Kemal Hamamcıoğlu adını yazdığı tiyatro oyunları ile duydunuz. Ancak sosyal medyada kendisini takip edenler bilirler; tanınmış pek çok oyuncu ile (Büşra Develi, Metin Akdülger, Deniz Çakır, Şebnem Bozoklu, Gonca Vuslateri, Kaan Urgancıoğlu gibi) çektiği performans videolarının da (buradan tümüne erişebilirsiniz) ciddi bir takipçi kitlesi vardır. Aktif, takibe değer bir Instagram ve twitter (@kemalhmmcglu) kullanıcısıdır. Onun metinlerini önce en gerçek halleriyle -sahneden akan duyguyla- kucaklamaya alıştı, bunu sevdi seyirci. Videoları da aynı etkiyi yaratıyor. Peki, acaba Kemal hakkında neler biliyorsunuz?

Kemal Hamamcıoğlu, bildiğiniz üzere bir yazardır. Kelimenin tam anlamıyla da hayatı yazar, en pür haliyle. Ortalarda pek göremezsiniz onu; sakin ve sade bir hayatı vardır. Belki köpeğini gezdirirken bir parkta rastlarsınız kendisine, o da yazı odasından ayrıldığı zamanlarda ancak. Sevilir, sayılır, beğenilir ve bunları söylerseniz de utanır, sıkılır.

Kemal Hamamcıoğlu, Lucky ve dikkatli baktığınızda (ipucu: buzdolabı) özgürlüğünü ilan etmiş olan Müdür…

En son geçen yıl Akbank Sanat’ta Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok adlı kitabından bir metni Kahramanlar Hep Erkek adıyla okuma şeklinde sunmuştu bizlere. Can Bonomo, Metin Akdülger ve Emre Buga ile birlikte sahnede idi. Aynı zamanda metin uyarlamasını yapan da kendisi idi. Bir sürprizdi o etkinlik, son ana dek haberdar değildik. Mutlu olduk tabii. Ancak kesmedi ve devamını sorduk da durduk. Ve Kemal ortalardan kayboldu o performanstan sonra. Meğer yeni oyununu yazmış. TOY İstanbul’da sahnelenen Kaplan Sarılması‘ndan bahsediyorum. Evet, hani bilet bulunamayan o oyun. Şanslıyım; oyunu da seyrettim, Kemal’le de konuştum. Buyrun…

Bitter çikolata, soğuk ve sütsüz kahve

Tabii herkes uzun zamandır oyununu bekliyordu. Ve nihayet Kaplan Sarılması sahnede. Ne durumdasın, nasıl hissediyorsun?

Annem ilk kez yazdığım bir oyunu izledi ve çok mutlu döndü eve. Annem mutlu, ben de o mutlu diye huzurlu uyanıyorum bu ara.

Kaplan Sarılması, öncelerde bahsettiğin üçlemenin sonuncusu mu yoksa bağımsız bir eser mi?

Üçlemeden bağımsız. Kaplan Sarılması’nı üç sene önce yalnızlıktan evden çıkmadığım, suya dokunmadığım, çikolatadan başka bir şey yemediğim bir aralıkta yazmıştım. Bitter çikolata ve soğuk, sütsüz kahveyle…

Kemal Hamamcıoğlu’nun yazdığı Kaplan Sarılması’nda Şebnem Bozoklu ve Kerem Fırtına oynuyor. Yönetmenliği ise Bahar Kerimoğlu üstleniyor. Her Cuma Maçka’daki TOY İstanbul’da.

Oyunla ilgili çok spoiler vermek istemem. Bu nedenle yazarlığa dair biraz konuşalım mı? Yaşarken olduğundan daha mı yürekli insan yazarken?

Eğer işin yazmaksa, yaşarken yazdıklarından daha yürekli olmak zorundasın. Yüreksiz birinin sözüne de, sessizliğine de ilgi duymuyorum.

Gergin ve umutlu biriyim

Bir yazar olarak “öd kopması”nı hangi anlarda, durumlarda yaşarsın?

Aşıkken.

Kabin (2013)

Kabin’i askerlikte yazmıştın. Sonrasında Garaj ve şimdi Kaplan Sarılması. Cinsel kimliği, yönelimleri veya cinsellikle ilgili yoksunlukları nedeniyle aslında herkesin hayatının ne zor olduğunu deşifre ediyorsun sanki. Ya da salt yalnızlığı mı dersin?

Hayat zor, evet adil değil. Mağdur olabilirsin ama mağdur olarak hayatına devam edip, etmemek senin seçimin. Yalnız, sevemeyen, sevişemeyen, kavga etmesini bilmeyen bu topraklarda cesur duranın sesini yazarak daha duyulur kılmaya çalışıyorum. O kadar…

Popüler kültür, siyaset ve şiddetin pornografisi ekseninde hem gerçekçi hem naïf kımıldattığın bir kalemin var.Daha doğrusu bir umut var hep yazdıklarında. Umutlu biri misin?

Gergin ve umutlu biriyim. Umutlu olanı, olanları arıyorum…

Bilinçaltı monologları, itirafçılar, ayna arayanlar… Sosyal medya hesaplarından paylaştığın ve oldukça ilgi gören kısa videoların bana bunları düşündürdü. Kısa videolar bir proje mi? Gittiği bir nokta var mı?

