Yazılı tarih günümüzden 5 bin yıl öncesine dayanıyor. Milattan önce 3200’de kullanılmaya başlanan yazıyla beraber tarih de belgeler ışığında okunmaya başlandı… İnsanlığın evriminin günümüzden iki milyon yıl öncesine dayandığını düşününce bu 5 bin yıl çok kısa bir an gibi geliyor.

İnsanlık tarihi ya da genel anlamda tarih, eril bir dille yazılan ve okunan bir alan olarak ortaya çıkıyor. Toplumun, yaşamın, üretimin yarısı olan kadınlar tarih boyunca çoğunlukla yan rollerde görülüyor ya da böyle yazılıyor. İşin aslı ise elbette öyle değil…

Servin Sarıyer kitabın önsözünde, “Bu derlemede, cesaretleri uluslarının kaderine yön veren milli kahramanlardan bağımsızlık yolunda kitleleri peşinden sürükleyen halk savaşçılarına, yeraltı dünyasına adını altın harflerle yazdıran uyuşturucu baroneslerinden seri katillere kadar, tarihin yazmadığı kadınların hikâyeleri yer alıyor,” diyor.

İşin aslını anlatan kitaplardan birinin yazarıyla Zeynep Bilgin keyifli bir söyleşi yaptı. Servin Sarıyer’in hazırladığı Tarihin Yazmadığı Kadınlar adlı kitap KaraKarga Yayınları etiketiyle raflarda…

Tarih hep erkekleri mi yazar yoksa yazdığı kadınlar arasında da ayrım gözetir mi?

Tarih hep erkekleri yazmaz elbette, ama erkekleri yazan tarihle kadınları yazan tarih birbirinden farklı diller kullanır. Geleneksel olarak yazılan tarihte kadınları çoğunlukla erkeklere yardımcı olan, “başarılı erkeklerin arkasındaki kadınlar” olarak görürüz. Bunun tersi de elbette vardır, ancak bu erkek egemen tarih deryası içinde hep daha arka planda kalırlar.

“Tarihin Yazmadığı Kadınlar” nasıl ortaya çıktı? Neden etkilendiniz de böyle bir kitap yazmak istediniz?

Tarihin Yazmadığı Kadınlar aslında uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir konuydu. Üzerine uzun araştırmalar yaptıktan sonra konuyu kitaplaştırmak çok heyecan verici bir fikir oldu. Araştırmaya devam ettikçe de birbirinden ilginç tarihi detaylarla karşılaştım. Hitler’in Musevi olduğunu bildiği halde Stephanie von Hohenlohe adında bir kadın casusa âşık olması veya kraliyet ticaret gemilerini soyan bir kadın korsan için sırf dönemin kraliçesi Elizabeth ile aynı adı taşıdığından özel af çıkarılması, bilinen tarih konusunda bakış açımı değiştiren bilgilerdi. Bütün bunlar bu kitabın iskeletini oluşturmaya yardım eden unsurlar oldu.

Kitap 10 ayrı başlık altında çoğunun adını bile duymadığımız kadınların hikâyelerini anlatıyor. Siz bu seçimleri nasıl yaptınız? Araştırma süreciniz nasıl ilerledi?

Öncelikle kitaptaki 10 ayrı başlık tarihin en erkek egemen, içlerinde kadınların var olabileceği genellikle akla gelmeyen alanlarından seçildi. Daha sonra bu alanlardaki yüzlerce kadının öykülerini şaşkınlıkla okudum. Hepsi birbirinden çarpıcı, önemli hikâyelerdi. Örneğin Çin Kültürel Devrimi konusunda Tse-tung’un adına çok basit bir araştırmayla ulaşılabilirken, bu devrimin arkasındaki asıl gücün eşi Jiang King olduğunu öğrenmek benim için yeni ve şaşırtıcı bir bilgiydi. Sonra böyle yüzlerce hikâye arasından zorlu seçmelerle bu isimler belirlendi. Kitabın bu aşamasında yüzlerce kez değişiklikler oldu diyebilirim. Bir gün bir başlık altında bana çok iyi gelen hikâyeleri ertesi gün sil baştan değiştirdiğim oluyordu.

Kitapta sizi en çok etkileyen kadın hangisi?

