Yaklaşık üç haftadır, yani 17 Şubat günü yeni albümleri Kırınardı çıktığından beri, yine hep ve pek sevdiğim Gevende ile doldum taştım: Çıktıktan sonraki birkaç gün boyunca sırf Kırınardı‘yı dinledim, sonra albüm üzerine bir şeyler karaladım, ondan sonra da Babylon Bomonti’deki şahaneler şahanesi konserlerine (28 Şubat 2017) gittim.

Biz Gevende muhipleri olarak çok şanslıyız çünkü Gevende, 2006 tarihli ilk albümleri Ev‘de ne kadar ilham vericiyse bugün de öyle. Kırınardı, Gevende’nin büyüsünün kolay kolay bitmeyeceğini müjdeleyen bir albüm. Ne mutlu bize!

Lafı fazla uzatmayacağım… Bu girizgâhı yapmam lazımdı, çünkü sizi şap diye bir röportajın ortasına bırakamazdım. Artık yavaş yavaş asıl mevzuya gelebiliriz:

Kırınardı üzerine yazmak yetmez diye düşündüm, Kırınardı‘yı bir de mucitlerinden dinlemek lazım… Bu yüzden kısa bir röportajla karşınıza geldim işte! Ben sordum, Gevende’nin dinlemeye doyum olmaz davulcusu Gökçe Gürçay ile basçısı Okan Kaya yanıtladılar.

Keyifle okuyasınız!

Öncelikle, zaman ayırdığınız için teşekkür ediyor ve yeni albümün yolu açık, dinleyicisi güzel olsun diyorum! Kırınardı, 2011’de yayınlanan ikinci stüdyo albümünüz Sen Balık Değilsin Ki’den tam altı yıl sonra çıktı. İlk albüm Ev (2006) ile Sen Balık Değilsin Ki arasında da uzun bir zaman vardı. Bu uzun aralar niye? Özlüyoruz.

Gökçe Gürçay: Biz aslında hep yeni şeyler üretmeye devam ediyoruz. St.Antuan konser albümü, Monochroma oyun müziği albümü, Çıplak Ayaklar’ın Ters Okyanus gösterisi müzikleri, 1910’ların kısa filmleri üstüne canlı çalmak, bunun gibi irili ufaklı bir sürü proje ve gösteriler, üretim alanları var. Bireysel üretimleri saymıyorum bile. Bu süreçler içinde kulağımıza takılan iyi malzemeler de stüdyo albümüne tohum olarak saklanıyor, filizlenip boy atması da zaman alıyor. Anlık doğaçlamalarla bi’ anda şarkı üretebilen bir grubun, albüme yönelik parça oluşturması ve bunun doğal seçilimle gelişmesini sağlaması da zaman alan, bazen sıkıntılı bazen zevkli bir hal.

Gevende tınısına artık alıştık. Ama tabii ki her albüm farklılıklarıyla geliyor. Mesela ilk albümde folk esintileri çok belirgindi ama ikinci albüm biraz daha rock tınlıyordu. Peki siz, Kırınardı’yı diğer Gevende albümlerinden nasıl ayırırsınız? Yani nedir Kırınardı’yı Kırınardı yapan?

G.G.: Biz folk, rock, caz ya da herhangi bir tarzı gözetmeden müzik yapmaya alıştık. Parçalar kendi içinde hikâyelerini barındırıyor… Albüm ise paylaşmaya değer bir sesler birlikteliği. Albümden albüme değişen şeylerin başında kendimiz geliyoruz. Ruh halleri, hayat, deneyimler… Çevrede olan bitenlerle içinde yaşadığımız zaman diliminin etkisi altındayız. Kırınardı, elimizdeki şartlarla nasıl hayal kurmanın ötesine geçebiliriz’i ararken gelişti.

Bütün sanat formları için geçerlidir: Deneyimlerimiz, yaratılarımızın bir yerine mutlaka sinmiştir. Kırınardı hangi deneyimlerle, duygularla şekillendi? Ben bir tedirginlik sezdim mesela; Ev ne kadar kalabalık bir gündüzse, Kırınardı o kadar tenha bir gece gibi geldi.

G.G.: Albümün tamamından bir his edindiysen bu iyi bir şey. Bir bütünlük sağlayabilmişiz anlamına geliyor. Bizim hissiyatımız kişisel olarak değişse de genel olarak yerle, yerlerle ilgili. Ütopik, distopik, hayalini kurduğumuz yerler de var; stüdyomuz gibi, konser verdiğimiz farklı mekânlar, şehirler, yurtdışında bulunduğumuz yerler gibi somut alanlar da var. Bu albümün yaratım sürecinde, çevremizde yaşananlardan sonra bu yaşam alanlarını muhafaza etmek, alanlarımızı korumak ve bunun için üretmek gibi bir ruh hali oluştu. Albümün her üretim anında birbirimize hatırlattığımız bir şeydi bu.

Kırınardı’da hemen dikkat çeken bir yenilik, daha önceki Gevende albümlerinde duymadığımız synthler. Çok hoşuma gitti benim. Kırınardı’ya synthesizer nasıl girdi ve albümdeki rolü ne?

Okan Kaya: Tunç Çakır bir ara gruba dahil oldu ve synthi bize çok sevdirdi. Değişik sebeplerden dolayı birlikte devam edemedik. Ama Serkan (Çiftçi), Tunç’un kattığı şeyi alıp çok güzel bir yere taşıdı.

Albüm yakında plak formatında da yayınlanacak. Plağın yeniden yükselişi, popülerlik kazanması çok güzel ama bu yükseliş çok kaliteli basımların yanında kalitesiz basımlar da getirdi maalesef. Kırınardı’da nasıl bir plak basımı bekliyor bizi?

O.K.: Kaliteli tabii ki! Plaklar Shalgam Records’tan çıkıyor, masteringi ise Oslo’da yaptırdık. Ses kalitesinin iyi olacağından eminiz. Plaklar, 180 gr. 12”, Lacquer master olarak Almanya’da basıldı ve 15 Mart itibarıyla İstanbul’da olacak. Kartonet tasarımı da Elif Özüdoğru tarafından yapıldı. Kapak fotoğrafı ise sevgili Orhan Cem Çetin’e ait. Plaklar, şu an Amerika’da ve İngiltere’deki dağıtımcılardan sipariş edilebilir. Ya da info@shalgamrecords.com adresinden.

Klip kamera arkası fotoğraf: Özgür Can Akbaş

Konser durumları nasıl? Albüm çıktı, bir yurtiçi ve yurtdışı turnesi de gelecektir herhalde?

O.K.: Olacaktır tabii ki ama daha netleşen bir şey yok. Belirlendiği zaman internet sitemiz ve sosyal medya üzerinden duyurularımızı yaparız zaten.

Son olarak şunu merak ediyorum: Tüm müzik tarihini düşündüğünüzde, “Ah beraber çalışma şansımız olsaydı!” dediğiniz müzik insanı var mı?

G.G.: Beraber çalmanın/çalışmanın hayalini bile kurmadığımız ama hayretle gerçekleştiğini gördüğümüz bir-iki buluşmamız var. Eivind Aarset, Hermeto Pascoal gibi isimlerle aynı havayı soluyup bir arada müzik yapmak unutulacak deneyimler değildi. Bir isim zikretmek hayatın sürprizlerini kaçırabilir diye düşünüyorum.

Fotoğraf kredileri: Orhan Cem Çetin
Albüm kapak tasarımı: Elif Özüdoğru