Aslı Gürüney: “Anadolu’nun büyülü gerçeklik ustası, ne güzel varsın…”

Sezgin Kaymaz’ın ismini ilk kez birkaç sene evvel işittim. “Lucky‘i mutlaka okumalısın, hayatımda okuduğum en güzel kitaptı,” dedi kendisinden kitap tavsiyesi almayı hiç ummadığım bir arkadaşım. O denli çok kitap okuyan biriyken benim ona değil de onun bana tavsiyede bulunması bana çok ilginç gelmişti. Ben de merakla Lucky‘i alıp bir çırpıda okudum. Böylece Sezgin Kaymaz edebiyatıyla tanışmış oldum.

Lucky‘i ilk okuduğumda hissettiğim gerçek bir büyülenme haliydi. Sezgin Kaymaz’ın o zengin, renkli, hem sihirli hem de alabildiğine gerçekçi dili aklımı başımdan almıştı. Kimdi Sezgin Kaymaz? Böylesine rengârenk bir üsluba, harikulade zengin bir anlatıma ve muhteşem bir dil hâkimiyetine sahip bu yazar nerelerdeydi bugüne kadar? Ben nasıl olur da yıllar önce yayımlanmış olan Lucky‘i daha yeni duymuştum? Başka kitapları var mıydı, nelerdi onlar? Kısacası, nasıl bi’ adamlardın sen anam?

Bu olağanüstü yazarın varlığından bihaber olmanın verdiği şaşkınlığı size anlatmam çok mümkün değil. Kahkahalarla başlayıp üstüme başıma ağlayarak bitirdiğim Lucky‘i elimden bırakabilince koşa koşa, uça uça kitapçıya gittim ve bulduğum tüm Sezgin Kaymaz romanlarını aldım. Nasıl bilmiyorum ama diğer romanlarda hayal kırıklığına uğramayacağıma emindim. Okumaya Kün ile devam ettim, Lucky’den sonra Konya ağzıyla konuşan köpek Çeto’nun, Hüdai Ağa’nın, sarı Ömer’in unutulmaz romanı Kün‘ü de yutarcasına okuduktan sonra artık bu olağanüstü yazarın Anadolu’nun büyülü gerçeklik ustası olduğuna karar verdim.

Kün‘den sonra ismiyle beni cezbeden Uzunharmanlarda Bir Davetsiz Misafir‘e sıra geldi. Okurken pek eğlenmiştim Uzunharmanlar’ı. Ardından yine başlığıyla insanı sarsan Geber Anne‘yi okudum. Geber Anne, son derece zekice ve alabildiğine zihin açıcı bir romandı. Duramıyordum artık, sürekli Sezgin Kaymaz okumak istiyordum. Böylece sıra bir başyapıta geldi: Zindankale! Sıradışı kurgusu, renkli karakterleri, çok çarpıcı hikâyesi ve finale dek hiç yakamızı bırakmayan merak duygusu ile Zindankale‘ye bir şaheser dersem abartmış olmam.

Zindankale‘yi okuduktan sonra o sene yeni yayımlanan Deccal’in Hatırı‘na geldi sıra. Önceki kitapları okuyup külliyatımı tamamlasam mı yoksa yenisine mi başlasam derken dayanamadım ve Sevinç Kuşları üçlemesine daldım. Bu sefer de aşkı anlatan en güzel metinlerden birini yazmıştı Sezgin Kaymaz Deccal’in Hatırı‘nda. Yazarımızın en sert ve acıtıcı eseri olan Kısas ve serinin finalini getiren Son Şura’yı da okuduktan sonra artık Sezgin Kaymaz’a bir şekilde ulaşıp teşekkür etmek zorunda hissettim kendimi. Mutlaka ona anlatmalıydım, kitaplarının bir okur ve edebiyatsever olarak beni ne denli mutlu ettiğini, onun o rengârenk dünyasında kaybolmanın ne müthiş bir haz olduğunu, dünyasını bizimle paylaştığı için ne şanslı olduğumuzu muhakkak anlatmalıydım.

