Bugün sizi Fransız bir müzisyenin karanlık dünyasına götürmek istiyorum. Gugıllayınca hakkında pek bir şey çıkmıyor. Verdiği röportajlar sınırlı. YouTube mu? Adam orada da yok neredeyse. Facebook’ta resmi olduğunu sandığım sayfası da karanlık. Bahsettiğim müzisyen, Vindsval. Blut aus Nord (BaN) grubunun solisti, gitaristi, bestecisi, güftecisi, yapımcısı… Aslında her şeyi…

1993’te tek kişilik bir proje olarak yola çıkan BaN, o tarihten beri 25 albüm, EP ve başka gruplarla ortak yayınlar (Split) yaptı. Onlara (ona) bir müzik grubu demek zor; dediğim gibi, bir proje aslında. Yapılanması, müziğe yaklaşımı ve endüstriye başkaldırmaları açısından baktığımdaysa onları (onu) Nine Inch Nails’e (Trent Reznor) benzetiyorum.

“Ne tür müzik yapıyorlar?” sorusunun cevabı da zor. Black metal? Endüstriyel metal? Avangart? Deneysel? Onları tek bir kalıba sokmak gerçekten imkânsız. Müzikleri her albümde farklı. O zaman sözü Vindsval’a bırakalım; bakalım o ne diyormuş BaN için:

Biz, belirli ve adı konmuş bir ‘tarzın’ parçası olmak istemiyoruz. Blut aus Nord, tam bağımsız bir sanat projesidir. Müzikte kurallara, tarzlara, görsel imgelere körü körüne bağlı kalmayı kabul ederseniz, gerçek anlamda ‘yaratma’ şansını yok edersiniz. ‘Müzik tarzları’ sizi sınırlar; oysa sanat sınırsızdır. Müziğimiz bu sınırların yokluğunu simgeler.” (Bu röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Tavsiye ederim.)

Kuzeyden gelen kan

Blut aus Nord, Almanca. “Kuzeyden gelen kan” anlamını taşıyor. Şarkıların birçoğu enstrümantal. Şarkı sözü varsa da, albüm kitapçıklarına koymuyor onları Vinsdval. İnternetten aradığınızda da sözlere güçlükle ulaşabiliyorsunuz. Grubun ilk dönem albümleri çok sert. Dinlemesi, algılaması zor. Çok karanlık. Otomatik davullar, kulakları tırmalayan gitarlar, midenizi altüst eden baslar, cehennemden çıkma ses ve çığlıklar. Şarkılarda tempo sürekli değişiyor. Korkutucu aslında. Albüm kapakları olağanüstü. Bakınız, 2003 albümü The Work That Transforms God.

Gelelim benim bu grupla nasıl tanıştığıma: 2012 yılının Aralık ayıydı ve ben Azerbaycan’da bir inşaat şirketinde çalışıyordum. İşin az olduğu bir dönemde evde oturmuş, internette sörf yapıyor ve yılın en iyi albümleri tarzındaki sitelere bakıyordum. Birçok listenin tepesinde ya da ilk beşinde BaN’ın 777-Cosmosophy albümü vardı. Grubun ismi ve albüm kapağı beni o kadar etkiledi ki, hemen indirdim ve günlerce dinledim. Zaten bu yazının da asıl amacı size bu albümü anlatmak.

Cosmosophy, Blut Aus Nord’un 777 üçlemesinin sonuncusu (ilk ikisi Sects ve Desanctification). Bu üçleme, grubun müzik yolculuğunun zirvesi. Son derece deneysel, inanılmaz melodik, olağanüstü vokal bölümlerinin olduğu bir müzik ziyafeti. Cosmosophy, bu üçleme arasında en çarpıcı olanı. İyi bir ses sisteminde, mümkünse plaktan dinlediğinizde müzik sizi sarmalıyor ve evrende bir yolculuğa çıkarıyor. Dinlerken gezegenlerin, meteor kuşaklarının arasından geçiyorsunuz. Galaksiden galaksiye ışık hızında yolculuk ediyorsunuz. Sadece beş şarkıdan oluşan Cosmosophy, sonsuzluk hissini (neyse o) tadabileceğiniz bir albüm.

Albümü şuraya bi’ koyalım önce…

COSMOSOPHY PLAYLIST burada

Ve şarkılara tek tek bakalım. Bir kere üçlemedeki bütün şarkıların adı Epitome. Vindsval bunları numaralandırmış. Cosmosophy, Epitome 14 ile başlıyor, 18 ile bitiyor. Epitome kelimesini, üçlemenin atmosferine dayanarak, “öz” diye çevirmeyi uygun buldum.

