Önemli tiyatro gruplarından biri olan Emek Sahnesi’nin yeni adı geçtiğimiz günlerde Kadıköy Emek Tiyatrosu oldu. Emek Sahnesi’nin adıyla ilgili yaşananlar sosyal medya ve bağımsız haber sitelerince duyuruldu. Sanat camiasından bazı isimler ve kamuoyu büyük destek verdi gruba (ilgili habere buradan erişebilirsiniz). Grubun kurucularından Pınar Yıldırım ve Barış Atay ile bir araya geldik.

Yıldırım ve Atay ile tiyatro, bu ülke, korku, umut, sanat ve Kadıköy Emek Tiyatrosu üzerine konuştuk.

jcc4hxpl

Neden Emek Sahnesi adını seçtiniz?

Pınar Yıldırım: “Emek” adı bizim gibiler için çok kıymetli. Bizim sahnemizde bir araya gelen sanat insanlarının hayattaki duruşu emekçi-emek veren, hak, eşitlik, insan, sömürü karşıtlığı, antikapitalizm üzerine kurulu. Biz yıllar önce bir araya geldiğimizde birbirimize söz verdik. Maddi-manevi kimsenin emeğini sömürmeyeceğimize ve yaptığımız tüm işlerde bu minvalde bir söylemimiz olacağına dair. Hani bir tiyatro oyununu sahneye koyarken sorarlar ya, “Neden bu oyunu seçtiniz?” diye, mevzu da tam olarak bu. Biz “emek”i seçtik…

Olanlar size ne hissettiriyor? Kadıköy Emek Tiyatrosu oldu adınız şimdi. Öfkeli misiniz?

P.Y: Biz o süreci çok garip geçirdik. Tuhaf bir sakinlik vardı üzerimizde. Ben bunun nedenini kendi içimde de çözemedim. Biz sanatla uğraşan insanlarız. Öfkeyi kusarak değil, başka bir kanala akıtarak değerlendireceğimizi sanıyorum. Yani belki seneye bir oyuna yansır bu öfke, şu an bilemiyorum.

Devam ediyoruz

Sanatla ilgili sizin yaşadığınız benzeri olaylar sıklaştı. Alıştık mı bu olanlara yani?

P.Y: Hayır, alışmadık. Biz böyle bir şeye inanmıyoruz.

Barış Atay: Elbette öfkeliyiz. Bu süreçte aksi mümkün değil. Ama savaş ya da faşizm koşullarında en önemli şey öfkelenmemek değil, öfkeyi kontrol altında tutmaktır. Biz de öfkemizi kontrol altında tutup onu yönlendirebilecek, kazanmamızı sağlayabilecek, direnişe dönüştürebilecek bir yöntem arıyoruz. Bu yöntemi kâh yazıp çizerek, kâh gülerek güldürerek sunmaya çalışıyoruz. Devam ediyoruz. Devam etmek zorundayız çünkü. Mesele bağırıp çağırarak çözülebilecek bir mesele olmaktan çıkalı çok uzun zaman oldu. Sadece Diktatör‘de anlatılan da tamamen bu.

Sadece Diktatör

Sadece Diktatör

Devam ediyoruz da ne yapıyoruz peki?

B.A: Benim 74 yaşındaki ninem de televizyon karşısında otururken gerçekten çok dişli bir muhalefet yapıyor. Ben de diyorum ki; sen işi olan, duruşu, tavrı olan bir muhalif olarak benim ninemden fazla ne söylüyorsun? Eğer farklı bir şey söylemiyorsan şu gördüğümüz adamı ya da adamları sen, ben, biz yaratmış oluyoruz. Çünkü kimse gökten zembille diktatör olabilecek bir güçle inmiyor. Kısacası, bu saatten sonra sadece öfkeli olmanın bir anlamı yok. Ama öfkesiz de olmamak lazım. İşte o zaman alışmış oluyorsunuz.

Birçok tiyatrocu politik tavırları nedeniyle açığa alındı. Bazı sanatçılar da iş yapamaz hale getirildi. Sanata, sanatçıya yönelik baskı malum. Korkmuyor musunuz?

