Panik, telaş, endişe… Şimdilerde pek revaçta tüm bunlar. Hatta mustarip olmayan bizden değildir dersek (acı ama gerçek bir alaycılık kaçınılmaz maalesef) abartı olmaz. “Ne yapalım, avcumuza bırakılanlar bunlar,” deyip işin içinden çıkmak yok öyle. Maskelerimizle, gevezeliklerimizle, biçimsiz duruşlarımızla, özünde (eylemli) vicdan yoksunu ama görünürde çığırtkan duyarlılıklarımızla bu korku imparatorluğunun yaratılması için it gibi çalıştık her birimiz.

Aziz Nesin’in (20 Aralık’taki 101. doğum yılı münasebetiyle bir kez daha saygıyla analım…) Dieter Duhm’un Kapitalizmde Korku kitabının Türkçe çevirisine yazdığı önsözü hatırlayalım:

“Beş yaşımdayım. Bana daha o yaşımda okuma-yazma, matematik, sarf ve nahiv (dilbilgisi ve sözdizimi) ve tecvit öğreten ve Kuran’ı ezberleten Galip Amcam şu gülütü anlatmıştı:

Köpeğe sormuşlar:

– Niçin havlayıp duruyorsun?
– Yürekliliğimden… demiş köpek.
– Öyleyse gerin niçin gelip gidiyor?
Köpek yanıtlamış soruyu:
– Korkumdan!”

“Her sistemin ayrı bir korkusu vardır,” demiştir Aziz Nesin ve eklemiştir: “Ama sınıflı toplumların korkusu daha fazladır.”

Nesin’in Korkudan Korkmak adlı çalışması da, Duhm’ın kitabına dayanarak yazılmış bir inceleme metnidir. İki kitabı da bir arada okumak şüphesiz tatmin edici bir okuma olacaktır.

Evet, bizdeki en yerleşik duygu korku bugünlerde. “Ama çok insani,” diyeceksiniz. Doğru, çok fazla insanız. Belki sorun tam da buradan kaynaklanıyor. Yürürken, uyurken, severken, kızarken ve hatta korkarken bile varlığı haşmetli korkuyu bu denli sahiplenmemizde, kendisinden doymazcasına beslenmemizin altında insan kimliğimizi fazlaca başımızın üstünde taşımamızda yatıyor sorun belki de.

Korkusuna rağmen asla boyun eğmeyen Nesin, şu unutulmaz tespitiyle bugüne de fener tutuyor, yine:

Korku, en beşeri duygudur. Benim iktidarlara başkaldırışımı görenlerden kimi beni korkusuz insan sandılar. Oysa ben korkarım. Ne var ki, bende, başkalarına yararlı olacaksa, doğru bildiğimi, inandığımı söylemek, açıklamak duygusu, korku duygusuna her zaman üstün gelmiştir. Korkarım, yine söylerim. Korkmuyorum diyenler, ya başkalarına yalan söylüyorlar, ya kendilerine yalan söyleyip kendilerini kandırıyorlar ya da bilmeyerek insan olmadıklarını söylüyorlar.

(…)

Toplumsal yahut kişisel felaketlerin çoğunun kaynağı, ‘korkudan korkmak’dır. Korkmayın korkularınızdan, onlar kendilerini yok etmezler zira, beklemeyin boşuna… Savaşın, gerektiğinde biniyle bir meydanda… Ne öldürürseniz kardır gelecek yavrularınıza… Belki, o sırada, o meydanda konuşuverirsiz korkularınızla… Ve aslında onların da sizden korktuğunu öğrenirsiniz… Ve belki, olmaz görünse de biraz size; lahza korkulacak bir şey yokmuş meğer deyiverirsiniz… Ama yüzleşmeden bilemezsiniz… Mutlaka yüzleşmelisiniz… Lakin ilk adım; korkularını doğru tayini!..

Aziz Nesin, Mum Hala, 6 Şubat 1970

Korkuyorum. Korkarken aklıma en çok Aziz Nesin düşüyor. Herkesin bir “albay”ı vardır artık, ben de benimkiyle konuşup duruyorum. Bireysel korkumdan utanıyorum, kolektif korkumuzdan tiksiniyorum ve her ikisinden de korkuyorum. Demek, mücadele yeniden başlamalı. Korkudan korkmamayı öğrenmek, ilk hedef olmalı. Bu kısırdöngü içinden, bu çöplükten çıkmak için başka ne yapabiliriz ki? Soru değil, olmasa iyi olur… Değil mi albayım?

Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korkuyorduk. Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan?

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar