Hayırlı pazarlar!

Bugünün Pazar Şarkıları’nı benim hazırladığımı sanıyorsunuz ama ben sizden bir şey gizleyecek değilim. Birazdan dinleyeceğiniz şarkı listesini, hiç kimsenin bilmediği bir ülkede, terk edilmiş bir kulübenin duvarında buldum. Bir uyarı gibi asılmıştı oraya…

Bu ülke yitik bir ülkeydi; diyelim ki Macondo… Bir zamanlar burada yaşamış kimseden bir iz kalmamıştı; sanki Pilar hiç var olmamış, Aureliano Buendia özgürlük uğruna dövüşmemişti. Bu ülke yitik bir ülkeydi ve buradan ayrılan son kişi, bir gün birileri gelir diye, bir uyarı gibi asmıştı bu şarkı listesini o duvara:

The Clash’ten “Know Your Rights”
Gang of Four‘dan “Not Great Men”
Heaven 17‘den “(We Don’t Need This) Fascist Groove Thang”
Linton Kwesi Johnson‘dan “Fite Dem Back”
ve The Clash‘ten “Revolution Rock”

ya da

The Clash‘ten, “Haklarınızı bilesiniz, mesela düşündüğünüzü söyleme hakkınız var!.. Tabii, bunu kullanacak kadar aptal olmadığınız sürece.”
Gang of Four‘dan, “Zayıfları yazmaz evinizdeki kitaplar, yalnızca güçlü olanları yazarlar.”
Heaven 17‘den, “Çıkın evinizden, yapın dansınızı!”
Linton Kwesi Johnson‘dan, “Faşistler ataktaymış, e biz de kontratağa kalkarız!”
ve The Clash‘ten, “Yok sayma bu ritmi, kulak ver; her şey yoluna girecek!”

“Pazar Şarkıları #8” uzak mı uzak bir ülkede bulduğum bu listeyle var olsun! O ülkeye giderseniz, bu şarkılar sizin de kulağınıza küpe olsun.

Keyifle dinleyip okuyasınız…

Haftanın playlist’i

THE CLASH – Know Your Rights (1982)

Kütür kütür punk yaparak başlayan, zamanla Kara Kıta’dan el alarak reggae ve funk’a varan bir The Clash. 1976 yılında Sex Pistols’ın alt grubu olarak ilk konserlerini verirlerken punk tarihine en az Sex Pistols kadar derin bir çentik atacakları belliydi. Nitekim öyle de oldu: Bugün punk müziğinden ve kültüründen söz ediyorsak The Clash’i anmadan geçemeyiz.

The Clash, her şeyiyle değişik bir gruptur: Önyüzinsanları (frontman) Joe Strummer, Ankara doğumludur. Belki de duyduğu ilk müzik, annesi ve babası onu pusette gezdirirken bir Ankara pavyonundan kulağına çalınan Ankara havaları olmuştu… Türkiye, The Clash şarkılarının büyük kısmında gitarist Mick Jones’la birlikte imzası olan bu aykırı delikanlının, Joe Strummer’ın aklında sevimli bir yer edinmiş olmalı ki meşhur “Should I Stay Here or Should I Go Know”(1982) şarkılarında bi’ Türkçe küfür de kulağımıza çalınır.

“Know Your Rights” grubun beşinci stüdyo albümü Combat Rock (1982)’ın açılış parçasıdır. Bu albüm, sanıyorum The Clash’in en dengeli albümlerindendir: Hem ilk iki albümdeki kütür kütür punk sesini hem de özellikle 1980 tarihli dördüncü albümleri Sandinista!‘nın zenginliğini Combat Rock‘ta duyabilirsiniz.

“Know Your Rights” ironik parçadır. “Bu bir kamusal duyurudur… Gitarlarla!” diye başlar ve insanlara üç temel hakları (!) olduğu hatırlatılır: “Bir: Öldürülmeme hakkınız vardır, bir polis ya da aristokrat tarafından vurulmadığınız sürece! İki: Karnınızı doyuracak kadar para kazanma hakkınız vardır, biraz soruşturulmayı ve aşağılanmayı sorun etmediğiniz sürece! Üç: Düşündüğünüzü söyleme hakkınız vardır, tabii bu hakkı kullanacak kadar aptal olmadığınız sürece!”

