Salih Karagöz, Kadıköy’deki Rainbow45 Records‘un kurucusu. Onu kibarlığı ve güler yüzlülüğü tanırsınız. Yıllarca uluslararası bir firmada çalışan, bu dönemde gündüzleri giydiği gömleği akşamları adeta Superman gibi çıkararak plakçılık kıyafetini giyen Salih Karagöz, Rainbow45’i kurduktan sonra plak basmaya da başlamıştır. Kimlerin plakları basılmamıştır ki Rainbow45 etiketiyle! BabaZula, Ringo Jets, Nemrud, Bülent Ortaçgil, Yavuz Çetin… Zaten Rainbow45’in gökkuşağının doğduğu o efsanevi yer olduğu bu yüzden söylenegelir.

Rainbow45 Records yapımı Yavuz Çetin plağı

Dükkân pek yoğun ama yine de vakit ayırdın, teşekkür ediyorum. Öncelikle Rainbow45’ten bahsedelim istiyorum. Çünkü Kadıköy’de dükkânı açtığınız ilk zamanları hatırlıyorum, çok çabuk ilgi topladı. Nasıl kuruldu Rainbow45, bugüne nasıl geldi?

Öncelikle benim eski bir plak biriktirme geçmişim var. Babamda sanat müziği ve dönemin pop ve rock müziği plakları vardı. Küçüktüm, bir Dual HS151 pikabımız vardı evde. Fakat her nedense, plak dönemi bitip kaset dönemine girdiğimiz zaman biz plağı bıraktık, pikap da bozulmuştu zaten…

Benim hayatıma plakların tekrar girişi 1991’de oldu. İstanbul Üniversitesi’nde okuyordum o zaman, İktisat Fakültesi’nde. Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nda eskiden plak da satılırdı. Tabii şimdi dini kitaplardan ve üniversite kitaplarından başka bir şey bulamazsınız orada ama o zamanlar cennetti orası. İlk oradan plak toplamaya başladım. Sonra Rus Pazarı falan gelmeye başladı. 80’li yıllarda, çocukluğumda hayranı olduğum rock gruplarının plaklarını topluyordum. Derken biraz daha genişlettim: Yavaş yavaş Beyoğlu’nda, Üsküdar’da, İMÇ’de plakçıları dolanmaya, eski orijinal plakları toparlamaya başladım.

Üniversite bitince uluslararası bir firmada işe girdim, benim açımdan bir kırılma oldu bu. Görevlendirmelere yurtdışına çıkmaya başlayıp yurtdışındaki plakçıları görünce aydınlanma yaşadım resmen (Gülüyor). O zamanlar İstanbul’da doğru dürüst plakçı da yoktu, Zihni Müzik vardı işte bir. 1993-94 yıllarından bahsediyorum. Ben de yurtdışına her gidişimde plak almaya başladım. Sonra internet çağı geldi, PayPal falan çıktı, oralardan plak toparlamaya başladım.

Yurtdışına çıkmadığım zamanlarda bile internetten sipariş verip plak getirtiyordum. Gün geldi, 2000’li yılların sonlarına doğru böyle böyle 2000 kadar plak oldu elimde. 15-16 yıldır çalıştığım o uluslararası firmada da bir huzursuzluk yaşadım, hak ettiğimi göremedim orada. Beklentilerim vardı, olmadı. Böylece 2008 yılında kendimi denemek için yavaş yavaş internette fazla plaklarımı satmaya başladım bir portalda ve çok güzel bir geri dönüş aldım o satışlardan. Bir yandan firmada çalışıyorum, bir yandan da akşamları kargo yetiştiriyorum…

Bir baktım maaşım kadar kargolama yapıyorum. Ciddi bir gelir getirmeye başladı. Sonra dedim ki, “Bu benim için bir çıkar yol olabilir.” Yani hobimi işe dönüştürebilirim diye düşündüm. Eşime de açtım bu konuyu, 2010 yılıydı o zaman. “Ben gelecek sene istifa edeceğim,” dedim, 15. yılımı doldurup tazminatımı da alacağımı biliyordum tabii (Gülüyor)… Sonuçta 2011’in Şubat ayında burada (Kadıköy) dükkânımı kiraladım, Nisan ayında da çalışmaya başladım. 2011 Nisan’dan 2016 Aralık’ına geldik işte neredeyse, beş buçuk senedir Kadıköy’de plakçılık yapıyorum. Hobisini işe çeviren bir beyaz yakalı olarak düşünün beni (Gülüyor).

