı çok önemlidir benim için. Oyunu da çok beğendim. Tuğrul’un hayal ve sahne gücüne de çok inandığım için teslim ettim kendimi. Aynı anda yeni başladığım bir dizi projesi de vardı.

Eve Ensler bence benim karakterimde kendisini yazmış. Yani bir yandan onu oynamak da cabası. Şarkılar da bir taraftan. Ama gerçekten çok güzel karşılandım ve adapte olmak kolay oldu. Melissa karakteri hem bir travma danışmanı hem de mültecilerin yaşadıklarından oluşan bir kitap yazıyor konuyla ilgili. Melissa’nın derdi gerçekten ne yaşanıyorsa onu doğru bir şekilde aktarmak. O yüzden sürekli bir kayıt cihazıyla dolaşıyor. O kayıt cihazıyla insanları iyieştiriyor da aynı zamanda; anlatıp rahatlamalarını sağlıyor. Bu acıların duyulmasını ve anlaşılmasını istiyor Melissa. Dünyanın ancak bu şekilde daha iyi bir yer olacağına inanıyor.

Şöyle de bir çatışma var: Bu kız çok da yalnız bir kız.  Bütün savaşlar olmasa ne yapacak, ne yaşayacak? Hayattaki en büyük derdi savaş bölgelerinin birinden diğerine gitmek; hep böyle bir seyir halinde. Oyunumuz umutlu bir oyun. Umut olmasa bu oyun olmazdı.

Hale Akınlı (Azra)

Oyunu okurken metne çok ısınamamıştım. İlk okuduğumda heyecanlanmamıştım yani. Ama Tuğrul’u tanıyorum; onun yaratıcılığını ve zekâsını biliyorum. Bu yüzden de inandım bu işe. Ayrıca hem onu hem de tiyatroyu özlemiştim. Kesin yargılı olmayıp denemeye karar verdim ve iyi ki öyle demişim. Şimdi Azra rolünü çok seviyorum. Çok gerçek bir karakter. Bana duygu olarak bir mültecinin neler yaşayabileceğini çok hissettiren, o acıyı yüreğime oturtan bir hikâyesi var karakterimin. Çok keyifle oynuyorum. Umarım bu keyfi, bu duyguları da seyirciye aktarabiliriz. Çok şeker bir ekiple birlikte olmanın da mutluluğunu yaşıyorum. Herkesin birbirine inandığı bir ortam.

Melisa Doğu (Nuna)

Bir metropol kızı, benim oynadığım karakter. Benim algıma ve şu anki yaşantıma yakın bir karakter. Çok zorlanmadım. Karakterimin tepkileri de bana yakın tepkiler. Metni ilk okuduğumuzda çok etkili geldi. Ama Tuğrul’un sözleri yazdığı şarkılarla eklenen müzik, uyarlanma hali oyunu hayalimizden başka bir yere taşıdı açıkçası. Sonuçta çıkan üslubu belirleyen yönetmeninizdir. Bu işte de doğru bir yerde buluştuğumuzu düşünüyorum. Ben de bu metni yönetmen olarak sahneleseydim Tuğrul’un yaptığı gibi sahnelemek isterdim. Tuğrul’un bakış açısının ve bu metne yaklaşımının beni daha özgür hissettirdiğini de söyleyebilirim. İçinde olmaktan mutluyum yani.

Şenay Gürler (J.S.)

Oyunda, Amerika’dan devlet tarafından görevlendirerek bölgeye giden bir psikiyatristi oynuyorum. Oradaki insanlara terapi vererek yardım etmek için geliyor. Hiç alışık olmadığı bir ortam buluyor ve başta çok rahatsız oluyor, hatta geri dönmeyi düşünüyor. Ama sonra bu insanları tanıdıkça, onların hikâyeleriyle empati kurdukça aslında kendi içindeki bazı şeyleri değiştiriyor. Yani bir dönüşüm yaşıyor. Diğer kadınlara bir şekilde değiyor, onları çözüyor ve anlıyor. Aynı zamanda da bu kadınların yaşadıkları, hikâyeleri karakterin kendi hayatına ilişkin bambaşka bir yere gitmesine sebep oluyor. Tam da karşılıklı bir dönüşüm yaşıyorlar kısacası.

Oyunda Gözde’nin oynadığı Melissa da benim karakterim de bölgede terapi için bulunuyorlar ama yöntemleri çok farklı. Karakter olarak da çok farklılar. Karakterimin oyunun başından sonuna geçirdiği değişim benim için çok önemli. Mülteci kampına gelen J.S. ile giden ya da gidemeyen -bunu bilemiyoruz- J.S. arasında çok büyük bir fark var. Bunun yanında beş mülteci kadının yaşadıkları, halen hayata tutunmaları çok etkileyici. Biz bugün her an mültecilerle ya da mülteci hikâyeleriyle karşılaşıyoruz.  Üzülüyoruz, ağlıyoruz ve hayatımıza devam ediyoruz.  Bu oyun bana her an her şeyin başımıza gelebileceğini daha çok düşündürdü. Oyun aynı zamanda bununla da yüzleştiriyor insanı; bu empatiyi kurduruyor. Tuğrul öyle bir sahneledi ki, özellikle şarkılar apayrı değer kattı.  Gerçekten de çok iyi bir ekip oluştu. 7 kadın sürekli sahnedeyiz ve şarkılar söylüyoruz. Benim için uzun zamandan sonra böyle bir oyunun içinde olmak çok mutluluk verici. Hepimiz bütünleştik. Biz elimizden geleni yapıyoruz. Umarım seyirciye de yansır.

Seyirciye notlar

  • Oyun tek perde ve süresi 80 dakika.
  • Biletler Biletix’ten ve salonların gişelerinden temin edilebilir.
  • Oyunda müzik çok önemli. Müzik direktörlüğünü Buket Bahar üstleniyor. Şarkıların sözlerini ise Tuğrul Tülek yazmış. Bir de sosyal sorumluluk boyutu var. Oyun broşürü içinde oyunun müziklerini içeren bir CD yer alıyor. Neden derseniz, güzel bir amaç uğruna. Bu CD’nin satışından elde edilen gelir de mülteci ailelerine gidecek.

Oyun takvimi

8 Kasım                     Garaj İstanbul (Prömiyer)
18 Kasım                    Caddebostan Kültür Merkezi
22 Kasım                   Garaj İstanbul
25 Kasım                   Trump Kültür ve Gösteri Merkezi
13 Aralık                     Moda Sahnesi