Birinci maddede, 1976 ve ’79 yıllarında gerçekleşen iki vakaya gönderme yapıldığı düşünülebilir. İngiltere’yi epey sallamış iki ölüm: Boksör Liddle Towers’ın 1976’da, ırkçılık karşıtı aktivist öğretmen Blair Peach’ın 1979’da İngiliz polisinin orantısız şiddeti sonucu ölümleri…

GANG OF FOUR – Not Great Men (1979)

Post-punk’ın sol tarafı dedik mi akla ilk Gang of Four gelir! Adını, Kültür Devrimi’yle beraber öne çıkan Çinli bir politik gruptan alır ki bu gruba Mao’nun üçüncü eşi de dahildir… Gang of Four, birçok müzik yazarı tarafından rock müzik tarihinin en başarılı politik grupları arasında sayılır.

Vokalde Jon King, gitarda Andy Gill, basta Dave Allen ve davulda Hugo Burnham’dan oluşan kadrosuyla 1977 yılında Leeds’te kurulan Gang of Four’un ilk albümü Entertainment! (1979), post-punk tarihinin mihenk taşlarından olmuştur. Albümün kapağı Jon King ve Andy Gill tarafından tasarlanmıştır ve çeşitli göndermeler içerir: Kırmızı fonun üzerinde üç karelik bir mini çizgi öykü vardır. Bu öyküde bir yerli, bir beyaz adamla el sıkışmaktadır. Şöyle yazar karelerin yanında: “Yerli gülümsüyor, kovboyu arkadaşı sanıyor. Kovboy gülümsüyor, yerliyi kandırdığı için seviniyor. Artık onu sömürebilir.”

Entertainment!, post-punk’ta funk ve reggae rüzgârları estiren bir albümdür. Onu bunca farklı kılan, sadece sözlerdeki açık devrimci tavrı değil, müziğindeki devrimciliktir aynı zamanda. Albümün üçüncü, bizim listemizin ikinci parçası “Not Great Men”de de funky hava rahatlıkla sezilebilir. Davulcu Hugo Burnham’ın funky ritmleri, bu şarkıda aceleci gitarlarla desteklenir. Daha doğrusu, Hugo Burnham arkayı sağlama alır; “Buyurun,” der, “siz takılın şimdi!”

“Not Great Men”in sözlerine de bir parantez açmalı. Çok açık ve basit bir şekilde şu bildik gerçeği anlatır “Not Great Men”: Tarihi kazananlar, güçlüler yazar… Ancak teslimiyetçi bir şarkı değildir “Not Great Men”, bu yüzden bir itirazı söylemekten de geri durmaz. Bu itiraz, tarihin doğuştan lider olan kimi büyük insanlarca yapıldığı teorisinedir; duymuşsunuzdur, “Büyük Adam Teorisi” deniyor herhalde, “Great Man Theory”.

HEAVEN 17 – (We Don’t Want This) Fascist Groove Thang (1981)

Özellikle Reproduction (1979) albümleriyle synth-pop ve new wave camiasının kült grupları arasına katılan The Human League’in iki elemanı, Ian Craig Marsh ve Martyn Ware, 1980 yılında gruplarını terk ederek Heaven 17 bayrağını açmışlardır. İkiliye Glenn Gregory de katılmış ve The Human League’i terklerinden sadece bir sene sonra Penthouse and Pavement (1981) albümlerini çıkarmışlardır… Oley!

“(We Don’t Want This) Fascist Groove Thang” 13 şarkılık bu uzun albümün açılış parçasıdır, anti-faşist bir dans şarkısı! Albüm, 1981’den dedik; malum, neoliberalizmin tüm dünyada yükseldiği, Margaret Thatcher’ın Britanya adasında demir rüzgârlar estirdiği yıllar. ABD başkanlığına Ronald Reagen’ın gelişi de cabası. Heaven 17’nin bu şarkısı, işte özelde bu iki sağcı lideri, genelde cümle faşizmi tiye alan bir curcunadır.