Plak üretmek adınızın yaşayacağı anlamına gelir

Zamanla plak basmaya, yayınlamaya da başladınız Rainbow45 olarak. Kimi eski albümlerin yeniden basımları ya da yeni albümler… Bülent Ortaçgil, Baba Zula, Yavuz Çetin, Ringo Jets aklıma ilk gelen isimler. Rainbow45’i kurarken bu topa girmek var mıydı aklında, yoksa burada plakçılığa başladıktan sonra bu alanda bir boşluk gördün de mi girdin?

Vardı. Şöyle ki, 90’lı ve 2000’li yıllarda bir iki tane plak basıldı Türkiye’de. Bunlardan birisi Bulutsuzluk Özlemi’nin Yol albümüdür mesela, 90’lı yıllarda falan basılmıştı. Onların baskı kalitelerine baktım, gerçekten kötüydü. İMÇ’den Zeki Müren’ler, işte Saklı Kayıtlar diye plaklar falan da ben dükkânı kurarken çıkmaya başladı ama kötü örnekler çıkıyordu genelde. İdealizm mi dersiniz ne dersiniz bilmiyorum ama, ben bu dükkânı kurarken bir gün plak basacağıma söz verdim. Ama uygun bir zamanı bekliyordum çünkü bilirsiniz, bir işi oturtmak da zaman ister, bir iki seneyi alır.

2013 yılında ilk plağı bastık ve ondan sonra da arkası geldi. Aslına bakarsan piyasada da bir boşluk varmış o dönemde. Ama ben piyasada bir boşluk var diye değil, gerçekten plak üretimi yapmak istediğim için girdim bu topa. Çünkü markalaşmanın bir yoludur bu. Plak üretmek, o plağın arkasında logonuzun olması yirmi-otuz sene, belki elli sene sonra bile, hatta dükkân kapansa da adınızın yaşayacağı anlamına geliyor.

Günümüzde plak yayıncılığının eskisine göre, yani plak formatının ilk çıktığı ve popüler olduğu zamanlara göre ne gibi avantajları, ne gibi dezavantajları var? Bu soruyu hem kayıt teknikleri açısından hem ticari açıdan soruyorum.

Çok fazla avantaj yok. Günümüzde kayıtlar genelde dijital ortamda yapılıyor. Dünyada da böyle, Türkiye’de de. 1000 albüm çıkıyorsa belki beş tanesi makara bantlara kaydediliyor ve AAA dediğimiz miksaj mastering analog, kayıt analog, baskı zamanı analog olarak basılan albüm sayısı binde beşi geçmez. Bunlar da genelde caz veya blues albümleridir.

Rainbow45 Records

Dijitalden kaydedilen plak çok anlamlı değil

Bizde de yeni gruplardan bir Flört yaptı herhalde böyle, Anadolu Beat albümüyle?

Bir Flört yaptı, bir de Nemrud. Benim bildiğim başka yok. Onlar dışında bir de Ferit Odman’ın son albümü var, Amerika Birleşik Devletleri’nde yapmış kaydı, Equinox’tan limited olarak çıktı… onu biliyorum. O da analog basıldı ve tadına doyum olmaz dinlemenin. Zaten analog kayıtlar iyi bir ses sisteminde kendini çok çabuk belli eder. Diğerlerinin ise miksajı, masteringi, kaydı hep dijital yapıldığı için plağa basılma aşamasında genelde wav formatında ya da 24 bit-48 khz gibi iyi çözünürlüklü dijital masterlar gönderiliyor yurtdışına; yurtışındaki mastering firması iyi bir firmaysa, ses mühendisi, ses teknisyeni iyiyse analog master’a çevirmeye çalışıyorlar bu kaydı. İyi iş de çıkarabiliyorlar. Böyle plakların analog mu, dijital mi olduğunu anlamak için dinleyicinin çok iyi bir kulağa sahip olması gerekiyor. Bence dijitalden kaydedilen plak yine de çok anlamlı değil ama bizim de iki üç plakta böyle yaptığımız oldu. Ringo Jets bunlardan biridir mesela, BabaZula da öyle. Vinyl masteringi yaptık onlara sonradan.

