Ermenistan; çok yakın ama bir o kadar da uzak bize. Yıllardır aşılamayan, aşılmayan görünmez bir duvar var aramızda. Sınırımız var ama kapılar kapalı. Yıkıp geçemiyoruz öte yana o duvarı. Ben geçtim, düşmanlık görmedim, aksine dostluk buldum. Kaynaşmalı o insanlarla, dinlemeli onları, anlamalı. Bu kadar zor olmamalı…

Erivan’ın her noktasında heykelle karşılaşmak mümkün.

Hrant Dink Vakfı’nın 2009’dan beri düzenlediği Türkiye-Ermenistan Gazeteci Diyalog Programı
çerçevesinde davetliydim Ermenistan’a. Açıkçası, İstanbul’dan başkent Erivan’a doğrudan uçak seferi olduğundan bile habersizdim. Benim ayıbım…

Sabaha karşı keskin bir soğuk karşıladı havalimanında beni. Henüz kar yoktu ama yakındaydı ve bu çok belliydi. Senenin ilk karını Erivan’da görmek varmış. İnsan mutlu oluyor, bizdeki keşmekeşten sonra. Karın sessizliğinin sesini duyuyorsunuz. Erivan’da caddelerde, sokaklarda ağaçlar olduğu için kartpostalvari manzaralar oluşuyor. Çocuk gibi mutlu oluyorsunuz. Tek sıkıntı, heybetli Ağrı Dağı’nı hava muhalefeti yüzünden görememekti, onu da söyleyeyim…

Estetik, güvenli, ucuz ve medeni

Güzel ve düzenli bir şehir Erivan. 1 milyonu biraz aşan nüfusuyla bizim şehir azmanlarımızın yanında minicik kalıyor. Eski Sovyet Bloku’nun bir parçası olmanın getirdiği estetik kaygılar ön planda. Sarmal bir yapıda, merkezden etrafa genişleyen bloklar halinde inşa edilmiş Erivan. Düzayak, her yer yakın, yürüme mesafesinde. Benim gibi yürümeyi sevenler için bulunmaz nimet. Tüf taşından inşa edilen pembemsi görkemli binaların gölgesinde kendinizi iyi hissediyorsunuz. Avrupa’daki herhangi bir şehirden eksiği yok. Tarihi yapıların yanında modern örnekleri de görmek mümkün. Dedim ya; tertipli, düzenli, eli yüzü düzgün, güzel bir şehir Erivan.

Senenin ilk karı…

Türkler ile Ermeniler arasında gazeteciler yoluyla yakınlaşmayı hedefleyen Hrant Dink Vakfı’nın davetine başka bir seyahatimle kesiştiği için üç gün gecikmeyle katılabildim. Sağ olsun benden önce giden ekibin içinden sevgili Burak Kan; namı diğer gurukafa, hızlandırılmış turumda rehberim oldu. Tura birazdan geleceğim ama önce Ermenistan’daki ilk günümden bahsedeyim biraz:
Kahvaltı sonrasında Sevan Gölü’ne doğru yola çıktık. Şehri terk ettikten 20-25 dakika sonra kar bastırdı. Ama ne kar… Minibüsün lastiklerinde zincir falan takılı değil. Şoför arkadaş, sakin. Gayet hızlı yol alıyoruz. Kimse duraklamıyor, kaymıyor, trafik de tıkanmıyor. Hayran kalmamak elde değil. Bizde olsa yol kapanır, saatlerce mahsur kalırdık. Neyse, 1 saati biraz geçti, Sevan Gölü’ne vardık. Ülkenin en büyüğü. Yazın bayağı bir sayfiye yeri haline geliyormuş. Kışın da güzel, huzurlu. Bir de birkaç köpecik gelmiyor mu yanımıza. Değmeyin keyfimize…
Bu soğukta ev yapımı votka da iyi gider hani. Göl kenarında bir kafeye kuruluyoruz. Birkaç shot atınca kendime geliyorum. Sabah mabah, kimin umurunda…

Çarşı, pazar dolaştık bol bol

The Club’daki bu ikili, iyi yemeği daha güzel kılıyor.