Böylece yazarıma teşekkür edebilmek için kalkıp İstanbul Kitap Fuarı’ndaki imza gününe gittim ve ilk kez Sezgin Kaymaz’la tanıştım. O, kitaplarımı imzalarken ben de içimde ne var ne yoksa bir güzel döktüm… diyebilmek isterdim ama tabii öyle olmadı. Sezgin Kaymaz’ı görünce heyecandan dilim tutuldu, Lucky Mucky diye kekelerken heyecandan ağlamaya başladım, imkânı yok konuşamadım, derdimi anlatamadım, teşekkür edemedim canım yazarıma.

Son çare aklıma mektup yazmak geldi, Sezgin Kaymaz’ın mektupkardeşlerini biliyordum; kitaplarını ithaf ettiği, hikâyeler paylaştığı mektup arkadaşlarına çok kıymet veriyordu yazarımız. O halde ben de kendisine bu yoldan ulaşamaz mıydım, derdimi anlatamaz mıydım? Yayınevi, eposta adresini hemen verince artık önümde engel kalmamıştı. Bir pazar akşamı oturup içimi döktüm Sezgin Kaymaz’a, bütün kalbimle teşekkür ettim ona; bizim yazarımız olduğu için, yazmaya devam ettiği için, hayatta acının ve kahkahanın iç içe geçtiğini apaçık gösterdiği için, bizi yeryüzünün harikalığına ve insanoğlunun müthişliğine inandırdığı için bütün kalbimle teşekkür ettim ona. Ve çok geçmeden cevap geldi mektubuma, hemen peşinden, “Cevap gönderdim ama geldi mi?” diye tekrar bir mektup; böylece mektup arkadaşlığından öte, her İstanbul’a gelişinde görüşüp buluştuğumuz dostluğumuz başladı Sezgin’le.

Ne müthiş bir mutluluk, eserlerine hayran olduğun bir sanatçıyla tanışıp hayal kırıklığına uğramamak. O eserlerinden bile güzel bir insan; o bambaşka benliğiyle, samimiyeti ve müthiş zekâsıyla insanı avcuna alan, avcunun içine aldığını kolaycacık ağlatabilecekken zor olanı, güldürmeyi seçen ve katıla katıla güldüren, bizleri daima en sevdiğimize emanet eden bir yazar ve her daim özlenen bir dost; Sezgin Kaymaz, Türkçenin yaşayan en büyük ustası ve Anadolu’nun büyülü gerçeklik ustası, ne güzel varsın, iyi ki varsın ve iyi ki bizimsin. Bizimle paylaştığın hikâyelerin için ve sadece sen “sen” olduğun için, son kitabın Farfara ile bizi insanlığın daha ölmediğine bir kere daha inandırdığı için tüm kalbimle teşekkür ederim.

Özlem Demirci: “Sezgin Kaymaz sılayı rahimdir benim içimde…”

Sezgin Kaymaz okumak, onu tanımak, eserleriyle mektupkardeşi olmak sılayı rahimdir benim içimde…

Sılayı rahim olmak…

Sözgelimi; sevdiklerine uzakta da olsa koşan, onları arayan soran, onlara mektup yazan, telefon eden, yardıma muhtaçsa yardım eden, hastaysa ziyaret eden, meselesi varsa ilgilenen, mutluluğunda tebrik eden, üzüntüsünde teselli eden olmak…

Sezgin Kaymaz sılayı rahimdir benim içimde…

Çünkü ben, bu gölge dünyanın tüm Muratlarının beni bir gün kaptanın teknesine götüreceğini, adı güzel adalet timsali ufacık Ömer’in yedi cihanın zulmüne bileğinin gücüyle nasıl karşı duracağını, en mahzun kalplerin bir it sürüsünün sevgisi ve merhametinden nasıl medet umduğunu, en afili bağırışların altında azazilin fısıltısı olduğunu, en karanlık kâbusların ne tatlı zindanları aydınlattığını, Sabiş’ten Melek’e cennetin kapılarının kimlerin ayağı altında olduğunu, Musa’nın sevdasının âlemlerüstü sıradanlığını, Anadolu’nun en mahcup aşk seslenişinin “bak hele” olduğunu, tüm evladı insanatı ve evladı hayvanatı eve kabul etmekten Hızır Peygamberi tanıyamamış olmayı ve tüm memleketin aşk ve şifasının bir narin Veysel’de toplanmış olduğunu ondan öğrendim…

İş bundan ötürü,
Sezgin Kaymaz sılayı rahimdir benim içimde…