Hiç unutmuyorum; Egeli bir akrabamız babasına Yunan bir damadı olacağını haber verdiğinde baba, kızını vazgeçiremeyeceğini bilmenin verdiği umutsuzlukla şöyle demişti: “Olur mu kızım? Dedenin babasını topraklarından sürmüş, anneannenin köyünü yakmış insanlardan söz ediyoruz!”

Her toplumun ortak belleği yaşanan acılarla şekilleniyor. Ege’nin iki kıyısı da karşılıklı acılarını belleklerinde muhafaza ediyor. Yaşananlarsa, acıdan çokça beslenen edebiyatla ve müzikle hayat buluyor. Yunanistan ve Türkiye tarihi, Rembetiko’nun doğuşundan göçmen türkülerine ve Kondoğlu’nun anlatılarına pek çok esere konu oluyor.

Soloùp’un kaleminden çıkma Ayvali – Ayvalık, Ege’nin iki yakasından dört ayrı yazarın imzasını taşıyan acı hikayeleri alıntılarken, korku toplumunun nasıl inşa edildiğini, Lozan’ın mantığını ve rasyonel olduğu söylenen antlaşmaların geçerliliğini sorguluyor. Bu arada iki yakanın benzerliklerini hatta aynılıklarını betimliyor.

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında çalışan Soloùp, bir çizerden daha fazlası. Doğrusu Ayvali-Ayvalık da sunuş yazısı, kitabın sonunda yer alan ve alıntılanan eserlere dair bilgi sayfası ve notlarıyla okura bir çizgi romandan fazlasını sunuyor. Çevirmenin Kıbrıslı olması da bunca acının yinelenerek dile getirildiği bir kitapta, kördüğüm olmuş bir acı yumağını anımsatması açısından etkileyici.

Ayvali-Ayvalık; siyah-beyaz, keskin çizgilere sahip çizimleri, birbirinden farklı dönemleri aktarırken benimsenen farklı üslupları ve alıntılarıyla zengin bir kitap. Uzun ama sıkıcılıktan uzak. Dürüst ve vurucu ama mızmızlanmıyor. Acıdan acı üretmek yerine, acıdan geçip barışa demir atmak ve aynılıkların farkına varmak için değerli bir anlatı.

Ayvali-Ayvalık
Soloùp,
İstos Yayınları
2016
448 sayfa

Kitabı bana armağan eden Burcu Gündüz Maşalacı’ya teşekkürlerimle…