Kazım Koyuncu, 7 Kasım 1971’de Hopa’da doğdu. Çocukluk günlerinden sıklıkla bahsetmiştir röportajlarında. Özellikle babasından söz etme şekli hafızalarda yer etmiştir.

“Kitap okuyan babamdan kaynaklı olarak diğer çocuklardan farklı oldum.”

Müziğe başlamasında ise hem babasının ona aldığı mandolin hem de amcasının Almanya’dan getirdiği gitar etkili olur. 1989’da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girer. 1993’te ise okulu bırakır. Tek isteği müzik yapmaktır. Zaten 1991’de Ali Elver ile kurduğu Grup Dinmeyen ile tek albümlük müzikal bir tecrübesi olmuştur.

Çağdaş Oyuncular’ın sahneye koyduğu oyunun müziklerini yapar. 1993’te Mehmedali Barış Beşli ile Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) adlı yeni bir grup kurarlar. İki albüm yapar bu grup ancak 1998’de dağılır. Zuğaşi Berepe, Lazca söyleyen bir rock grubu olarak Türkiye’nin müzik tarihinde bir kilometre taşı olarak yerini almıştır.

Uzun saçları ve dimdik tavrıyla bu genç adam dikkatleri çekmiştir. Müziği ve tarzı gün geçtikçe daha büyük kitlelere ulaşır.

2001 yılında ilk solo albümü Viya! için çalışmalara başlar.  Bu albümdeki parçaları sonraki yıllarda daha çok sevilecektir. 2002’de Gülbeyaz adlı bir Karadeniz dizisinin müziklerini Gökhan Birben ile birlikte yapar.  Hatta dizinin bazı bölümlerinde de görünür. Bu dizi sayesinde Kazım Koyuncu tüm Türkiye tarafından tanınır, kucaklanır.

kazim_koyuncu_1

Ünlüdür artık. Haliyle konserler de  artar. 2004’te ikinci solo albümü Hayde yayınlanır. Albüm, satış rekorları kırar. Konser programı da artık sadece yurtiçini değil, yurtdışını da kapsar. Ancak sağlık sorunları artmaya başlar. 2004 yılının sonlarında kanser teşhisi konur. Doktorların uyarılarına rağmen konserlerini sürdürür.

25 Haziran 2005’te Türkiye ve müzik, Kazım Koyuncu’yu yitirir.  Ölümünden bir sene sonra anısına Dünyada Bir Yerdeyim adlı albüm hazırlanır.

Röportajlarından alıntılar

“Ben bir müzisyenim, ondan sonra biraz Karadenizliyim, ama hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim. Ve gerçekten doğru bildiğim bir şeyi en azından çok zorlanırsam ortaya koymaktan çekinmem.”

“Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlara, ateş hırsızlarına, Ernesto “Çe” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya.”