67. Uluslararası Berlin Film Festivali 9 Şubat’ta başladı. Eray Yıldız, film değerlendirmeleri ve festival haberlerini Pulbiber için Berlin’den iletecek.

Gün 1

Casting – 4/5 – Forum

Vera, Fassbinder’in The Bitter Tears of Petra von Kant’ını uyarlayacağı ilk televizyon filmi için mükemmel cast’ın peşindedir ancak seçmelere gelen profesyonel oyuncularla sürekli çatışır. Yapımcı ve rejinin çekimlere günler kala yönetmenle yaşadığı kaotik çıkmazı koz edinen film, aslında tam bir “ensemble” (kadro) başarısı; iniş çıkışlı onlarca anın görece ufak bir mekânda 90 dakika boyunca bir an bile aksamadan kotarılması muazzam. İnsan ilişkilerindeki güç dengesinden set süreçlerinde, meslek gruplarında olup bitene dair güçlü bir taşlama da olan filmin esas belkemiği Gerwin elbette. Bir taraftan takdir görmek isterken öte yandan cinsel kimliğiyle de bir “ses” sahibi olmaya çalışan Gerwin, bir nevi hikâye içinde hikâyenin farkında ve gerçekle bağı olan tek kişisi. Bu yıl adını sıkça duymayı umduğumuz gibi Forum’un şimdiden parlayan yıldızlarından, Casting.

Django – 2/5 – Ana Yarışma

Festivalin açılış filmi olan Django, aynı zamanda yarışmada da olmasıyla bir ilk olarak herkesi şaşırtmıştı ilk duyurulduğunda. Bir “ilk film” olması da eklenince gerçekten iddialı bir portre filmi beklemekten geri kalamadık. Geçtiğimiz günlerde önümüzdeki İstanbul Film Festivali’nde de seçkiye alındığını öğrendiğimiz film, Nazi işgalindeki Avrupa’da yaptığı müzikle kitleleri etkileyen Django Reinhardt’ı odağına alıyor. Resmetme anlamında prodüksiyon olarak güçlü bir dönem filmi olmasının yanı sıra müzikleriyle de maharetini konuştursa da senaryo bazındaki aksaklıkları, kimi zaman iknada sıkıntıya ve tekrara düşüyor.

Bye Bye Germany (Es war einmal in Deutschland…) – 3/5 – Berlinale Special

Günün ikinci Nazi Almanya’sı filminde 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden hemen 1 yıl sonra Yahudilerin yaralarını sarışına tanık oluyoruz. Kara komedi türündeki zeki manevraları, Moritz Bleibtreu’nun belki de kariyer sıçrayışı performansıyla birleşince ortaya sonuna kadar ilgiyle takip edilen, sıkça ve biraz demode şekilde duygulara oynama kaygısına rağmen temsil meziyetleriyle öne çıkan bir dönem güncesi olmayı başarıyor.