Ringo Jets

Yurtdışında plak basan fabrikalar artık çok az, eskisi gibi fazla değil. Türkiye’de de 1989 yılında plak fabrikaları kapandıktan sonra bizim için çok büyük bir maliyet oldu. Yani plağı yurtdışında ürettirip, ithalat masrafları yapıp çok ciddi fiyatlara mal ediyoruz plakları. Zaten en eli yüzü düzgün grubun bile bir baskısını en fazla 2000 adet yapabiliyorsunuz. Pazar çok küçük. Ama aynı zamanda da ümit verici. İleriye dönük ciddi bir potansiyel var, plak satışlarının yükselmesiyle beraber belki maliyetler düşecektir. Ümidimiz bu.

Analog müziği tercihe edenlerin sayısı artacak

Dilerim öyle olur. Plak alıcısının da ümidi o… Peki, seni ve Rainbow45’i sık sık yurtdışındaki plak fuarlarında da görüyoruz abi. En son Hollanda’da bir fuarda olduğunu biliyorum. Kısaca gözlemlerini paylaşır, yurtdışındaki plak kültürüyle Türkiye’dekini karşılaştırabilir misin?

2008 yılında beri plak fuarlarına gidiyorum. 2008’den önce sadece kendim için dükkânlara giderdim. Sonra keşfettim ki küçüklü büyüklü plak fuarları varmış… Plak fuarlarına gitmeye başladığımda ilk fark ettiğim şuydu: Türkiye’de plak namına bir şey kalmamışken, plağın adı bile anılmazken oralarda müthiş bir kalabalık vardı. İnsanlar stantların önünde sıra bekliyorlardı. Böyle bir durum vardı.

Bazen stüdyo dairelerde kalıyorduk, öyle ki bir bakıyorduk, üç günlüğüne kiraladığımız stüdyo dairenin kitaplığında plak var! Bu bir ev, otel odası gibi düşünmeyin… Adam öyle bir tasarlamış ki, mikrodalga fırınını bırakır gibi kitaplar ve plaklar bırakmış. Yani böyle bir kültür var orada. 2011 yılında bu dükkânı açtığım zaman ben şunu da gözlemledim: Buraya gelen yabancı gençler sürekli dükkâna giriyorlar, o kadar çok giriyorlar ki…  Şu anlama geliyor: Yurtdışında böyle bir kültür var ve bu kültür azalmış da olsa hep devam etmiş. O bağ hiç kopmamış.

Bizde ise 1978-80 arası bir kopmuş, ondan sonra kaset dönemi falan derken 1989’da da son plaklar basılmış ve bir daha plağa dönüş olmamış. Bir de şunu gözlemledim, yurtdışında plak fuarları daha da kalabalıklaşıyor. Mint diye bir dergi çıkıyor Almanya’da, plak kültürü, vinil kültürü üzerine, onu takip ediyorum; birkaç dergi daha var böyle…

Bunlarda şunu gördüm, Almanya’da 2016 yılında toplam müzik tüketiminin yüzde 4’ü plakmış. Bu çok büyük bir rakam. Türkiye’de bu onbinde 4’tür, eminim daha fazlası değildir. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre de 2015 yılında İngiltere’de plak üretimi 1990 plak üretimini yakalamış durumda. Bu birgün 1987’ye, 85’e inecek. Ancak hiçbir zaman 70’lere inemeyecek, o bir hayaldir. Çünkü o dönemde başka alternatif yoktu. Ama bu yine de büyük bir ilerleme. “Future is analog,” derler ya, “Gelecek analogdur.” Hayır, öyle bir şey olmayacak belki ama dijitalden sıkılıp da alternatif olarak analog müziği tercih edenlerin sayısı azımsanmayacak biçimde artacak.

