Şaşırtıcı ülkeleri severim. Böyle bölgelere beklentisiz gitmeyi de sanırım öğrendim, öğreniyorum. Fas’a 2015’in Nisan ayında gitmiştim. O geziden bazı notları paylaşmak isterim.

“En batıdaki yer” anlamına geliyor Fas. Arapçadaki “akşam” demek. İngilizce “Morocco”. Peki, neden mi “Fas”? Osmanlı feslerinin Fes adlı kentte üretilmesi nedeniyle. Bu kısmı şaşırtıcı sayılmaz, kabul.

Seyahat edilen ülkelerin tarihi de merak ediliyor elbette. Ülkenin Arap kültürü ile tanışması 7. yüzyıla dayanıyor. Bu dönemle birlikte de bölgede yaşayan Berberiler ciddi bir değişim süreci yaşıyor. Giysiler, âdetler, gelenekler, genel kültür anlamında tabii. Ve İslam dinine geçiş.

Evet, Fas Afrika’da yer alan bir ülke ancak Afrika Birliği’ne üye olamayan da tek ülke. Nedeni ise şu: Afrika Birliği, Fas’ın Batı Sahra’ya kanunsuz şekilde girdiğine hükmetmiş.

Fas beni güzel karşılamış, ağırlamış ülkelerden biri. Bunu açıklaması zor, belki sislerin etkisi olmuştur. Ülkenin kalbi de kuşkusuz Marakeş. “Kızıl Şehir” diye de anılıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Marakeş, 10 kapısı ve surlarıyla çok çarpıcı bir şehir.

İlk durak: Palmiye Ormanı

Marakeş’e vardığınızda şehri gezmeye nereden başlayacağınıza karar vermekte zorlanabilirsiniz. Ben Palmiye Ormanı’nı öneriyorum.

Ormanın bir öyküsü da var elbette:

Bir zamanlar bu şehirde 1 milyon palmiye ağacı olduğunu söylesem ne dersiniz? Akıl almaz bir sayı, değil mi? Fakat 1990’da hastalanıyor bu ağaçlar. Neyse ki bir üniversite bu ağaçların hastalığına tedavi olarak bir aşı buluyor ve ağaçları kurtarıyor. Şimdi tümü kendi “ülkelerinde” sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam ediyorlar.

Şimdi sıkı durun, Fas’la ilgili hoşunuza gideceğinden emin olduğum bir bilgi geliyor: Malumunuz inşaat bu çağın gerçeği (vebası da diyebiliriz pekâlâ). Ancak bölgede bir arazi imara açıldığında o arazideki palmiyeler yukarıda bahsettiğim palmiye ormanına taşınıyor ve inşaat izni ondan sonra çıkıyor. Ayrıca ağaç başına taşıma ücreti uygulaması da var. Bu yasaya uymayana (kaçak inşaat ve palmiye kesimi) ağır hapis cezası veriliyor. Sözün bittiği yer, bravo…

Geziden bazı fotoğraflar

Koutobia Camisi Marakeş’te en çok görülen yapılardan biri. Camiyi ben de bu şekilde yansıttım objektifimden.

Jemaa El Fna (Fenalıklar) Meydanı. 11. yüzyılda suçluların bu meydanda cezalandırılması nedeniyle adı bu. Meydanda çeşit çeşit insan manzarasıyla karşılaşılıyor. Ölülerden topladıkları dişlerle implant yapan dişçilerden tutun yılan oynatıcılarına kadar. Yılanlarla fotoğraf çektirebilirsiniz de. Bedeli 20 dirhem. 

Ben Ayhan Kalafat’ı böyle fotoğrafladım. Kendisinin gezi programlarının da yer aldığı blogunu ziyaret etmek isterseniz burada.

Meydandaki kalabalık anlatılmaz, yaşanır. Belli bir saat geldiğinde birden sayısız açık hava restoranı servise başlıyor. Kendi adıma yorucu olduğunu söylemeliyim. 

Pazar yerinde halk ve turistler iç içe. Kalabalık bitmiyor. Bu alandaki çarşı pazara (souk) ilgi duymaktan kaçınmak zor. Esnaf da zorluyor, hele pazarlıkçıysanız. Yine de gülümsüyoruz elbette.

Meydandan ayrıldıktan sonra sakinlik ve huzur ihtiyacınız için nefis portakal çiçeği kokularıyla bezeli Bahia Sarayı’na gitmelisiniz.

Ve muhteşem bir yerdeyim! Fransız ressam Jacques Majorelle’in 1947’de açtığı Majorelle Bahçesi. Sonrasında Yves Saint Laurent’e satılmış. Onun ölümünün ardından da külleri buraya atılmış. Benim gezgin belleğimde bu bahçenin yeri hep çok özel olacak.

Onun ölümünün ardından da külleri buraya atılmış.

Akıl almaz bir enerji var bu bahçede. Laurent’in kendi çizimlerinden oluşan kartpostalların yer aldığı Aşk Müzesi de doğrusu çok yakışmış buraya.

Bu bahçe belleğinizin seyahat anıları bölümünde özel bir yer edinecek, benden söylemesi.

Başta da belirttim gibi, Fas şaşırtıcı ve büyüleyici bir ülke. Bazen masalsı, bazen egzotik ama gerçekten görmeye değer. Marakeş ise kesinlikle ülkenin en özgün ve özel kenti. “Fas’a gitsem mi?” acaba diyenlere, “Kaçırmayın,” diyorum…