Pırıl pırıl bir Mart günü. Masmavi bir gökyüzü, baharı çağıran bir güneş, erimekte direnen karlarla kaplı tepeler. Olimpiyat köyünde 200 kadar kayakçı gazeteci, ana binanın terasındayız. Şezlonglara yayılmış keyif çatıyoruz. İtalyan takımından Stefano gelip telaşla beni kaldırıyor, çıtı pıtı genç bir kadının yanına sürüklüyor.

Carolina Vergnano ile tanışmamız böyle alakasız bir yerde, İtalya’da dağın tepesinde, bir kayak merkezinde oluyor. Bana biraz sonra vereceği müjde daha bir yıl geçmeden gerçekleşecek ama o gün asıl konumuz bambaşka…

2016 sezon sonunda, Uluslararası Kayakçı Gazeteciler Kulübü SCIJ (Ski Club International des Journalists) 63. yıllık toplantısı için Torino Sestriere’deyiz. Burası 2006 Torino Kış Olimpiyatları kayak yarışlarının yapıldığı yer. Olimpiyatlardan tam 10 yıl sonra burayı ziyaret etmek ilginç bir deneyim.

Normal olarak olimpiyat veya Expo gibi büyük organizasyonlar için kullanılan mekânlar, bir daha asla belini doğrultamaz, o hayal edilen ütopya gerçekleşmez, gençlerin eşitlikçi bir şekilde spor yaptıkları veya kültür etkinliklerinin yer aldığı fütüristik rüya merkezleri olamazlar. Gerçekler tersine işler, beklenenin aksine geriye, giderek köhneleşen devasa beton yapılar, bakılamayan tesisler, sürdürülemeyen canlılıktan ötürü giderek ıssızlaşan hüzünlü mekânlar kalır. Oysa burada hayat eskisinden de iyi devam ediyor.

Vialattea ya da İngilizce adıyla Milky Way, Türkçe mealiyle Süt Yolu (tam tercümesi Samanyolu) olarak tanınan vadi, hâlâ kayakçıların gözdesi. Hatta engellilere uygun tesisler sayesinde de kurtarıcı oluyor. Bu işin sırrını anlamak bizler için zor, dinleyince hissetiğimizse keskin bir burukluk. Hele hele Erzurum’da 2011 yılında Dünya Üniversiteler Kış Oyunları’ndan kısa bir süre sonra çöken pistler, şaka gibi müteahhit faciası enkazlarla karşılaştırınca…

10. Yıl Marşı

Olimpiyat köyünün girişinde bir flama asılmış. Üzerinde “10 anni di noi, 10 anni con voi” yazıyor; “Bizden Size 10 Yıl” olarak çevrilebilir. Biz olarak adlandırdıkları, tek bir parti, tek bir görüş, tek bir grup değil. Bölgedeki tüm yönetimleri kapsıyor.

10 yıl önce, olimpiyatların burada olacağı netleşince hemen bir konsorsiyum kurmuşlar; sadece merkez Sestriere değil, vadi içindeki tüm diğer yerleşimler; Torre Pelice, Pinerolo, Pragelato, Sauze d’Oulx, Clavière, Cesana-San Sicario ve Bardonecchia birlikte hareket etmişler, olimpiyat meşalesini birlikte taşımışlar. Beş bölgesel belediye, bağlı oldukları Torino Kent Yönetimi ve Belediyesi ile (nedense bizdeki çağrışımları yüzünden büyükşehir demek içimden gelmiyor!) işbirliği içinde çalışmış, tam bir dayanışma örneği göstermişler.
2006 yılında yapılan Torino Kış Olimpiyatları, tüm bölge için gerçekten bir dönüm noktası olmuş.

Tam 10 yıl sonra deneyimlerini aktarmak üzere bizim için ufak bir basın toplantısı düzenleniyor. Torino Ticaret Odası Genel Sekreteri Guido Bolatto durumu, “Tam bir ekonomik devrim yaşandı,” sözleriyle özetliyor. Basın toplantısında sadece kurumsal kişiler değil, Sauze d’Oulx köyünden, burada adeta bir halk kahramanı gibi sevilen Piero Gros da var. Piero Gros, bir zamanların efsanevi kayakçısı. 1976 yılında İtalya’ya slalom dalında ilk olimpiyat madalyasını kazandırmış. Geriye bakınca Torino Kış Olimpiyatları’nın burada düzenlendiğine hâlâ inanamadığını söylüyor. “Bu organizasyonun İtalya’da yapılabileceğini hayal bile edemezdim, olsa bile daha çok bilinen Cortina d’Ampezzo’da yapılır, bizim buraların şansı olmaz diye düşünürdüm,” diyor.

Para, jet-set ve dolce vita

Bu şansı yaratmada herkesin bir tutam tuzu var ama asıl itici güç, Torinolu bir işadamı. “Kim?” derseniz, meşhur Giovanni Agnelli! Bizim Koç Ailesi gibi İtalya’da iş dünyasının en önemli ailesi Fiat’ın sahibi Agnellilerin babası, 1930’larda buradaki ilk kayak tesislerini kurmuş. Torre Agnelli olarak bilinen ve etrafındaki dağlara 360 derece manzarası olan dairesel planlı ikiz kule otelleri yaptırmış. Sestriere ve komşuları, alabildiğine fakir, unutulmuş dağ başı köyleriyken, zamanına göre çok modern tesisler sayesinde jet-set ve İtalyan starlarının gözdesi haline gelmiş. 1951 yılında Sestriere tanıtımı için yapılan bir turizm posteriyse bir ikon olmuş.