AVM’lerde satılanlar Çin’de üretiliyor

Son olarak, özellikle yeni plak almaya başlamış gençlere ne söyleyebilirsin? Çünkü plak ya da pikap almaya ilk heves edildiğinde illaki hatalar yapılır. Plak kültürüyle yeni tanışmış biriysek ne yapmamamız lazım?

Şöyle söyleyeyim, genç arkadaşlarımın bütçesi zaten genelde dar… Çoğunlukla öğrenci oluyorlar çünkü. Bu arada bir gözlemimi söyleyeyim gene: Dükkânımıza gelenlerin yüzde 50’si 18-25 yaş arası. 25-40 yaş arası gelen de çok var, ama döneminde plak dinlemiş olan kişiler bizden alışveriş yapmıyor. Çok azdır… Onlar da kesintisiz olarak plak dinledikleri içindir. Elli yıldır plak dinlemişler, kesintisiz. Genç arkadaşlarıma dönersek, öncelikle beğendikleri grupların, sanatçıların sevdikleri albümlerini almaya çalışsınlar. Yok ilk baskı, yok İngiliz baskı, yok Alman baskı… Bunlarla uğraşmasınlar. İlk önce istediklerini en uyguna bulmaya çalışsınlar, onlarla tatmin olsunlar. Çünkü sevdiğin müzikleri, bir Pink Floyd’u, bir Queen’i, bir Jimi Hendrix’i plaktan dinlemek çok daha farklı bir şey. Sonra koleksiyoner mi olmak isterler, iyi bir arşivci mi olmak isterler, zaten kendileri karar verirler. O zaman ilk baskıdır, İngiliz baskıdır, bunlara bakmaya başlarlar.

İkinci tavsiyem de şu: AVM’lerde satılan ürünler var, bunlar Çin’de üretiliyor. Her Çin malı ürün kötü demek istemiyorum ama bunlar o kadar fast-food üretimler ki… Evet, bütçeye uygun ürünler. Buralardan 400-500 liraya pikap alabiliyorlar. Ama ben hep şunu söylüyorum: 70’li yıllardan kalma çanta tipi pikapları 500 liraya, 700 liraya alın, ama bu işte yay-sat mağazalarında, hatta bazı süpermarketlerde et reyonunun yanında satılan ürünlerin çoğu sağlıklı değil. Bunlardan dinleyecekleri müzikten alacakları haz, CD’den daha iyi değil. Genç arkadaşlar, ilk defa plak alacaklar bunu bilsinler. Benim düşüncem 2500-3000 liradan aşağı gerçekten plak dinlediğinizi anlamayabilirsiniz.

Amfisiyle, hoparlörüyle falan 2500-3000 tabii sanırım.

Tabii, amfisiyle hoparlörüyle, pikabıyla. Fakat kendinden amfili kompakt pikaplar alınacaksa onlar da 70’li yıllardan kalan ürünler olmalı. Kendini ispatlamış bazı markalar var; Dual gibi, Grundig gibi, Philips gibi, ITT gibi. Bunlardan halen piyasada var, yedek parçaları da bulunabiliyor.

Çok teşekkür ederim abi vakit ayırdığın için.

Ben teşekkür ederim. Bir de plak üretimiyle ilgili son bir şey söyleyeyim: Bu işe girdiğimizde sadece eski albümleri tekrar basalım diye girmedik. Nemrud gibi albümleri dünya standartlarında dinlenebilecek şekilde iyi kayıtlanmış, rüştünü ispatlamış yeni grupların da albümlerini basmaktan mutluluk duyarız. Yeter ki piyasaya kaliteli ürünler bırakalım.

Meraklısı için: www.rainbow45records.com

Şu PLAK Denen Hastalık dosyasındaki diğer yazılar ve röportajlar:

Murat Beşer yazısı “Şu Plak Denen Hastalık!” burada.

Bir Müzik Dedektifi Emek Can Tülüş ile röportaj burada.

Murat Ertel ile de buluştuk. Röportaj burada.

Dr. Roy Shuker, “Plağın geri dönüşü abartılmamalı,” diyor. Röportaj burada.

“Plak dediğin sabır işidir,” diyen Murat Meriç ile röportaj burada.

Güven Erkin Erkal, “Dinleyici kaliteli, iyi kapaklı plaklar bekliyor,” diyor. Röportaj burada.