Kısa videoları sadece yazdığım yazılar daha hızlı insanlara ulaşsın diye yaptım. Çünkü dergide yazdığınız bir yazı belli bir sayıda insana ulaşırken, sosyal medya sayesinde, yaptığınız iş eğer iyiyse, daha hızlı insanlara ulaşıyor. İlerde proje canlı bir sergiye dönüşecek. Umarım…

“Herkesçe paylaşılmak için üretilen kültür ürünü pornografiktir,” diyor Adorno. Ne düşünüyorsun? Hem yazarsın hem de yazdıkları sahnelenen birisin sonuçta. Çok önemli mi çok okunmak, çok seyredilmek?

Evet öyle. Ama yola çok okunayım, çok seyredileyim diye çıkarsan bittin. Kendim için üretiyorum ben, canım ne çekiyorsa onu çok çalışarak, uykusuz kalarak başlıyor ve tamamlıyorum. İnandığın- ama romantik bir yerden değil- bir maraton koşucusu gibi aylarca antreman yaptığın bir sürecin sonunda alkış almak kesinlikle iyi geliyor.

Sonra yine antremanın ilk günü. Başa dönüyorsun ve yine yalnızsın. Koşmazsan yol yok! Adımlarını sayarak, kendi başına yolunu yeniden bulmak kaderin oluyor. Çok alkışın bedeli çok yalnızlık. Yalnız yolculuklara alışmak lazım.

Unutmamak için yazıyor ve yaşıyorum

Yaşla birlikte yazıyla ilişki nasıl evriliyor sence peki? Yazının, metnin demlenmesinin iyi olduğunu düşünenlerden misin?

Yazdığım iki oyun ve bir film senaryosu var. İki senedir ara ara açıyorum yazdıklarımı, dediğin gibi demleniyorlar. Şimdi şimdi şunu anlıyorum; demlendireyim derken lezzetini de kaçırmamak, soğutmamak gerekiyormuş. Bundan sonra daha hızlı üretip, yazmakla ve hayatla olan derdimi daha derinden yaşayarak varolmaya çalışacağım.

Kurallı bir yazar mısın? Kırmızı çizgilerin var mı?

Prensipleri olmayan, tutkusuz, ayrımcı, kaypak, kibirli, hayvanları ve doğayı sevmeyen biriyle asla çalışmam. Aynı masaya oturmam. Sözlerimi emanet etmem. O, kendi sözünün ve hayatının üzerinde özgürce tepinsin.

“Yazmak daha çok silmektir,” demişti bir usta. Sence?

Doğru. Ama en önemlisi de neyi, neden sildiğini unutmamak. Yazdıklarımı sayfa sayfa silerim. Kimi zaman o sildiklerimden bir kelime ilerdeki bir cümlemin öznesi olur. Unutmamak için siliyor, hatırlamak için yazıyor ve yaşıyorum.

Yazıdan korkup kaçtığın zamanlar da olmuştur tahmin ediyorum.

Niye yazıyorum dediğim zamanlar çok oldu. Yazsam ne değişecek, boka battı dünya diye arkadaşlarıma dert yandığım zamanlar. Sonra yazmaktan başkasını bilmiyorum ki diyerek masa başına tıpış tıpış geri döndüm. Dünya kesinlikle boka daha bir batacak, ama iki derin nefes için yazmaya devam edeceğim.

Üretmek kötülüğün, kötünün önünü kesmese de; inatla sevmek, inatla sevişmek, inatla hikâyeni bağırman lazım! En çok da çocuklar için.

Garaj (2015)

Garaj’ı sonralarda kitap olarak da sevenleri arşivleme şansı bulmuştu. Metinlerine, videolara baktığımızda sanki senden oyunlar haricinde bir kitap (kısa metinler veya şiir mesela) gelebilir diye düşünüyor insan.

Az kaldı…

Kaplan Sarılması’na hazır mısınız?

Detaylı bilgi burada.

Kemal Hamamcıoğlu hakkında

Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-Televizyon bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Altyazı Dergisi, Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi ve İFSAK’ta çalıştı. Belgesel ve kısa film projelerinde yönetmen ve yazar olarak yer aldı. 2006-2011 yılları arasında Cine5’te yayınlanan Cine City isimli kültür sanat programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi. Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı.

Şahika Tekand Studio Oyuncuları’nda aldığı iki yıllık oyunculuk eğitiminin ardından Craft’la yolu kesişti. Craft Oyunculuk Atölyesi’nde oyunculuk eğitimi alırken, doktora eğitimini yarıda bırakarak askere gitti. Askerde “Kabin” isimli ilk oyununu yazdı. Asker dönüşü “Kabin”, daha sonraysa ikinci oyunu “Garaj” tiyatro seyircisiyle buluştu. Geçtiğimiz sene İstanbul Tiyatro Festivali için Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” romanını tiyatro metni olarak tasarladı ve oyunun yönetmenliğini üstlendi. Bu günlerde yazmış olduğu son oyunu “Kaplan Sarılması” sahnelenmekte. Bir yandan da iki yeni oyunu, romanı ve film senaryosu üzerine çalışmaktadır.