P.Y: Bu bir mücadele. Herkes ne yapabileceğini bulmalı ve ilkeleri çerçevesinde kendi konumunu belirlemeli. Herkesin ailesi, yaşam gailesi var. Barış’ın da çocuğu var, karısı var. Ama tavrı nedeniyle bazı yapım şirketleri ve kanallar için yasaklı bir oyuncu. Gelen birçok projeyi de ilkesel olarak kendisi reddediyor. Barış, savaşmayı tercih ediyor. Korkuyor insanlar, evet ancak mücadeleye ne kadar kararlı olduğunuzla ilgili her şey.

B.A: Hiç kimseye, “Sen nasıl korkarsın, neden korkuyorsun?” gibi sorular soramayız. Hepimiz korkuyoruz. Korkmamak zaten akıl kârı bir şey değil. Bir günde 370 dernek kapatılıyor. Kapatılırken insanlar karga tulumba götürülüyor. İnsanlar öldürülüyor, tutuklanıyor. Elbette korkarsınız ama hayatınıza, tıpkı öfke gibi hükmetmesine izin veremezsiniz.

Yeni bir perspektif yaratmaya çalıştık

Sizler de Emek’te koşullar ne olursa olsun sanat yaparak mücadeleye, direnmeye devam ediyorsunuz. Peki, nedir kuruluş hikâyeniz?

P.Y: Ben bir hayal kurdum, sonra aileme anlattım. Onlar da bu hayale maddi manevi destek verdiler. 2011 Kasım ayında burayı kiraladım, o gece yaklaşık 40 kişilik ekibimizi buraya çağırdım, onları da inandırdım ve hayali birlikte hayata geçirdik.

Alternatif sahnelerin iyiden iyiye artmaya başladığı bir dönemdi, değil mi?

P.Y: Alternatif mekânlar doğru tanım aslında. Bize, “Klasikler de sahnelemiyor musunuz?” gibi sorular da yöneltiliyor. Biz mekânsal olarak alternatif olmaktan, yaratmaktan bahsediyoruz. Evet, yaptığımız işler Devlet Tiyatrosu repertuvarından hayli farklıdır. Ama bu başka bir şey. Klasikleri de sahneliyoruz ve sahneleyeceğiz. Bir Othello‘yu konseptimize göre biz de uyarlar, sahneleriz.

B.A: Eğer tiyatroya bakış açısı konuşuluyorsa biz yeni bir vizyon, yeni bir perspektif yaratmaya çalıştık. Evet, maddi imkânsızlıklardan doğmuş olabilir. Evet, siyasi çalkantılardan ya da özgürce tiyatro yapamamanın getirdiği o zorluktan ortaya çıkmış olabilir. Ama bunun örnekleri dünyanın her yerinde var, Türkiye’de yeni yeni oluyor. Bizde her şey üzerimizde olan baskının yarattığı boşluklar sonucu ortaya çıktığı için bir akım olarak oluşmuyor aslında. Zorunluluktan oluşuyor. Bugün İstanbul’da 70 civarı alternatif sahne var.

P.Y: Sadece Kadıköy’de 49 tane var.

Bazen yıkmanız gerekiyor

B.A: Çok ciddi bir sayı ve tabii bu bazı şeyleri görünmezlikten çıkarmaya başlıyor. Mesela Afife Jale’de ödül vermek zorunda kalmaları gibi. Yok sayamıyorlar çünkü çoğalıyoruz. Alternatif mekânın en kısa tanımı nedir biliyor musunuz, herkese açık mekân.

P.Y: Biraz başkaldırı gibi de görebiliriz. Dünyada 1968 yılına dayanan, İngiltere’de başlamış bir geçmişi vardır alternatif mekânların. O kuşağın isyankâr yapısıyla da ortaya çıkmış. Mevzu biraz da alışılagelmişin dışına çıkmak. O klasik çerçeve ya da büyük sahnelerden çıkıp bir tekstil atölyesini, bir fırını dönüştürüp tiyatro yapma hareketi.

Kalıpları yıkmak yani.