Sonraki durak; biraz ilerideki Dilijan. Bu kez yol virajlı, kar yok. Yeşillikler arasından kırık dökük yerleşim yerlerinden geçiyoruz. Dikkatimi çekti; harabe halde, metruk çok fazla ev var çevrede.

Öğle yemeği için Toon Armeni’deyiz. Keyifli bir köy evi tadında, basit ama şık.

Dönüş yoluna geçmeden uğramamız gereken bir yer daha var: United World College. Dünyanın farklı coğrafyalarında eğitim veren prestijli kurumlarından biri. Üniversite öncesi eğitimi veriyorlar. Türkiye’den gelen altı öğrencileri var. Onlardan Can eşlik etti bize. Okulunu tanıttı, hayallerinden bahsetti. Mutluydu orada olmaktan…

Hava kararmaya yakın Erivan yolundayız. Akşam yemeği, fine-dining ayarındaki The Club’da. Burak’la karşı karşıyayız. Herhalde en çok da biz yedik. Steak tartar, gözümüzün önünde yapıldı, koç yumurtasını hiç böyle tatmamıştım, ana yemek olarak aldığım bonfile de gayet lezzetliydi. Her restoranda canlı müzik var mı bilmiyorum ama en azından The Club’daki çello-piyano uyumu gayet güzeldi. Ertesi akşam gittiğimiz restoranda bu kez yerel bir müzik grubu çalıp söylüyordu. Ne güzel… Otele kar altında yürüyerek döndük o gece, birkaç arkadaşla. Soğuk içimize işledi ama değdi. Işıklar içindeki Erivan, gece masal kentlerini andırıyor.

Ertesi sabahı ekipten ayrı düz koşu yaparak, pardon hızlandırılmış şehir turu atarak değerlendirdik. Burak, Erivan’ın göbeğindeki pazar yerine götürdü beni, sağ olsun. Rengârenk bir yer. Kuru meyveden turşuya, çeşit çeşit peynirden sakatata, lavaşlara, tütsülenmiş balık ve etlere ne ararsanız var burada.

Hemen arkasındaki kasaplar çarşısıysa alışık olmayan bünyelerde rahatsızlık yaratabilir. Benim için sorun değil, söyleyeyim. Canım çekti hatta; bembeyaz işkembeleri, paçaları, koca koca pirzolaları görünce…

Sanata büyük önem veriyorlar

Sonrasında Ermeni sinemacı, yönetmen, kolaj sanatçısı -ki, Sovyet rejiminden çok çekmiştir- Sergey Parajanov adına açılan müzeyi ziyaret ettik. Etkileyiciydi. Yeri gelmişken Erivan, sanatçıya büyük değer veren, sanat dostu bir kent. Galeriler, sergiler, temsiller hayatın bir parçası. Ayrıca bu kadar çok heykeli, bu sıklıkla başka bir yerde göremezsiniz sanırım.
Ekibe katılmadan bir de ülkenin en ünlü kanyak markası Ararat’ın fabrikasını gezelim dedik ama heyhat, İngilizce tur için önceden randevu almamız gerekiyormuş. Kapıdan geri döndük…
Soykırım Müzesi ziyaretinden sonra biraz nefeslendik. Akşam bu kez daha yöresel bir lokantadaydık; Our Village. O güne mi denk geldi, hep mi böyleler, biz mi çok kalabalık ve dağınıktık, yorum yapmayayım ama bu kadar kötü servise tanık olduğum azdır. Bu bahsi burada kapatıyorum…

Bu kadar zor olmamalı

Etkileyici bir şehir Erivan. Küçük, işlevsel, şık, medeni, renkli, rahat ve güvenli. Bir Avrupa başkentinden farkı yok.

