Her haksız tutuklamada şaşırıyoruz, “Bu kadar da olmaz, bu son olsun artık,” diyoruz. Sen tutuklanınca da aynısı oldu Sevgili Ahmet. Emin ol, milyonlarca insan seninle içeri girdi bugün. Dayanışmayı sürdüreceğiz. Fikirlerimizi söylemeye, doğruları yazmaya devam edeceğiz. Korkmayacağız, sinmeyeceğiz…

Sevgili Ahmet,
Bizim burada elektrik kesik. Türkiye’de ilk kez kış olduğu için sanırsam, hava şartları sebebiyle, hatlar filan arızalanmış; o yüzden kesilmiş elektrik. İşin komiği, tam polisler senin evi basıp seni götürmeye geldiğinde kesilmeye başladı. Birkaç saat bir semte veriyorlar, sonra orayı kesiyorlar, başka bir semte veriyorlar. Sen mahkemeye çıktığında da kesildi elektrik, fark etmişsindir zaten. Neyse, yetkililer canla başla çalışıyorlarmış, bizleri daha fazla karanlığa mahkûm etmemek için.

Sen yeni yıla hapiste giriyorsun. Biliyorum, sana koymaz ama benim canıma tak etti. Birçok arkadaşım, tanıdığım, tanımadığım, takip ettiğim ve etmediğim gazeteci içeride. Hepsine yöneltilen suçlamalar da aynı: Terör propagandası yapmak ve daha bir sürü şey. Sen daha mahkemeye çıkmamışken, bizler senin neyle suçlandığını bilmezken, Anadolu Ajansı sana yöneltilen suçlamaları sıraladı.

Kokteyle bak sen

Ya Ahmet… Seni hem PKK, hem DHKP-C hem de FETÖ propagandası yapmakla itham ediyorlar. İddianameye IŞİD’i, TAK’ı koymayı unuttular herhalde. Şimdi normal bir ülkede olsak, böyle saçma bir iddianame asla kabul edilmezdi. Bir kişinin bu üç örgüte aynı anda destek verebilmesi için şizofren olması gerek. DHKP-C, hem radikal solcu hem ulusalcı bir terör örgütü, PKK’nın ne olduğunu neredeyse 40 yıldır biliyoruz zaten. FETÖ mezhepçi, kumpasçı, İslamcı bir terör örgütü. Sen de bu üç örgütün propagandasını yapıyormuşsun. Neyle? Haberlerinle ve attığın 3-5 tweet ile. Seni bu kokteylle hapse tıkmaya çalışıyorlar. O olmazsa diğeri, o da olmazsa öbürü. Hiçbiri olmazsa da (ki olmayacak), yine “Kandırıldık!” diyecekler.

Aslında gazeteciliğini yargılıyorlar. Susturmak, sindirmek, korkutmak istiyorlar. Sadece seni değil, bu iktidardan memnun olmayan milyonlarca başka insanı da.

Hem komik hem ironik

Sevgili Ahmet,
Tutuklama kararı çıktığında Twitter’a baktım önce. Kendilerine gazeteci diyen onlarca tetikçi, senin için “Vatan haini, şerefsiz, iyi oldu” filan diye yazdı. Hatta bir tanesi var, sen biliyorsun zaten kim olduğunu, “Onu ben tutuklattım,” imasıyla, senin üzerinden prim yapmaya çalıştı.

Sonra televizyonlara geçtim. Bir tane kanalda siyasal İslamcının biri (hukukçuymuş adam), sen daha yargılanmadan, hakkında karar verilmeden, seni terörist ilan etti. Uzun uzun da gerekçeleri sıralamaya çalıştı; hatta tanıdık bir ifade kullandı: “Gazetecilik faaliyetinden değil…” O adam bunları konuşurken, sen muhtemelen cezaevi yolundaydın. Merak ediyorum Ahmet; ellerin kelepçeli miydi?