Kitaptaki kadınların birçoğu beni çeşitli yönlerden etkiledi tabii. Çalışmayı yaparken kararlılıkları, cüretkârlıkları, özgüvenleri için, “Vay be!” dediğim kadınların sayısı çok fazla. Ancak bende uyandırdığı duygular yönünden içlerinden birini söyleyecek olsam bu Ulrike Meinhof olur sanırım. Meinhof’un koğuşunda kendini öldürmeden önce yazdığı “Ulrike Meinhof’u öldüremeyeceksiniz” sözleriyle biten mektubunda büyük bir inanç ve ölüme meydan okuyan bir cesaret sözkonusu. Meinhof, ölümünün kimlerin başına bela olacağını biliyor ve onun ölümünden ondan daha çok korkanları son sözleriyle adeta aşağılıyor. Böylesi bir güç ve cesaretten etkilenmemek imkânsız diyebilirim.

Yalnızca devrimci, savaşçı ya da öncü kadınlar değil, “kötü” kadınlar da yer buluyor kitapta. Bu benim hoşuma gitti doğrusu, daha gerçekçi bir tavır olmuş… Siz neden “Dünyanın En Kötü Kalpli Kadınları” ya da “En Güçlü ve Zengin Kadın Suç İmparatorları” gibi başlıklar da açmayı istediniz?

Kitapta yansıtmaya çalıştığım tarih, sadece galiplerin, liderlerin, kahramanların içinde bulunduğu ideal öykülerden oluşan bir tarih değildi. Büyük suçların, cinayetlerin, büyük ihanetlerin de dünya tarihinin ve bu tarihin erkek egemen alanlarının içerisinde yer aldığı gerçeğini görmezden gelmemeye gayret ettim. Mesela ünlü suç imparatorlarının ve uyuşturucu baronlarının çoğu erkektir. Hatta suç dünyası belki de tarihin en erkek egemen alanlarından biridir. Ancak tarih çok başarılı ve zorlu operasyonlara öncülük etmiş ve cezadan kaçmak konusunda en az erkekler kadar becerikli kadınlarla da dolu. Örneğin 1980’li yıllarda Philadelphia şehrinin kârlı uyuşturucu piyasasında bu piyasayı tekelinde tutan erkekler topluluğu tarafından Thelma Wright adlı genç bir kadına “Hanım Ağa” lakabı takılmış. Bunun sebebi de Wright’ın bu erkek piyasasındaki bütün erkeklerden daha fazla para kazanması.

Bu kötü kalpli kadınlardan hareketle de sorayım öyleyse, sizce kitaptaki en korkunç kadın hangisi?

Kadın seri katiller derlemesini yaparken Delphine LaLaurie’nin öyküsü beni büyük dehşete düşürmüştü. Araştırmayı yaparken tarihteki birçok kadın katilin motivasyonunun para olduğunu görmüştüm. Ancak Delphine LaLaurie zaten zengin bir kadın olmasına rağmen bu cinayetleri sadistçe, bilimsel denebilecek bir merakla ve şahsi zevk motivasyonuyla işliyordu. Benim için en şaşkınlık verici ve korkutucu kadının o olduğunu söyleyebilirim.

Kitabınızda anlatılan tüm kadınlara karşı objektif bir duruş sergilemişsiniz, yani sizin yazar olarak yargılarınız ya da hisleriniz değil de yalın haliyle kadınların hikâyeleri var diyebiliriz. Neden böyle bir tercih yaptınız?

Kitabın çıkış noktası erkekler tarafından ve erkekler üzerinden yazılan siyasi ve toplumsal tarihe alternatif bir bakış açısı getirmekti. Bunu yaparken erkek bakış açısına karşı öznel bir kadın bakış açısı koymaktan ziyade bu hikâyeleri olduğu haliyle, objektif bir süzgeçten geçirerek derlemek istedim. Zaten kitapta yer alan kadınların hepsi objektif bir değerlendirmeyle yaptıkları işler açısından günümüz için bile oldukça çarpıcı kişiler ve hikâyeleri de bir o kadar sıradışı. Kadınlar üzerinden yaptığım bu tarih derlemesinde karşılaştığım hikâyelerdeki güç, cesaret ve özgüven hem bugün hem de gelecekte toplumun her kesiminde ezilen kadınlara ilham verecek nitelikte.