Girişte dediğim gibi, çok yakın ama bir o kadar uzak bize. Koruyamadığımız, korumayı bırakın katledilmesine alenen göz yumduğumuz sevgili Hrant Dink, “İki yakın halk, iki uzak komşu” diye nitelendirmiş ilişkimizi, daha doğrusu ilişki kuramamamızı. Sağduyunun sesiydi, barıştan ve diyalogdan başka amacı yoktu Hrant’ın. Çok uzun süredir yaşanan travmanın aşılması için uğraşıyordu. En azından ona borçluyuz, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesini.

Yıllardır aşılamayan, aşılmayan aramızdaki görünmez duvarı yıkıp öte yana geçmeliyiz.
Kaynaşmalıyız o insanlarla, dinlemeliyiz onları, anlamalıyız sonra. Bu kadar zor olmamalı…

NASIL GİDİLİR?

Atlas Global, İstanbul-Erivan arasında haftanın dört günü karşılıklı sefer düzenliyor. Uçuş, 2 saat kadar sürüyor. Bilet fiyatları uygun. Vizeyi, indikten sonra kolayca alıyorsunuz. Vize ücreti, 20 TL civarında.

Lavaş, her an, her yerde karşınıza çıkabilir.

NEREDE KALINIR?

Hostelden 5 yıldızlı otellere, seçenek çok. Biz, şehrin merkezindeki Tufenkian Historic Yerevan’da konakladık. Şahsen memnun kaldım.
www.tufenkianheritage.com

TATMADAN DÖNME
Dolma, dolma, dolma: Bir noktadan sonra sıkılıyorsunuz. Her restoranda mutlaka var. Lahana dolması, patlıcan dolması, etli yaprak, domates… Lezzetli de meret ama fazlası…

Kanyak ve votka: Kanyak milli içki, votka da… Çeşitli meyvelerden votka üretiyorlar. 70 derecelik olanları var. Akıllara zarar…

Kişniş: Seveni de çok, nefret edeni de. Her yemeğe koyuyorlar neredeyse. Ben almayayım.

Turşu: Envai çeşidini bulmak mümkün. Görüntü güzel, lezzet de…

Meyve kuruları: Aklınıza gelebilecek her çeşidi var…

Nar: Ülkenin sembollerinden.

Peynir çeşitleri: İsmi hatırımda kalmamış, bizim İzmir tulumunu andıran peynirleri gayet başarılı…

Dolmanın her çeşidi yapılıyor Erivan’da. Milli yemekleri desek, yanılmış olmayız.

Basturma (Pastırma): Valla, bizim pastırma daha lezzetli. Alışkanlık meselesi.

Lavaş: Pazarın büyük bir bölümü lavaş üreticilerine ayrılmıştı. Restoranlarda da ekmeğin yanında veriliyor. Biraz kuru bulmakla birlikte gideri var.

Aveluk: Bir çeşit ot. Kavurup nar taneleriyle süsleyerek servis ediyorlar. Biraz yavan. Şöyle bol sarmısak ve sızma zeytinyağıyla güzel bir rakı mezesi olur.

Bu da aveluk. Yavan ama zeytinyağı ve sarmısakla iyi olabilir.

Yemeklerini tattığım lokantaların adreslerini, aşağıdaki linklerden bulabilirsiniz. Mönülerde haşlama, imam bayıldı, köfte, karnıyarık, dolma isimlerini göreceksiniz. Şaşırmayın. Sonuçta, aynı coğrafyanın insanlarıyız. Şunu söyleyeyim ama, İstanbul Ermenilerinin meşhur meze ve yemeklerini aramayın; bir topiktir, dalak dolmasıdır bulmak zor…

http://www.theclub.am
https://www.facebook.com/ToonArmeni
https://www.facebook.com/Tapastan
https://www.facebook.com/pages/Our-Village-Restaurant

Not: Kapak görseliyle birlikte fotoğrafların bir bölümü, sevgili Burak Kan’a aittir. Tekrar teşekkürler…