Ya Ahmet… Senin içinde bulunduğun durum, belki yanlış bir ifade kullanacağım şimdi, komik de aynı zamanda. Bir düşünsene, 2011’de FETÖ’cüler kapına dayanıp seni götürdüğünde de terör propagandası yapmakla suçlanmıştın. “Ergenekoncu” demişlerdi o zaman. O günlerde siyasiler çıkıp, “Bu kitap, bombadan tehlikeli…” minvalinde şeyler söylemişti. Bir gazete, “Gazetecilikten tutuklanmadılar” diye manşet atmıştı seninle Nedim için. O gün seni alan polisler, iddianameni hazırlayan savcı, yargılayan hâkim filan şimdilerde ya hapiste ya da firardaymış. Doğru mu bu? Doğruysa gerçekten dediğim gibi. Komik… Ya bir de FETÖ’cülerin pisliklerini yabancılara anlatmak için hazırlanan el kitabında da sen komplo kurbanı olarak tanıtılıyorsun. İroniye bak.

Hapisteki 145. gazetecisin. Acaba ne kadar tutacaklar seni içeride? İlk duruşman ne zaman olacak? Günler mi bekleyeceğiz yoksa haftalar, aylar mı? Aslı ile Necmiye 4 ay mı ne bekledi hâkim karşısına çıkmayı? Sonra bırakıldılar. Umarım sen de en kısa sürede serbest kalırsın.

Ahmet, yabancı basında senin için, “Famed Turkish investigative reporter” diyorlar; yani “Ünlü Türk araştırmacı gazeteci.” “Terörist” diyen yok. Zaten onlara bizim ülkede olan bitenleri anlatmak zor. Senin tutuklanmanın hukukla, adaletle, terörle filan alakası yok. Tamamen siyasi bir karar. Yanlıştan dönülecektir. Bunun da kumpas olduğu ortaya çıkacaktır. Yani senin deyiminle, enseyi karartmak yok.

Bu da benim protestom olsun

Ya Ahmet… Şansın varken bu ülkeden neden kaçmadın? Biliyorum, bir süre İngiltere’deydin. Oradayken nefis bir Türkiye’de basın özgürlüğü raporu yazdın. Okudum onu. Sonra geldin. Biz de seninle zaten döndüğünde tanıştık. Geçen yaz yani. Ben seni, sen de beni biliyordun tabii ama hiç aynı mecralarda çalışmadığımız için karşılaşamamıştık. O gün bizim ofise geldiğinde seninle birer sigara içip sohbet etmiştik, hatırlarsın. Suriyeli mültecilerle ilgili projeleri konuşmuştuk. Sonra da birlikte Ruşen’in dükkânda bir haber programı yapıp Suriyeli çocukların durumunu tartışmıştık. Sonraki aylarda pek görüşemedik. Bir kere sokakta karşılaştık, birkaç kez telefonda konuştuk. Rakı sözün vardı bana. Onu çıkınca yaparız artık. Ayrıca haberin olsun, ofiste sigara içtiğimiz odada mobilyaların yerini değiştirdik, bir tane de elektrikli soba aldık oraya, kış diye. Tabii elektrik olmadığı için onu da pek çalıştıramıyoruz. Sağlık olsun.

Sevgili Ahmet,
Her haksız tutuklamada şaşırıyoruz, “Bu kadar da olmaz, bu son olsun artık,” diyoruz. Sen tutuklanınca da aynısı oldu. Emin ol, milyonlarca insan seninle birlikte içeri girdi bugün. Dayanışmayı sürdüreceğiz. Fikirlerimizi söylemeye, doğruları yazmaya devam edeceğiz. Korkmayacağız, sinmeyeceğiz…
Biliyorsun (belki de bilmiyorsun), ben koşmayı çok severim. Mümkünse her gün çıkarım, vücudum pes edene kadar koşarım. İki ay önce İstanbul Maratonu’na katıldım, çocuk işçilere yardım toplamak için. Bir amaç için koşulduğunda, bu spor daha da keyif veriyor. Onu anladım.
Şimdi sen ve diğer gazeteciler serbest kalana kadar, sizlere destek için koşacağım. Her gün. Bu da benim protestom olsun.
Rakıyı unutma çıktığında.
Sevgiler,
Kaya…