Şarkının ortalarında bir bas solosu duyacaksınız, belki bu şarkıyla ilgili en tuhaf öykü işte bu soloya aittir. Grup, şarkıya bir bas solosunun iyi gideceğini düşünmüştür ancak basları kim çalacaktır? Bu dönemde Glenn Gregory bir tiyatro salonunda çalışmaktadır ve ne yapsak ne etsek diye düşünürlerken, “Ben bi’ etraftaki insanlara sorayım, sonuçta tiyatrodayız, illaki bir müzisyen vardır!” der. Bu fikir diğerlerinin de aklına yatınca kulise inerler ve Gregory, “Dostlar, aranızda bas çalan var mı?” diye sorar. Kimseden ses çıkmaz, bir kişi hariç: John Wilson. 17 yaşında, utangaç bir çocuktur John Wilson; gözlerini okuduğu gazeteden ayırmadan elini kaldırıp, “Ben biraz çalıyorum,” der. Bizimkiler bu ufak çocuktan, gelip onlarla bir çalmasını isterler. “Tamam,” der, “ama gidip kendi basgitarımı alayım. Daha geçen hafta aldım, 20 pound’a! Çok iyi bir şey değil.” Böylece John Wilson basını alıp grubun yanına gelir. Çalmaya başladığında üç grup üyesinin tepkisi de aynıdır: “Vay babanın kemiğine!” Çocuk, tam da onların istediği o funk ruhunu yakalamıştır. Bayılırlar, soloyu tek seferde kaydeder, şarkının ortasına koyarlar!

Öyleyse çok yaşasın John Wilson!

LINTON KWESI JOHNSON – Fite Dem Back (1979)

“Yazmak politik bir harekettir ve şiir kültürel bir silahtır,” diyor dub-poetry’nin büyük ustası Linton Kwesi Johnson, namı diğer LKJ.

1952 doğumlu Jamaika asıllı Britanyalı şair-şarkıcı LKJ, ilk albümü Dread Beat an’ Blood (1978)’dan yalnızca bir yıl sonra çıkarıyor Forces of Victory (1979)’i. Baştan sona politik ve devrimci şiirlerden oluşan bu albüm, o gün bugündür dub-poetry ve LKJ sevdalılarının başucu albümlerinden oluyor. Albümün beşinci parçası “Fite Dem Back” de başucu şarkılarından…

İngiliz dilini deforme ederek yazdığı şiirleri dub müzik üstüne söyleyen LKJ’nin belki en sert şarkılarından biri “Fite Dem Back”… Böyle olması çok da şaşırtıcı değil, çünkü 70’lerin sonunda polis şiddeti özellikle göçmenlere ve solculara karşı arttıkça artıyor. Thatcher ve neoliberalizm geliyor, faşizm yükseliyor. “Fite Dem Back” de LKJ’nin bu olup bitenlere karşı reçetesi oluyor: “Faşistler ataktaymış, e biz de kontratağa kalkarız!”*

* “Fashists an di attack/ den wi countah-attack!”

THE CLASH – Revolution Rock (1980)

“Pazar Şarkıları #8” The Clash ile açıldı, The Clash ile kapansın…

“Revolution Rock” grubun üçüncü ve muhtemelen en popüler albümü London Calling (1980)’den bir parça. Şarkı aslında Danny Ray & The Revolutionariees grubuna ait, şarkının yazarları da Jackie Edwards ile Danny Ray. Bir reggae şarkısı, The Clash de bu şarkıyı alıp biraz punk’lamış, sözlerle de bu minvalde iki yerde oynamış. Birinde Bobby Darin’in “Mack The Knife” şarkısına gönderme var: “Careful how you move, Mack, you dig me in me back.” Diğerinde ise bir punk geleneği olarak konser yerlerindeki koltukları haşat etme çılgınlığına selam çakılıyor ve şarkının aslında, “Haydi hepiniz kalkın koltuklarınızdan,”* olan cümle, “Haydi hepiniz haşat edin koltuklarınızı,”** oluyor. Tatlı Joe Strummer dokunuşları…

“Revolution Rock”, sadece The Clash tarafından değil, daha başka bir çok grup, mesela İtalyan komünist rock grubu Banda Bassotti tarafından da yorumlanmış bir şarkı. Reggae tınısından da tahmin edeceğiniz üzere, bir umut türküsü: “Yok sayma bu ritmi, kulak ver; her şey yoluna girecek!”***

* “Everybody get off your seats”
** “Everybody smash up your seats”
*** “Don’t ignore it/ Gonna be alright”

Playlist’in linki burada.

Geçtiğimiz haftanın Pazar Şarkıları’na buradan ulaşabilirsiniz.