Epitome XIV

Şarkı, son derece karanlık bir havada, nefis bir gitar melodisiyle başlıyor. Uzun süre kendini tekrar eden melodiye, üzerine eklenen bir başka gitar, soloyla eşlik ediyor. Sonra olağanüstü bir sonik yolculuk başlıyor. Vokaller çok ön planda olmamakla birlikte, enstrümanların üzerinde dalgalanıyor adeta. Zaten albümün en büyük sürprizi, tertemiz vokaller. Aslında Vindsval bunun işaretlerini önceki albümde vermişti ama sürpriz, sürprizdir. Şarkının altıncı dakikasında gayet karanlık bir bölüm var. Bu yavaş ama son derece güçlü albüme nefis bir giriş şarkısı Epitome 14.

Epitome XV

Numara 15, bizi bambaşka yerlere götürüyor. Atmosfer yine karanlık. Elektronik sesler başlıyor. Sonra hafif bir davul sesiyle Vindsval, Fransızca konuşmaya başlıyor. Arada, daha karanlık bir ses, onun söylediklerini tekrarlıyor: … seul un écho profond répondait aux origines et les magnifiait à chaque nouvelle percée du silence… Bu hava, üçüncü dakikaya kadar devam ediyor. Sonra şarkı patlıyor. Bir yakarışı andıran vokaller, yavaş yavaş güçlenmeye başlayan gitarların arasında eriyor. Şarkının geri kalanı, bu vokaller ve ana melodinin dansı.

Epitome XVI

16 numara, sakin bir gitar arpejiyle başlıyor. Bu melodiye eklenen synth sesleri, yeni bir patlamanın habercisi oluyor. Arpej kayboluyor ve öz beliriyor. Keşke sözlerini anlayabilsem. Müthiş riffler eşliğinde, şarkı 6.30 gibi zirveye tırmanıyor. Sonra, her şey değişiyor. Yedinci dakikaya girerken önce tempo düşüyor. Ne olacak diye beklerken gitar, davul ve vokaller çıldırıyor. Bu çılgınlık hali, şarkının sonuna kadar devam ediyor.

Epitome XVII

17 numara, favorim. Her dinleyişimde tüylerim diken diken oluyor. Olağanüstü melodik ve kendini tekrar eden bir açılış yapan şarkı sanki “Vokaller nerede?” diye bağırırken Vindsval giriyor:

How many seasons beyond this sacred life?
How many treasons beyond this clever lie?

Şarkıdaki sözler bu kadar. Epitome 17, diğer şarkılara oranla çok daha umutlu. Ancak BaN tabii ki yapacağını yapıyor yine. Dördüncü dakikadan sonra çığırından çıkıyor parça. Bipolar bir eser adeta. Altıncı dakikaya girerken, can yakan, üzücü bir arpejle yüz yüze bırakıyor bizi Vindsval. Şarkının geri kalanı bu depresif riffler ve melodiler eşliğinde ilerliyor.

Epitome XVIII

11 dakikayla albümün en uzun parçası, 18 numara. Epik. Hipnotize edici bir riff ile başlıyor. Albümün sonu için biçilmiş kaftan. Ritimlerin üzerine serpiştirilen gitar melodileriyle birkaç dakika süren bir meditasyon başlıyor. Şarkıyı dinamik olarak nitelendirmek zor ama 18‘i dinlerken, bu şarkının sadece albümün değil, aynı zamanda üçlemenin de son şarkısı olduğunu unutmamamız gerekiyor. O açıdan bakıldığında 18, Blut Aus Nord’un bizi evrende çıkardığı bu muhteşem yolculuğunun bitişini de simgeliyor. 7 dakikadan biraz fazla süren müzik, bir anda yerini atmosferik, ambient seslere bırakıyor. 4 dakika boyunca huzur. 4 dakika boyunca bir sessizlik. Müthiş bir son.

Blut Aus Nord’u dinlemek, anlamak ve en önemlisi sevmek, kolay değil. Ancak Cosmosophy, bir müzikseverin arşivinde mutlaka bulundurması gereken bir magnum opus. Grup, müzik yapmaya devam ediyor. 2016’da yeni bir EP çıkardılar. Türkiye’de benden başka BaN seven adam var mı bilmiyorum ama iki kişi daha çıksa kârdır.

Son olarak, sizin için yaptığım 10 şarkılık bir Blut Aus Nord playlisti…

BLUT AUS NORD PLAYLIST burada