Eksi yirmi beş dereyi bulan havada, buzların ortasında bir kasaba. Litvanya’nın başkenti Vilnius’a yaklaşık 45 dakika uzaklıktaki Traka’yi kısaca böyle tarif edebilirsiniz.

Yaklaşık beş bin kişinin yaşadığı kasaba, gerek etrafına kurulduğu göl ve ortasındaki Trakai Kalesi ile gerek 14. yüzyıla uzanan tarihiyle özellikle yazları turist çekse de kış vakti bomboş sokaklarıyla ıssız bir güzellik sunuyor insana.

Trakai’nin ilginç başka bir özelliği daha var. Bugün sayıları gittikçe azalmış olan Musevi Karay Türklerinin yaşadığı yerlerden biri burası.

İşte, biz de eksi yirmi derecede, buzların üstünde yürüyerek, tarih sahnesinden silinmek üzere olan bu halkın izlerini sürdük.

Karaylar, Şamanizmden Museviliğe geçen, hâlâ Türkçe konuşan bir Türk topluluğu. Şu an dünyada yaklaşık iki bin kişi kalan Karayların üç yüze yakını burada yaşıyor. Ne yazık ki çoğunun yaşı yetmişten fazla… Bu arada Türkiye’de de Karaylar sadece 50 kişi kalmışlar.

Kasabadaki Karay evlerini diğer evlerden ayıran, üç pencereli olmaları. Merkezden göle doğru ilerlerken yeşilli kırmızılı Karay evleri yan yana sıralanıyor. Karay Türkleri Müzesi de bu bölgede yaşayanların hayatını ve tarihini anlamak için ideal.

Anacadde üzerinde Kenesa yani sinagogları bulunuyor. Kenesa’nın tarihi 15. yüzyıla kadar gidiyor, Karay Türklerinin inancına göre ibadet ettikleri kısım yerin altında yer alıyor.

Yine cadde üzerindeki Kıbınlar Restaurant da bu halkın mutfağını yaşatan son mekânlardan. Yolunuz düşerse, bizim cantıklara benzeyen “kıbın”ı yemenizi öneririm. Karaylar çok az kişi kalsalar da kıbın bütün Litvanya’ya yayılmış durumda. Bu arada ibadet dili İbranice ama Karay Türkleri hâlâ Türkçe konuştuğu için mönüleri anlayabiliyorsunuz.

Karaylar, yaklaşık 700 yıl önce Kırım’dan adeta zorunlu bir göçle Litvanya’ya gelmişler, çünkü Litvanya’da toprağı işleyecek nüfusa ihtiyaç varmış ve Trakai’de bir kalenin etrafına yerleştirilmişler. Azalsalar da yerleştikleri bu yeri bırakmıyorlar.

Trakai, dondurucu soğukta bile insana huzur veren bir yer. Hele benim gibi ömründe donmuş göl görmemiş bir bünyeye yaşattığı heyecan ayrı konu. Küçücük çocuklardan seksenlik dedelere herkes, yolu kısaltmak için buz tutmuş gölün üstünde yürürken hatta gölün üstüne kış boyunca birkaç güneş paneli bile yerleştirilmişken, dünyanın sunduklarına şaşmamak elde değil.

Karaim İnancı

Yedinci yüzyılda Museviliği seçen Karay Türklerinin inancı Karaim olarak tanımlanıyor. İbranice “okuyan” anlamına gelen “Karaim” kelimesi, onların inancındaki “dinin özüne dönme” duygusunu da pekiştirir nitelikte. Bu arada Karaylar, Tanrılarına Yahudilerin kullandığı “Yehova” yerine “Tengri” diyorlar.

Karaim inanışının bir diğer ilginç özelliği, Museviliği benimsemiş olmalarına rağmen İslam ve Hıristiyanlığın varlığını da kabul etmiş olmaları. Bağdatlı Anan Ben David’in kurucu olduğu mezhebin inancının ana unsurunu ise tek kaynak olarak Tevrat’ın kabul edilmesi ve Hz. Musa’nın öğretilerine kayıtsız şartsız bağlı kalınması oluşturuyor.

Gerçek doğruya sadece Tevrat’ı okuyarak erişilebileceğini savunan Karaim inanışı tam da bu noktada geleneksel Yahudi inanışıyla zıtlaşıyor. Karaimlerin Yahudiler tarafından adeta dışlanmış olmasının başlıca nedeni olarak bu gösteriliyor.

Yolunuz düşerse mutlaka Trakai’ye gidin, Karayların izini sürüp göl kıyısında sıcacık bir kış çayı için. Yabanmersini ve tarçınla yaptıkları özel kış çayları ise ayrı bir keyif ve yazı konusu…