İşini düzgün ve bilimsel yapanlara sözüm yok ama sağlıklı beslenmeyi yaşam koçsuz, diyetisyensiz de başarabilirsiniz. Başlarda zorlayıcı olsa da çözüm basit aslında: Az ye, az iç, belli yemeklerden uzak dur ve spor yap. Ben yaptım oldu, size de tavsiye ederim…

_cat0018

Göbeğim bana başkaldırmıştı…

Fotoğraf çektirmeyi oldum olası sevmedim, sevemedim. Kırk yılda bir çekilenleri de sağa sola yüklemedim. Sosyal medyada, özellikle Instagram hesaplarımda (iki ayrı hesabım var, biri sadece yeme içme üzerine) geriye dönüp baktığımda, olsun olsun 15-20 kere görünmüşümdür binin üzerinde paylaşım içinde. Bunu neden mi anlatıyorum; geçen hafta sonu bir fotoğraf yükledim hesaplarımdan daha eski olanına (kapakta görüyorsunuz) ve kendi çapım düşünüldüğünde ortalık yıkıldı bir anda! Beğeni sayısı tavan yaptı, yorumlar aldı başını gitti. Birbirine bağlı olduğu için Facebook hesabımda da yayınlandı aynı fotoğraf. Orada da durum farklı değildi. Neydi bu coşkunun sebebi peki? Fotoğrafı gördünüz, üsttekini de. Aslında bu iki fotoğraf anlatıyor kısa sürede yaşadığım dönüşümü.

img_4769

Bira, o göbeğin altında değil artık…

Göbeğim, bağımsız bir
cumhuriyet olma yolundayken…

Sağ olsunlar, eş dost merak etti, ediyor. İnsanın kendisine dair yazı yazması kolay değil. Bugüne kadar yazdıklarım arasında pek örneği yok ama bu kez biraz da onların hatırına, biraz da başkalarına yararlı olabileceğim düşüncesiyle deneyeceğim:
Her şey, bir anda başladı aslında. Mart ayı ortalarında yaşam biçimimi değiştirmeye karar verdim. Ayakkabılarımın bağcıklarını bağlarken eğildiğimde bile nefes nefese kalıyordum. Merdiven çıkarken ne hale girdiğimi söylemeyeyim. Göbeğim, bağımsızlığını ilan etmek üzereydi. Dostların kötü esprilerine maruz kalıyordum. Üç haneliler ligindeydim artık…

Sadece keyif için için

Yılların ağır yiyicisi ve içicisi olarak zordu tabii böyle bir karar almak. Hayatını uzun süredir yeme içme üzerine yazılar, kitaplar yazarak sürdüren, bundan da keyif alan biri olarak ciddi bir mücadeleye girişecektim. Girdim de. Başlangıçta çok zorlandığımı itiraf ediyorum. Davetlerden (özellikle içkili olanlardan) uzak durmak, başlı başına bir mesele oldu. Rakı masasına oturunca, hele ilk yudumu alınca yaşadığına şükreden, o keyfi arayıp bulan ben, arayı açar oldum. Hedef, tamamen kesme değildi, gerçekçi olmazdı zira. Haftada bire sabitledim rakılı masaları. Daha bir ay geçmeden süre uzadı, hatta kimi zaman iki haftaya kadar çıktı. Evde içmemeye de dikkat ettim bu süreçte. İnanır mısınız, aramadım da. Hâlâ aramıyorum. Rakı masaları tamamen keyif odaklı hale geldi. Dönüşümümden memnunum…

img_2841

N’apıyoruz? Soldakini değil, bunu yiyoruz…

img_2824

Hamsinin de tavası güzeldir ama…

Yeme şeklinizi değiştirin

Yemek yemek, içmek kadar yemeği yapmasını da beceren, seven ve ağır yiyen biri olarak mücadelenin diğer bölümü de zorlayıcıydı. Bir oturuşta 1 kilogram hamsikuşunu temize havale eden, sadece hamsi değil her balıktan kiloyla tüketen, en az 600-650 gram çeken kalın ve yağlı dana pirzolayı bir tabak patates kızartmasıyla (hem de dondurulmuş) rahatça gömen, yağlı, salçalı yemeklere, kızartmalara, mezelere, hamur işine dayanamayan ben, yeme şeklimi tamamen değiştirdim.

Yedi aydan fazla süre geçti, kızartmayı 3-5 kere yemişimdir. Börek-çörek desen, aynı. Makarna desen, hakeza. Beyaz pirinçten yapılmış pilavdan iki çatal almışımdır. Mezelerden de çatalın ucuyla.

img_3505

Bunlardan uzak durmalı. Belki bir çatal…

Avantajlıydım

Diyeceğim; porsiyon kontrolüne geçtim önce. 650 gramlık dana pirzolayı yine satın aldım ama üçe bölüp üç ayrı öğünde yedim. Canım çok mu patates kızartması istedi; anne işe patates yaptım kendime ama ona da çok az başvurdum. Patatesi önce haşlayıp sonra fırınladım. Nefsimi körelttim yani. Balığı yine kiloyla aldım, porsiyonladım. Kızartmadım, fırınladım. Patlıcanı da, mantarı da… Pirinç pilavı değil, bulgur pilavı yapıp yedim. Nadir olarak… Tavuğu hiç tüketmiyordum, az da olsa küçük küçük ızgara yapmayı öğrendim. Yine de fikrim değişmedi; hâlâ bir halta benzemiyor…

Avantajım şuydu; tatlı sevmiyordum. Hiçbir zaman da aramadım. Önüme konulmadığı sürece aklıma gelmez. Değişen bir şey yok. Hâlâ gelmiyor, gelmedi bu süreçte.