İtalyan grafik sanatçısı Gino Boccasile tarafından çizilen tanıtım posterindeki kanlı canlı, yüzünden sağlık fışkıran güzel, aslında Torino ve Sestriere’de fotoğrafçılık yapan amcasına yardım eden 17 yaşında bir kızmış. Dükkânda tezgâhta durmaktan karanlık odada yardıma kadar her işe koşan Beatrice Moisio, zaman zaman havaya girip amcasına modellik de yapıyormuş. Yeşil kazak giydiği bir gün amcası fotoğrafını çekmiş, o kare de ünlü grafikerin eline geçmiş. Tezgâhtar genç kız, kendini bir anda Donna Verde (Yeşil Kadın) olarak şöhretin zirvesinde bulmuş.

Sestriere’nin yarattığı star çok. Piero Gros dışında pek çok kayak kahramanının doğuşuna yol açmış. Bir başka efsane İtalyan kayakçısı; Bolonyalı Alberto Tomba (“Tomba la Bomba” diye anılıyor), ilk kez bu pistlerde dikkat çekmiş. Dede Agnelli’nin adını taşıyan torunu Giovanni ile askerlik arkadaşı olan Tomba, 1987’de henüz 20 yaşındayken burada beklenmedik şekilde iki dünya kupası kazanmış, üstelik gelmiş geçmiş en büyük kayakçılardan İngemar Stenmark’ı geçerek. Sonrasında büyük bir kayak yıldızı olan Tomba, 2006 Kış Olimpiyatları’nda açılış töreninde stadyuma meşaleyi taşıyan sporcu olmuş.

Yıllar önce Torinolu Agnellilerin yaktığı ışığı, bugün herkes elbirliğiyle daha ileri taşıyor. Carolina da kendisine bizim SCIJ etkinliğine sponsor olup olamayacakları sorulduğunda bir an bile düşünmeden evet demiş. “Benim çocuklarım da burada kayak öğrendi, kışın her hafta sonu buradayız,” diyor.

Lekesiz bir başarı öyküsü

Ortadaki, Torino Ticaret Odası Başkanı. Solunda, şampiyon Piero. Sağda Sestriere Belediye Başkanı Valter Marin.

Basın toplantısında bizim için sinir bozucu olan ayrıntılarsa bambaşka. Genellikle olimpik tesislerin inşaatı öngörülen bütçeyi birkaç misli aşar, burada tam tersi olmuş. Sestriere Belediye Başkanı Valter Marin, pek neşeli ve sempatik bir kişilik, gülerek anlatıyor: “Biz parayı artırdık, 2 milyar euro bütçe vardı, 70 milyon euro tasarruf ettik. O parayı, tesislerin bakımı için ayırdık. Paranın yerleşkeler arasında adil kullanılması için özel bir kanun çıkardık. Hâlâ o artırdığımız parayı kullanıyoruz.” Bu noktada bizim Türk takımının yüzünde müstehzi ifadeler beliriyor ve pür hasetten gülüşmeler oluyor. Gerçi başkan, bunun İtalya için bir ilk olduğunu söylese de bahsettiği bir hayal değil, bizzat gerçek. Paranın bir kısmını da sporculara yönelik zorlu pistlerin düzenlenmesinin yanı sıra geniş kitleleri de çekmek için kolay mavi pistler açmak için kullanmışlar. Böylelikle özellikle çocuklar için kayak okulları açılabilmiş.

Başkan, toplantının sonunda son vuruşunu yapıyor: “Dahası İtalya için bir başka ilki gerçekleştirdik. Gerek 10 yıl önce olimpiyatlar sırasında, gerekse aradan geçen 10 yılda, bir kez bile soruşturmaya uğramadık. Hiçbir rüşvet, yolsuzluk, görevini kötüye kullanma veya hırsızlık vakası olmadı.”

Giovanni Agnelli, Sestriere’de kayak yaparken…

Daha neler, işte buna pes diyoruz! Pes diyeceğimiz bir nokta daha var. Bölge belediyeleri ortak bir karar almış: Doğayı korumak ve betonlaşmayı önlemek için burada ikinci konut inşasını yasaklamışlar, rant ekonomisine geçit vermemişler.

1930’larda büyük sermayenin yoktan var ettiği Sestriere önceleri jet-set sosyete ve dolce vita tatlı hayatın odağı olmuş, sonra da kayak sporunun çocuklardan engellilere kadar herkesin erişebileceği sürdürülebilir merkezine dönüşmüş. Yakınındaki köylerle köylüsünü kalkındıran, olimpiyat yıldızı yapan bir başarı öyküsü yazmış. Hem de bembeyaz karlara bir tek yolsuzluk lekesi düşürmeden…

Aslında konumuz Carolina’dan başlayarak kahve olacaktı, çünkü Torino, tam bir kahve ve kahvehaneler kenti. Daha da ötesi Torino çevresi, Piemonte tepeleri fındığıyla meşhur. Bu sayede kentte müthiş bir çikolata endüstrisi var. Ama sönmeyen olimpiyat ateşinden kahve ve çikolatanın öyküsüne gelemedik. Bu konuyu da ileriye bırakalım, bir sonraki yazıda Torino-İstanbul hattında kahvenin izini sürelim, Piemonte’den Karadeniz dağlarına fındık serüvenini sorgulayalım, bir lokma çikolatayla hem geçmişin hem de geleceğin kahve falına bakalım…