Mısır, gezgin geçmişimde ilginç izleri olan ülkelerden biridir. Aslında 15 yıl önce gitmiştim bu ülkeye ama ülkeyi o ilk gidişte “yaşadım” mı? Hayır. Hurgada (Hurghada)’da dalış yaptım yalnızca. “Bu iş burada bitmez,” demiştim kendime. Öyle de oldu. Türkiye’ye döndükten sonra yeni bir Mısır gezisi programı karşıma çıktı.

Ankara ve Paris’te bombalı saldırıların olduğu günlerdi. Rus uçağının düşürülmesi nedeniyle Şarm’a uçuşlar iptal edilmişti ancak biz Hurgada’ya uçtuk.

Mısır turu yapan çok şirket var ülkemizde. Aylar öncesinden araştırmaya başlamıştık. İki tanesi bana uygun geldi. Bu şirketler; Hurghada Reisen ve Sfinks Rejser.

Kararı Sfinks Rejser’de kıldık. Şirketin sahibi Maria’nın tavsiyesi üzerine uzun mesafeleri iç hat uçuşlarla yapma kararı da aldık. Böylelikle gezmek için seçtiğimiz bölgelere daha fazla zaman ayırabilecektik.

Hurgada’dan Kahire’ye uçmaktı ilk planımız. Kahire’den de ülkenin en güneyindeki şehir olan Assuan’a uçarak vakit kazanacaktık. Assuan’dan Hurgada’ya ulaşımımızı da otobüsle yapıp yolumuzun üstündeki Luksor (Luxor)’da konaklayacak ve yola özel aracımızla devam edecektik.

1000 minareli bir kent: Kahire

Mısır nüfusunun dörtte biri Kahire’de yaşıyor. Haliyle ekonomi, sağlık ve ticaretin de merkezi. Bu ülke, dünyanın yedi harikasından biri olan piramitleri de barındırdığı için ayrıca önemli ama bu kadarla sınırlı değil elbette.

Çöl iklimindeki bir ülkede bulunmak gerçekten bambaşka bir deneyim. Şehir içi yürüyüşlerinizde bile farkı soluyorsunuz. Tarihi doku ve karambol de bu seyahat tecrübesini özel kılıyor. Her şey iç içe geçerek enteresan bir uyum sağlıyor.

Kahire, içinde çok sayıda tiyatronun, müzenin, abidenin ve üniversitenin yer aldığı bir şehir. Eski Kahire, 1979’dan bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Bir turist olarak Kahire Müzesi, Piramitler bölgesi ve Nil Nehri bölgesi çok cezbedici. Bu girizgâh neden mi? Kahire’deyiz de ondan.

Kahire Müzesi ile başlıyoruz

Çok ünlü bir müze, Kahire Müzesi. Birçok müzede olduğu gibi burada da fotoğraf çekmek yasak ama itiraf edeyim, iphone’umu sessize alıp flaşı da kapatmak suretiyle bu kuralı çiğnedim. Çiğnedim de ne oldu, bir görevliye yakalandım ve tüm fotoğrafları bana sildirdi. Amacına ulaştı mı? Elbette hayır. Çünkü silinenlerin saklandığı bir dosya var bildiğiniz gibi ve geri alınabiliyorlar. Bu küçük tüyonun ardından devam edelim.

Müzede mumyalama işleminin nasıl yapıldığını anlatan bir bölüm var ki, çok ilgi çekici ve aslında ürkütücü.

Bu işlem için biraz eğimli bir taş tercih edilirmiş ve ölen kişi de bu taşın üzerine yerleştirilirmiş. Ölünün beyninin burun kanalından çekilmesi için burun kıkırdağı kırılırmış. Gözler düşmesin diye de keten doldurulurmuş. Bedenin yan kısımlarında açılan ufak deliklerden de dört  organ zedelemeden çıkarılırmış. Çıkarılmayan tek organ kalp çünkü mahkeme gününde hesap verileceği için bedende kalması gerekiyormuş. Öteki organlar ise tekrar hayata dönüldüğünde lazım olacağı için testiler içinde mumyanın yakınına gömülürmüş. Mumyalama işlemini yapan kişide çakal maskesi olurmuş. Çakal, ölü yiyen bir hayvan olduğundan Mumya Tanrısı olarak kabul ediliyormuş.

Tüm bu işlemlerin tamamlanma süresi 40 gün. Bunun da elbette bir anlamı var. Çokluk sayısı olan 40, belli ki firavunlar için de önemliymiş. Çürümeye  önlem olarak da formülü halen gizli olan bir sıvı bedene sürülürmüş. Bunun ardından da son adım, vücudun ketenle sarılarak sandığa konması.

Kahire Müzesi’nde piramitten çıkarılan altın eserler de görülebilir. Ancak şunu belirtmeden geçemeyeceğim: 5 bin yıllık sayısız tarihi esere ev sahipliği yapan böylesi görkemli bir müze, oldukça bakımsız durumda. Yine de Kahire Müzesi bu muazzam medeniyeti tanıttığı için çok önemli.

İstikamet: Piramitler

Gize bölgesindeyiz. Burada Gize Piramitleri adı altında üç eser var. Piramitlerin en büyüğü Keops, diğerleri (yine büyüklük sıralamasına göre) Kefren ve Mikerinos. Burayla ilgili akıl almaz ve bir o kadar büyüleyici bir bilgi:

Yılda iki defa güneş ışığı alıyor piramitler. İlki, piramidin adına yapıldığı firavunun doğum gününe; ikincisi de tahta çıkış gününe denk geliyor. İnanılmaz bir hesaplama!

Keops Piramidi, dünyanın yedi harikasından biri olarak bugüne dek kalabilmiş bir yapıt. Her biri 12 ton ağırlığında 2,5 milyon taş bloktan yapılmış. Yapımının da 20 yıl sürdüğü varsayılıyor. Çok vaktiniz yoksa Keops’u görmenizi tavsiye ederim. Tabii ki diğer piramitler de görülmeye değer.

Bizim Kapalıçarşı’yı burada da bulduk

Khan El Khalili Bazaar (Hanü’l Halili Çarşısı)’dayız. Hiç yadırgamadık doğrusu. İstanbul’daki Kapalıçarşı’ya öyle benziyor ki. Bilhassa gece gezmenizi öneririm; ışıklandırma çok güzel. 

Sokak lezzetlerine dair uyarılara da vallahi çok kulak asmadık. Hawawshy (özel ekmek içinde baharatlı dana eti), koshary (soğan, zencefil ve mercimekli pilav) ve şekerkamışı suyu harikaydı.

Ne iyi oldu Kahire’yi görmek; bana iyi geldi. Assuan uçuşumu beklerken mutluydum. Bir gün mutlaka yine…