13 yaşımdaydım ilk gözlük taktığımda. O kadar çirkindim ki; eli kolu uzun, orantısız bir ergen. Saçlarımı jöleyle dik dik yapıyordum ve metal ince çerçeveli gözlüklerimle tam bir çim adama benziyordum. 13 yaşımdaydım ilk migren krizim girdiğinde, ne kadar çirkin olduğum umurumda bile değildi. Herkes cinselliğini yeni yeni keşfederken ben, “Bu gece olmaz, başım ağrıyor,” diyordum.

Lise yıllarımda o kadar çok ağrı kesici içiyordum ki, rehber öğretmen konudan şüphelenmiş, beni çok ilaç kullandığım konusunda sağlığım için uyarmış ama ben başı ağrıyan bir ergen olarak konuyu dramatize ederek bir Trainspotting karakterine bürünmüştüm. Senelerce dalga geçtik sonrasında bu anıyla.

Üniversite yılları daha kolaydı. Devamlılık mecburiyeti olmayan dünyada başım ağrıyınca alıp ağrıyan başımı, eve gidiyor ve uyuyordum.

Migren yaygınlaşmış, çağın urban hastalığı olmuş, nedense hastalıklar arasında manasızca cool bir kimliğe bürünmüş, haber portallarında “Migreni olan ünlüler” diye haberler çıkmaya başlamıştı.

Migreni olanlar daha zeki, daha yaratıcı, algıları açık, dünyanın enerjisini daha fazla özümseyen ve içselleştiren, beyninin farklı loblarını kullanan, IQ’su hatta EQ’su çok daha yüksek, aşırı yakışıklı kişilerdi artık.

Klasik tıp, beyin tomografileri çektirmeme rağmen çaresiz kaldığında tam 50 seans akupunktur yaptırdım. Delik deşik oldum. Elektrikli bir tedavi uygulattım, masaja bir servet harcadım. Geçmedi. O migrenle askerlik bile yaptım ben.

Migren artık o kadar yaygınlaşmıştı ki, suistimal edilmeye başlanmıştı. Aspirinle geçecek tipte ağrıları olanlar migrenim tuttu diye işten izin alıyor, migren konusunda doktora yapmış bendeniz acaba yanlış anlaşılır mıyım diye hassasiyet göstererek gözümde göz bandı, ofiste kendime karanlık odalar yaratıyordum.

Kalçadan iğne yaptırmanın ataklarımı hafiflettiği dönemde evimin hemen yanındaki hastanede acil doktorları beni götümden tanıyordu artık.

Kimin migreni daha şiddetli konuşmaları, kimin yazlık arkadaş grubu daha çılgın, kimin lise anıları daha komik muhabbetlerini çoktan sollamıştı. Bu “concern”lü migren hastaları işyeri koridorlarında sürekli elleri şakaklarında kısık gözle geziyor, ne kadar fena atakları olduğunu ispatlamak için toplantıları kusmak üzere koşarak terk ediyorlardı. Hadi, sıkıyorsa aksini ispatla.

Kahveyi azalt, çok sigara içme, şarap tetikler, peyniri kes dediler. Kendimi keserim, peyniri kesmem dedim. Bu yaşımda migrenim var diye kalp yetmezliği olan emekli memur hayatı yaşayamam, dedim.

Bir ilaç verdi bir gün bir arkadaşım. Bir önceki yazımda (ilgili yazıya buradan erişebilirsiniz) bahsettiğim gibi prospektüsünde migren ataklarınızı artırabilir yazıyordu migren ilacının. Bir de 40 yaşından sonra erkekler doktor kontrolünde kullanmalıdır. Daha çok vardı 40 yaşıma.

İlaç değil mucize. 20 dakikada bebek gibi oluyorsun ama yüzüme tükürsen eyvallah derim, öyle bir ağırlık, öyle bir vurdumduymazlık. İçim bomboşmuş gibi, tüm dünyaya gözçukurlarımın bir metre derininden bakıyormuşum gibi. Hâlâ cebimden düşürmem ama yaş artık 40’a daha yakın.

Ataklarımdan birinde işyerime en yakın olan eczaneye gittim. Korkunç bir kriz. İlacın adını telaffuz edip ağlamaya başladım. Anlayın benim migrenim nasıl fenaaa, nasıl ağır, bizim yazlıktakiler de çok çılgındı zaten onu da anlatırım bir ara. Lisede nasıl haylazdım sormayın.

Başladım anlatmaya yukarıdakileri. Bu ilaç dedim riskliymiş, erkeklerde 40 yaşından sonra kalp krizine, beyin kanamasına falan mı yol açıyor. Benim babam da amcam da enfarktüsten öldü. Ben de şu anda beyin kanaması geçiriyor olabilirim.

Eczanede kimse yaptıklarıma ve neden bu kadar ağladığıma anlam veremiyor ve Lape’ye gitmem gerekirken yanlışlıkla eczaneye geldiğimi düşünüyorlardı. İlacın üretici firmasına telefon açıp beni telefonda konuşturarak sakinleştirmeye çalıştılar.

Telefonu kapatınca, “Botox yaptırmayı denediniz mi?” dedi kadın. Çok mu kırışmıştı alnım ağlamaktan? Orta okulda çirkinceydim ama şimdi fena da değilim. Daha çok ağlamaya başladım. “Hayır,” dedim. Denemedim.

10 kişinin çalıştığı bir açık ofisteydi masam. İyi günler dedim, botox için randevu almak istiyorum. 9 kişi de aynı anda laptoplarından başlarını kaldırıp çalışmayı keserek bana baktılar. Sırtıma, dedim irkilerek. Konuştukça batıyordum. Telefonu kapatıp, “Sırtı açık bir bluz aldım da…” diye espri yapmasaydım daha iyiydi.

İlk seansta öğrendim ki sırt gibi büyük bölgelere, büyük kaslara botox yapılmıyor. Ense köküme saplattım iğneleri. 1, 5 ay rahat. Krizler yarıya indi. Hangoverlarım bile azaldı. Gururla açık ofisteki telefonuma saldırdım. Merhaba, botox için ikinci randevumu alacaktım. Ense kökü, kaş üstü, kaş arası, şakak, çene. Telefonu kapatıp “Çünkü godoşum da,” diye espri yapmasaydım daha iyiydi.
Gururla anlatıyordum herkese. Tam 5 bölgeden botox yaptırdım diye. Kaşlarım yarım milim kadar yukarı kalkmış, belirgin olmayan çene kemiğim hafif ortaya çıkmıştı.

Migren ataklarım %70 kadar azalmış, buna paralel olarak mimiklerimde de hafif bir kayıp yaşanmıştı. Başım eskisi kadar ağrımıyor ama neşeli ya da sinirli olduğum da pek belli olmuyordu.

Bu seans sizi en az 4 ay götürür derken doktor, ben bekleme odasındaki erkek çene dolgusu ile daha maskülen bir görüntü ve saç ektirme kataloglarını karıştırmaya başlamıştım.

Saç ektirmek de migrene iyi gelir mi acaba? Hani bir sürü iğne falan onda da saplanıyor ya kafaya…

Bugün yine migrenim tuttu. İlk migrenimden bu yana tam 19 yıl geçmiş. O ilaçtan çaktım bir tane, bekledim geçmesini. Koca 19 yıl.

Yirminci yılda büyük kutlama yapıcam. Şişe şişe botox açıcam masaya. En pahalısından… Bu önemli günümde beni yalnız bırakmayın a dostlar.