Kurumsal hayatı bırakıp kendi butik işlerine soyunanlar ya da büyükşehir sarmalında boğulup soluğu daha küçük şehirlerde ve hatta köylerde alanlar… Hemen her gün on maddelik kısa metinlerde tanıştığınız tüm bu insanların benzer hikâyelerinden sıkıldığınızı biliyorum. Bu yüzden ben size kendi hikâyemin bir bisiklet hikâyesine dönüşme sürecini uzun uzadıya anlatmak yerine, dönüştükten sonra neler olduğundan bahsedeceğim.

Halıfleks kaplı zeminler, beyaz laboratuvar aydınlatmaları, dedikoducu birkaç çalışan, sinsi yöneticiler, kalitesiz kahve, alınan kilolar ve metrobüs…

Önce metrobüsten başladım. Güne mutlu, enerjik ve güzel kokarak başlamayı arzulayan herkesin kâbusu, İstanbul’daki toplu taşıma araçlarının en acımasızı ve en kalabalığı olan metrobüsü hayatımdan bir çırpıda çıkardım. Yerine bisikleti koydum. Onunla işe gidip gelmeye başladım. Hemen hemen aynı saatte evden çıkıyor ve evde oluyordum. Bunca zaman neden denememişim diye üzülüyor ve meraklı gözlerin sorularına yanıt veriyordum. Eh, biraz da ukalalık ediyordum elbette… Suyum ısınıyordu. Köyün delisi ilan edilmemin üzerinden çok geçmeden sabahları ilk iş Outlook yerine bisikletle ilgili siteleri açıyorum diye işten ayrıldım.

Yeteneklerimi başka şeyler için de kullanabilmemin bir yolu olmalıydı. Bütün eğitim hayatımı bir masanın başında oturup sürekli acil olan işleri yetiştirmek üzerine şekillendirmiş olamazdım. Mutlaka başka şeyleri de başarabilmeliydim. İlgi duyduğum şeyler de olmalı, kariyerimi o yöne doğru çekebilmeliydim.

Bisiklet sektörüne girmem çok zaman almadı. O “yeni” kokusu var ya… Her gün burnunuza gelse bile bıkmayacağınız türden hani… İşte, o kokuyla yaşadım uzun bir süre. Yepyeni bisikletlerin arasında olmak öyle güzeldi ki…

Yapılacak işler, mağazada durmaktan fazlasıydı. Bu işin de bir ofisi vardı ve vaktimin çoğu orada geçmeye başlamıştı. Ama mağazanın üst katındaki bu ofisten bisikletlerin yanına inmek bir dakikamı bile almıyordu ve işlerim biter bitmez soluğu bisikletlerimin yanında alıyordum.

Önce müşterilerin soruları dikkatimi çekti. Sonra da bilgiye ne kadar aç oldukları… Benzer sorular, benzer endişeler, benzer problemler… Bunca insan tembellik edip araştırmaktan kaçıyor olamazdı. Sosyal medya devriminin yaşandığı ve internet kullanımının delicesine arttığı bu dönemde bisiklet için başlangıç seviyesindeki insanlara hitap edecek nitelikte bir internet sitesi olması gerekiyordu ve forumlardan fazlasına ihtiyaç vardı.

Bir ay boyunca duyduğum her soruyu not ettim. Yanıtlarını aradım. Kullandığım bisiklet malzemelerini almak isteyen biri nasıl bir şey olduğunu merak eder de okumak ister diye, onları da inceledim. Sıra, güzel bir isim bulmaya gelmişti.

Bisikletle ilk anılarımda onlar vardı. Sağda ve solda birer tane, gürültülü ama güven veren… Denge tekerlekleri olmadan bisiklet süremiyorsam Denge Tekeri olmadan bisiklet öğrenilemezdi.

Ben yazdım, onlar daha çok sordu. Ben paylaştım, onlar daha çok okudu. Ve ben denge tekerleklerimi atınca onlar da attı… Sayısız insana bisiklet ve bisiklet ürünleri tavsiyesi vererek geçirdiğim birkaç sene ve yüzlerce güzel hatıra… Tanıştığım birbirinden değerli insanlar, kurduğum güzel dostluklar, çektiğim bisiklet fotoğrafları, gittiğim şehirlerde eskittiğim yollar ve bambaşka bir yöne doğru evrilen keskin virajlarla dolu bir kariyer…

Türkiye’nin aylık yayın yapan ilk bisiklet dergisinin editörlüğü, marka elçilikleri, farkındalık projeleri, kaliteli içerik endişesi, türlü sektörel tecrübeler ve bitmeyen bisiklet tutkusuyla hiç durmadan pedal çevirdim.

Şimdilerde Bergamo’da peşinden koştuğum şu bisiklet ekseninde dönen bir dünya hayalim, bundan dört yıl önce kurumsal hayattan sıkıldığım günlerde olgunlaşmıştı. Kalmayı da seçebilirdim ama ben gidenlerden olmuştum.

“Hayatın deviniminin büyüsüne kapılmış ve kök salmaktan korkan birinin kendi düzensizliğine bu kadar iyi ayak uydurabilecek bir başka arkadaş bulamaması, onu bisikletle tanıştırdı,” diye özetleyebilirsiniz. Ya da, “Kim bilir neyin boşluğuna düştü de bisiklete sardı!” diyebilirsiniz. Ama siz ne derseniz deyin, bisiklet çok güzel şey ve o hep önünden geçtiğiniz mağazaya girip kendinize bir şans vermenin zamanı çoktan geldi!