B.A: En çok inandığım şey şu: Bazen yıkmanız gerekiyor, tamamen. Bazı şeyleri yenileme çabası faydasızdır, yıkılmaları lazım. Yıkımdan bazı durumlarda çok da korkmamak lazım. Yeni bir şey yaratmak istiyorsanız eskisini tamamen ortadan kaldırmak zorundasınız. Ama bizim iddiamız şu da değil: Var olan bütün tiyatro akımlarını yıkıp yerine yeni bir şey inşa edelim demiyoruz. Yepyeni oyunlar da yazalım, üretelim. Yeni oyun yazarları, yeni yönetmenler, yeni oyuncular yetişsin.

Masalların da değiştiğini söylemek istiyoruz

Emek’ten, duruşundan bahsederken “masalları günümüz gerçekliğiyle biçimlendiren” diye bir tanımlamanız var.

P.Y: Sergilediğimiz oyunlarda masallara değinmeyi ya da görsel olarak masallardan yararlanmayı seviyoruz. Masal derken onları yeniden biçimlendirerek, yeniden bakarak günümüz gerçekliğiyle sunmak elbette. Örneğin, Pamuk Prenses’e o naiflikte değil, başka bir gözle bakılması gerektiğine inanıyoruz. İnandığımız masalların içindeki gerçekliğin tamamen başka olduğunu, masalların da değiştiğini söylemek istiyoruz.

Babil

Babil

Oyunları nasıl belirliyorsunuz? Oyun seçkinize baktığımızda hep bir derdi, meselesi olan metinler, oyunlar dikkatimizi çekiyor.

P.Y: Her sezon bir çatı belirliyoruz. Ebru Nihan Celkan’ın yazdığı ve yönettiği bir oyun olan Babil ve Sadece Diktatör aynı dönem çıkan oyunlarımız. Aynı sezonda Küskün Müzikal de vardı, şu an yok. Hepsi aslında birbirinden farklı olsa da bir çatıyı oluşturuyor. Küskün Müzikal’de bir iktidar eleştirisi vardı ama bir aşk üçgeni üzerinden anlatılıyordu. Babil ve Sadece Diktatör de çatıyı tamamlamış oldu.

Küskün Müzikal

Küskün Müzikal

Yeni metinler, yerli yazarlara ve okuma tiyatrosu gibi etkinliklere de açık bir grupsunuz.

P.Y: Evet. Bir çağrımız oldu ve seksenin üstünde metin ulaştı elimize. Sahnemize ve konseptimize uygun olanları da seçtik. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yeni bir oyunu da var aralarında. Bir oyun yazdığını ve sesli duymak istediğini söyledi. Böyle çalışıyoruz. Kaç oyuncu gerekiyorsa toplanıp okuyoruz. Galata Perform’un okuma tiyatrosu etkinliğinden seçtiğimiz bir metin vardı. Yakında onun çalışmalarına başlayacağız. Savaştan etkilenen insanların hikâyeleri var o metinde de. Günümüzle eşdeğer bir konu o da.

B.A: Zaten artık ne günümüzle ilgili değil ki? Yaşadığımız çağla ilgili herhangi bir konu seçiyorsunuz ve hepsi bir şekilde bir yere oturuyor. Acı çok evrensel bir şey tabii ve artık insanların çektiği acının kaynakları da çok evrensel. Günümüzün neoliberal düzeni içinden her şeyi net görüyoruz. Dünya artık çok çıplak.

Sadece oturup hayal etmedik, koşturduk

İkiniz de Yeditepe Üniversitesi’nde okudunuz.

B.A: Evet. Pınar’la oradan sınıf arkadaşıyız. Sonra ben Kadir Has’ta da sinema televizyon üzerine yüksek lisans yaptım.

P.Y: Biz birinci sınıftan beri hep birlikte bir şey yapmak istiyorduk. Mesela Barış, film şirketini kurdu ve ilk filmimiz Eksik’i çektik. Bu da o zamandan beri hayallerimiz arasındaydı. Sadece okulda bir arada değildik; hayatımızı birlikte geçiriyorduk. Dizi senaryoları yazmaya kadar her şeyi yaptık.

eksik

Bir Barikat Film yapımı olan Eksik, 2015’te sinema seyircisiyle buluşmuştu.