Abur cuburu çocukken de aramazdım, büyüdüm tamamen uzaklaştım. Yana yakıla ekmek de aramadım hiçbir zaman. Ekmeği az miktarlarda yiyorum. Tam buğday ya da çavdar unundan yapılmış olmasına dikkat ediyorum.
Velhasıl kelam; az ve öz yemek tüketiyorum, onun da sağlıklısını arıyorum. Dönüşümümden memnunum…

img_2306

Tenis, fena terletiyor…

Spor olmadan asla

Üçüncü aşamaya geldik; olmazsa olmaz bu: Spor. Üniversiteye başlayana kadar bilumum sporu (basketbol, hentbol, voleybol, masa tenisi, kros, tekvando ilk aklıma gelenler. Neredeyse hepsini de lisanslı yapmıştım) deneyen ben, vazgeçiverdim bu keyiften bir anda. Derslerin yoğunluğu falan değildi spordan uzaklaşmama sebep olan. Önceliklerim değişmişti. Çalışıyordum bir yandan da. Zaman kalmıyordu kısacası. İnsan isterse zaman yaratır elbette ama gezip tozmak, içip dağıtmak daha güzel geliyordu o yıllarda. 20 yıldan fazlası böyle geçti. Arada bir kere spor salonunun yolunu tutmuşluğum var ama o da kısa ömürlü olmuştu. Spor salonları bana göre değil.

Geliyoruz 2014 senesinin Ekim ayına. Sağlıklı beslenmiyorum, çok içiyorum, üstelik bunu işim haline getirmişim. Tenise başlamaya da bir rakı masasında karar vermiştik zaten sevgili kardeşim Levent Kadagan ile. Tuhaf değil mi? Asmalı Cavit’e -benim için en iyi meyhane- akşamüstü çöküp birkaç kadehi iyi ettikten sonra tenise sarmıştık. Yıllardır tenis izliyoruz, teoride her aşamasını biliyoruz ama elimize raket almışlığımız yok. Sonuç; spor ürünleri satılan bir mağazaya gidiş, raket ve tenis toplarını alış, kendimizi kortta buluşumuz. Yağmur çiseliyormuş, çakırkeyifmişiz, kimin umurunda? Öyle başladık tenise. İki yıldır da yağmur çamur demeden, aksatmadan devam ediyoruz. Nefes nefese kaldığımızı düşünmeyin. 40’ımızı aştık ama maşallahımız var. Standart olarak en az 1,5 saat arşınlıyoruz kortu.
Tenis, en çok kalorinin yakıldığı sporlardan biri, belki de birincisi. Tenis oynamadığım günler, bazen de aynı günün sabahında yürüyorum ayrıca. Yarım saat ve tempolu olarak. Bazen sabah-akşam iki kez. Yaz-kış fark etmiyor. Karda da, tipide de yürümüşlüğüm çoktur. Onu da aksatmıyorum. Sonuç; dönüşümümden memnunum…

img_3766

Sağlıklı beslenmek şart

Önce hayata bakışınızı değiştirin

Buraya kadar yazdıklarımı sıkılmadan okuduysanız, önce hayata bakışınızı değiştirmek zorunda olduğunuzu anlamışsınızdır. Sihirli değnek dokunmayacak bir yerinize. Boğazınıza hâkim olmaz, içkiyi azaltmaz ve bu yaşam biçimini sporla desteklemezseniz yerinizde sayar, hatta daha beter olursunuz.

Başlarda zorlayıcı olsa da çözüm basit aslında: Az ye, az iç, belli yemeklerden uzak dur ve spor yap.
Sizi bir hastalığın pençesine düşmüş sananlar çıkacaktır (bunu açıkça olmasa da ifade edenler oldu), sansınlar, sorun yok.

Darısı başınıza

Eşinizin, dostunuzun bakışlarındaki hayret ve şaşkınlık ifadesini kelimelerle anlatmaksa zor gerçekten. Hele bir de uzun süredir görüşmemişseniz…

Kimi dostlarım, “Artık yeter, eridin,” diyor. Gerçekten de öyle. 100 kilogramdan, 76’ya düştüm. Bütün kıyafetlerim üzerimden dökülüyor. Zamanında içine giremediklerim dahil. 2XL giyerken L bedene, hatta zorlarsam M’ye kadar düştüm. Şimdi bunu koruma zamanı. Aynı disiplin ve azimle yoluma devam ediyorum, edeceğim. Bir de sigarayı bırakabilirsem o zaman kimse tutamaz beni. Darısı başınıza…