Röportaj: Özge Göztürk
Twitter: ozgegozturk
Instagram: ozgegozturk

Afşin Kum’un ilk romanı Sıcak Kafa üzerine yazarıyla biraz lafladık. Bilimkurgu öğeleri kullanarak bizi İstanbul’a yabancılaştırıp bir yandan da karanlık sokaklarında dolaştıran bu roman son derece sürükleyici, yer yer eğlenceli ve kesinlikle iyi bir hafta sonu geçirmenizi sağlayacak kadar iyi. Özge Göztürk, on parmağında on marifet olan Afşin Kum ile edebiyattan müziğe uzanan bir sohbet gerçekleştirdi.

Afşin Kum

Afşin, yazılarını Ot dergisinden ve Afili Filintalar’dan takip ediyorduk, şimdi de tosun gibi bir romanın oldu. Kendini nasıl hissediyorsun?

Süper. Ama zamanlama olarak kimsenin sanatla, edebiyatla ilgilenecek hevesinin kalmadığı karanlık bir döneme denk geldi. O açıdan biraz ters oldu. Yine de aldığım yorumlardan memnunum.

Bilimkurgu öğeleri var Sıcak Kafa’da fakat Batılı değil, son derece İstanbullu bir roman. Çapkınca da bir ana kahramanı var. Nasıl ortaya çıktı bu hikâye, biraz bize o dönemini anlatır mısın? Ne yer ne içerdin, ne izler ne okurdun da bu roman hayat buldu?

Roman, iki yıla yakın bir sürede, ilk kitabını yazan çoğu yazarda olduğu gibi işten artakalan zamanlarda yazıldı. Ama hikâyenin merkezinde yer alan hastalık fikri daha öncelere dayanıyor. Anafikir, yanlış hatırlamıyorsam, zombi filmlerinden ilhamla ortaya çıktı. Orada beyinler ve bağırsaklarla olan şeyin dille ve sözcüklerle olan versiyonunu hayal ettim. Zaman içinde hikâye kafamda şekillendi ve sonunda artık yazılması icap eden bir aşamaya geldi.

Arka kapakta, “anlam arayışımız üzerine çarpıcı bir düşünce deneyi” demişler. Peki, bu deneyde okuyucuyu nasıl bir deneyim bekliyor?

Kitap konusu itibarıyla, anlam ve anlamsızlık temaları üzerinde duruyor. Anlam arayışı, her şeyin saçma olduğunu kabullenemememizden kaynaklanıyor. Kitap, bir felaket hikâyesi anlatıyor ve anlam ile saçmalık arasındaki sınırı kurcalıyor. Ama karanlık ve kasvetli değil, genellikle eğlenceli bir okuma deneyimi sunacağını umuyorum.

Bir de müzik var tabii ki, hayatının önemli bir yerini kapladığını biliyorum. Bu romanın bir şarkısı var mı? Yazarken dinlediğin veya belki de kendin bestelediğin bir tınısı var mı?

Bestelediğim bir şey yok ama romandaki atmosfere denk düşen bir müzikal atmosfer canlandırabiliyorum kafamda. Bol yankılı, ekolu arpejler, karaciğeri titreten sub-baslar, karmaşık, iç içe geçmiş ritimler ve derinlerden gelen oryantal melodilerden oluşan bir şeyler…

Aşk, macera, bilimkurgu her şey var romanda “maşallah” (bu ufak detayı kitabı okuyanlar anlayacaktır!) . Okurken insan, film olur bu roman diyor. Mühendissin ama sinema üzerine yüksek lisans yapmıştın Bilgi Üniversitesi’nde. Afşin Kum imzalı filmler, diziler görecek miyiz? Aklında başka projeler var mı?

Bir dönem, her üç Türk gencinden dördü gibi, film yapma planları yaptım ama biraz içine girince, bir film hayal etmekle onu gerçekleştirmek arasında bayağı engebeli bir yol olduğunu da gördüm. Film yapmak, özellikle de kendi çabanla bağımsız bir film yapmak; azimli bir karakter, enerjik bir vücut ve üstün sosyal beceriler gerektiriyor, ki bende hiçbiri yok maalesef. Yine de geleceğin ne getireceği belli olmaz, doğru koşullar bir araya gelirse bir filmle çıkabilirim ortaya.

Sen kimleri okuyorsun? Son olarak şu meşhur soruyu soralım: Bize tavsiye edeceğin kitaplar, yazarlar var mı?

En son, Mary Shelley’nin klasiği Frankenstein’ın, sevgili eşim Serpil Çağlayan tarafından yapılmış ve henüz yayımlanmamış taze bir çevirisini okudum. Sırada Tim Parks’ın okumak üzerine bir deneme kitabı var. Ona geçmeden önce sanırım, Bahadır Cüneyt Yalçın’ın ara vermek zorunda kaldığım ilk kitabı Mütevazı Bir İntikam‘ı bitireceğim.