B.A: Ben çocukluğumdan beri hep sinemayla daha haşır neşirdim. Bir gün bir film çekmek istediğimi biliyordum hep. Süreç de beni o noktaya dek getirdi. Pınar’ın hayali de hep tiyatro kurmaktı. Hayal etmenin ne kadar önemli bir şey olduğunu sonuçlarını görünce anlıyorsunuz. Biz hayal ettiğimiz şeyleri yaptık.

P.Y: Sadece oturup hayal etmedik, koşturduk da. Hiç olmayacak bir dizi projesi bile olsa alıp bir yönetmene götürdük. Kaza bile geçirdik, yolda ölüyorduk. (Gülüşmeler)

B.A: Ne kadar zor olursa olsun, uğraştığınız zaman sonuç alıyorsunuz. Yorucu, acı verici de olabilir ama bir sonucu oluyor. Bunu deneyimlemek yaptığınız işle ilgili müthiş bir gelişim de sağlıyor aslında.

Maddi olarak da bir mücadele sizinki.

P.Y: Biz para basan tiyatrolardan değiliz. Olanı paylaşan bir ekibiz. Hatta dışarıda çalışıp burayı yaşatıyoruz. Film şirketimiz var. Barikat Film. Dilerim orası kazansın.

(Gülüşmeler)

B.A: O da ne kazandı ya! Hakikaten film yapmak da ayrı bir delilik, özellikle bu dönemin Türkiye’sinde bağımsız sinema yapmak. Orada da müthiş bir tekelleşme var. Film çekmesem kafa daha rahat eder miydi, evet. Çok zor çünkü. Ama bir şey anlatıyorsunuz ve onun hazzı bana yetiyor.

Oyunlar, konserler ve sinema filmi

Peki, Emek’te yeni sezonda neler var seyirci için?

P.Y: Babil ve Sadece Diktatör devam edecek. Bulut Tiyatro ile ortak hazırladığımız, Ebru Nihan Celkan’ın yönettiği Biraz Sen Biraz Ben adlı oyunumuz 16 Aralık’ta prömiyer yapıyor. Trans hikâyelerin olduğu bir metin. Akabinde Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, demin bahsettiğim oyun var; bir pavyon hikâyesi. Bu sene kadın konsepti üzerinden gidiyoruz. Sezonun sonunda masallarla ilgili bir şeyler yapacağız. Her kadın bir masal anlatacak. Bunun üzerinde şu anda çok ciddi dramaturjik çalışma yapılıyor. Sahneleme olarak da tüm mekânı değerlendireceğiz. Seyirci de doğru hikâyeyi kendi bulacak.

B.A: Şubat’ta Kemal Dinç ve Ahmet Aslan ile bir projemiz var. Anadolu’nun direniş tarihi üzerine yarı müzikal bir anlatı. İki müzisyen arkadaşımız daha bizimle olacak. Ben anlatıcı rolünü üstleniyorum. 1300’lerde Pir Sultan Abdal ile başlıyor ve 68’lere, hırkadan parkaya uzanan bir yolculuk aslında hikâyesi. Yazın da bir sinema filmi çekmeyi planlıyoruz. Senaryosu hazır. Yine Onur Orhan yazdı.

P.Y: Ocak ayında da Ortaya Karışık konserinin ikincisi yapılacak. Yine Tiyatro Hal, D22 ve Kadıköy Emek olarak düzenliyoruz. Bu sefer İhtiyaç Haritası ile ortaklaşa yapacağız konseri. Yani toplanan para İhtiyaç Haritası’nın yönlendirmesiyle doğru bir yere verilecek. Belki bir köy okuluna tiyatro açarız. Bu konserleri devam ettireceğiz. Yapmazsak kendimize ihanet olacak.

ortayakarisik1

Ortaya Karışık’ın birinci konserinin afişi

Kasım- Aralık 2016 Programı

Soğuyunca Acımaya Başlar           24 Kasım
Babil                                                  26 Kasım ve 5-12-19-26 Aralık
Tevatür                                              25-27 Kasım
Medet                                                26 Kasım

cxtx9wjxaaekp0e-jpg-large

Tüm oyunların biletleri buradan temin edilebilir.