Onun için, “Notaları adeta uçuruyor,” deniyor. Meleklerin Düş Yaşamı ve Amelié gibi filmlerin müziklerine imza atarak yıllar içinde dünyanın tanıdığı bir müzisyen: Yann Tiersen. Eylül 2016’da yeni albümü Eusa’yı yayınlayan sanatçı ile Mayıs 2016’da TheTalks.com‘da yapılmış özel bir röportaj…

Çeviri: Melike Nur Özçatalkaya

Hiç ölümle burun buruna geldiniz mi?

Evet, nişanlımla beraber iki sene önce. Kaliforniya’da Sinkyone Wilderness State Park’ta bisiklete biniyorduk. Orada saatlerce bir dağ aslanı tarafından takip edildik. Gerçekten bakış açımı değiştirdi. Ama biliyor musunuz, gerçekten çok barışçıl kediler. Sinir ya da gerilim yoktu, doğanın işleyişi vardı sadece. Bazen ölümlü olduğunu hissetmek iyidir! Bu deneyim bana nerede olduğumu, kim olduğumu ve hayatta olduğumu hatırlattı.

Besteci olarak sizde doğa ve müzik birbiriyle çok bağlantılı. Hatta yeni piyano albümünüzü bile ormanda kaydediyorsunuz.

Evet, planımız, yaşadığım yer Ushant’la bağlantılı her şeyi yazmak, bir çeşit adanın müzik haritası gibi. Önce birkaç kayıtla başladım, sonra değişlik istediğimi fark ettim ve elektronik enstrümanlarla ortalığı biraz karıştırdım. Fakat tabii her mekân için akustik piyano parçaları da olacak. Albüm piyasaya sürüldüğünde yaşadığım adanın seslerini tüm dünyayla paylaşmış olacağım.

Bir keresinde, “Vahşiliği müziğin içine sokmak,” demiştiniz.

Evet, her şey bunun bir parçası. Müziğimi vahşi doğada çalmak istiyorum. Sanırım bugünlerde zaman ayırıp gerçekten kim olduğumuzu anlamaya çalışmak zor geliyor. Daha önce de dediğim gibi, yaşayan bir dünyada yaşıyoruz. Ekosistemi anlamak önemli. Çok fazla seyahat ediyorum yani benim için çevremdekileri anlamak önemli, gösteri için gittiğim ülkeyi anlamak önemli.

Yann Tiersen

Çok seyahat ediyorsunuz. Bir anlamda müzik içinde evinizi bulmak mı amacınız?

Hayır, çünkü evimin neresi olduğunu biliyorum. Çok fazla oraya gidiyorum. Ancak bir süre sonra daha küçük detayları da keşfetmeye başlıyorsunuz. Küçük olması önemli değil, içi sonsuz olabilir. Evini bildiğinde, işte o zaman gerçekten seyahat edebilirsin diye düşünüyorum. Ayrıca başka yerlerde yaşayan insanlarla da evini paylaşabilirsin böylece.

Son albümünüz Infinity‘nin bazı bölümleri İzlanda’da, Cornwall’da, Devon’da ve Faroe Adaları’nda kaydedildi. Yaratıcılığınız için seyahat etmeniz gerektiğini düşünüyor musunuz?

Bazen yeni bir albüme başladığımda evimden uzaklaşma ihtiyacı hissediyorum sanki tatildeymişim gibi, böylece baskıyı ve boş sayfaların verdiği korkuyu önleyebiliyorum. Pek çok albümüme başka bir yerdeyken başladım; en sonuncusunda İzlanda’daydım, ondan bir öncekinde Filipinler’de biraz kayıt yaptım… Daha çok, baskıyı önlemek için. Ama evde kayıt yapmayı da seviyorum. Son 15 yıldır yaşadığım bu adada pek çok kayıt yaptım. Britanya’yı seviyorum. Dünya üzerinde en sevdiğim yer.

Burayı bu kadar özel kılan ne?

Sanıyorum evde olma hissi. Bu ülkenin kültürü çok yoğun ve zengin, dili çok güzel. Ayrıca bir sürü eski bağlantı da var. Her yerde kiliseler var, bu kiliselerin Cornwall, İngiltere ile bağlantıları var. Breton dilinde iki dünya gibi. Çok zengin bir yer, keşfedilecek çok fazla şey var. Harikulade bir yer.

Hiç izole olmuş hissediyor musunuz, sonuçta dört tarafı denizlerle çevrili bir adadasınız?

İzole olmak nedir? Neyden izole olmak? Kimsenin olmadığı bir yerde olsanız bile yaşayan organizmalara, hayvanlara ve doğaya yakınsınız. (Gülüyor) Adada büyük bir ailenin ortasında gibi hissediyorum kendimi, hayır, hiç izole olmuş gibi hissetmiyorum. Yaşayan dünyaya daha yakın hissediyorum. Modern izolasyon daha kötü benim için.

Modern izolasyon?

Evet, büyük şehirlerde daha fazla izole olmuş hissediyorum. Ayağım yerden kesilmiş oluyor, beton havuzunun ortasında asfalt üzerine oluyorum, böyle şeyler işte… Ekosistemin parçası değilsin çünkü yapaysın. (Gülüyor) Büyük şehirlerde daha çok enerji sahibi olmamız komik bile sayılabilir. Herkes dünyanın merkezindeymiş gibi hareket ediyor ama bence doğa her şeyin temeli. En önemli şey ve ona yoğunlaşmalıyız.

Doğa sizin için her şeyin temeli ise müziğin ağırlığı sizce nedir?

Müziği basitçe şöyle görüyorum; mutlu olabilmek için ona ihtiyacım var. Seslerle oynamayı seviyorum. Yeni şeyler keşfetmeyi ve duyguları ifade edebilmenin yeni yollarını bulabilmeyi seviyorum müzikte. Müziğe kelimeler ekleyebilirsiniz ama en nihayetinde kelimeler yok olur.

Konuşma eylemini sizin yerinize müziğin yapmasını mı tercih ediyorsunuz?

Müzik bir dil değil. Benim müzikle ilişkim 80’lerde doğdu. Çok gençken sadece birtakım sesler çıkarıyordum. Enstrümanlarla fiziksel bir bağımın olması gerekiyor, saatler harcayıp yapılarıyla oynamam gerek… Yani bence müzik bir özet gibi. Biraz dans gibi diyebiliriz ya da vücutla yapılan başka bir şey. Müziği, duyguları ifade etmenin bir biçimi olarak görüyorum ama fazla düşünce olmadan. Biraz içgüdülerimle hareket ediyorum müzikte. Hiçbir zaman sadece kafasıyla çalışan biri olmadım.

Manşet fotoğrafı: James Rawlings (Port Magazine)