Hiç şarabım kalmadı. Kahve kavanozlarımın içinden kahve almaya yetecek uzunlukta sapı olan bir kaşığım da yok.

Bu pis koku da muhtemelen bulaşıklardan ve iki haftadır atmadığım çöplerden geliyor.

Halının rengi biraz sararmış. Evde ayakkabılarla gezdiğim için olsa gerek.

Koltuk kılıflarında sigara küllerinin yanıkları, masanın üzerindeki gri toz tabakası ve lavabonun etrafında yoğunlaşan, dökülmüş saçlarım…

Hiçbiri sorun değil çünkü artık bir bisikletim yok.

Dün akşam benim güzel bisikletimi çaldılar.

Renklerini her fırsatta kaçtığım doğadan esinlenerek seçtiğim, sarısını çok sevdiğim, arkadan bakıldığında mavisi çok güzel duran bisikletimi çaldılar.

Pedalları, selesi, gidon bandı bembeyaz; her sürüşten sonra ilk günkü gibi yapana kadar temizlemekten bıkmadığım bisikletimi çaldılar.

Evin başköşesine koyduğum, çok kirlenirse küvete bile soktuğum, olduğum her yerde olan bisikletimi çaldılar.

Türkiye’den paramparça olmuş kalbim ve ortadan ikiye yarılmış heveslerimle ayrılırken sırtımı sıvazlayan bisikletimi çaldılar.

Bir sürü şehir ve ülke gezdiğim, hayatlarına dokunduğum hemen herkesle anısı olan beyaz bisikletimi çaldılar.

Selvino’nun en yüksek yerinden köylere bakarken yerde oturuyorum diye bir şeyim var sanıp yanımda duran ve nasıl olduğumu soran insanların övgüler yağdırdığı bisikletimi çaldılar.

Medun’dan aşağı inerken fırtınaya yakalanıp düştüğümde, oluk oluk kan akan dizimden önce kontrol ettiğim bisikletimi çaldılar.

İsviçre-Almanya sınırından geçip Feldberg’e tırmanırken yanımdan geçen arabaların korna çalarak selam verdiği bisikletimi çaldılar.

Uçaktan indikten sonra beni gördüğünde yerinde duramayan, onca bavulun arasında sıkılmış ve üşümüş olduğu halde renklerini koruyan bisikletimi çaldılar.

Bitmeyen yokuşlarda ettiğim onca küfrü duyan, akan terime aldırış etmeyen, ne kadar zorlarsam zorlayayım aldırış etmeyen bisikletimi çaldılar.

Zirveye ulaştığımızda manzarası en güzel yerde durmak isteyen, rüzgâr kuvvetli estiğinde hemen sarsılan, en az iki yerinden yaslandığında gönlü rahat eden bisikletimi çaldılar.

Bazen kot pantolonumla şehir merkezinde sürdüğüm; en işlek caddelerindeki kafelerden birinde bir şeyler içerken tam karşıma koyduğum bisikletimi çaldılar.

Sürüşünü merak ettikleri her halinden belli olan arkadaşlarıma seve seve verip test ettirdiğim bisikletimi çaldılar.

Bisikletçilerde servis görürken üstü leke olacak diye titizlenen, vitesleri iyi ayarlanmazsa surat yapan, lastikleri inmişse küplere binen bisikletimi çaldılar.

Üzerinde terlediğim, yorulduğum, şarkı söylediğim, telefonla konuştuğum, gökyüzüne baktığım, arkadaşlarımı özlediğim, kedilerimi düşlediğim, sevdiğim kadını yanımda istediğim ve bir sürü hayal kurduğum bisikletimi çaldılar.

Sadece bisikletimi değil, sarıldığım onca umudu çaldılar…