Şili’deki askeri darbe sonrası, referandumda diktatör Pinochet’nin çıkacağına kesin gözüyle bakılırken bir televizyon kampanyası her şeyi değiştirir. Peki, değişim bu kadar kolay mı gerçekleşti?

Başak Tan’ın kaleme aldığı, KaraKarga Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan No – Hayır’ın Öyküsü, Şili’deki kampanya sürecini anlatan No filminde anlatılmayanları; hikâyenin öncesini ve sonrasını anlatıyor, dünyadan diğer itiraz örneklerine ve yakın siyasi tarihimize incelikli bir bakış atıyor.

“Hayırlı bir hayır’a ulaşmanın yolu kendimizi bu perişanlık zehrinden kurtarmak ve ite kaka da olsa ayağa kaldırmak,” diyen Başak Tan ile yeni kitabını ve hayır’ın öyküsünü Zeynep Bilgin konuştu.

Kitabın da sorduğu bir soruyla başlamak istiyorum: 15 dakikada her şey değişebilir mi? Değişim dediğimiz şey böyle bir anda oluverecek bir mucize midir?

15 dakikada bütün dünyayı değiştirebilecek güçte ataklar gerçekleşebilir. Değişim zaten salise salise kendi yoluna devam eden bir şey. Haliyle bu sorunun ilk cevabı, evet. Değişimden kastımız sorunların kalıcı çözümü ve refahın sürdürülebilir oluşuysa hayır, sandığa gidip oy vermekle hiçbir şey tam olarak değişmiş olmayacak. Dünya her an değişiyor, önemli olan değişime adaptasyondaki rolümüz.

Tarih boyunca pek çok büyük ya da küçük “karşı çıkışlar” yaşandı ve insanlığı ileri götürenler de bu itiraz edenler oldu diyebiliriz. Kendilerine sunulanlarla yetinmeyenler, başka türlüsü mümkün diyenler… Kitabınızda bu konuda ülkemizin de içinde olduğu örnekler mevcut, nedir hayır diyenlerin ortak özellikleri? İnsanlar sadece bıçak kemiğe dayanınca mı hayır der?

Çoğunluk bıçak kemiğe dayanınca üzerindeki baskıya başkaldırıyor. Hayır diyenlerin ortak özellikleri genellikle ferasetleri, vicdanları ve özgür iradeleri oluyor. Onlar yalnızca belirli durumlar karşısında kalabalığın içinde hayır demiyorlar. Hayatlarının her alanında kanıksanmış, normalleştirilmiş durumlara da her zaman itiraz ediyorlar. Genellikle “sıkıcı” bulunan ve “bıçak kemiğe dayanınca” ne düşündüğü merak edilen insanlar oluyorlar.

“No filmindeki ‘reklamın gücü’ vurgusu tartışmalı…”

 Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz? Referandum öncesi ülkede oluşan “evetçiler-hayırcılar” atmosferi mi etkiledi sizi? Yoksa çokça konuşulmaya başlanan No filmi mi? Bir tavır koymak için mi yazıldı bu kitap?

Üçü de etkiledi aslında. No filmi Türkiye’de özellikle gençlerin üzerinde çok durduğu, konuştuğu, tartıştığı, ilham aldığı bir film, dayandığı bir gerçeklik var. Ben reklamcı Garcia Ferrada’ya çok saygı duyuyorum ama filmdeki “reklamın gücü” vurgusunu hep tartıştım. Diğer taraftan şunu özellikle sormak istedim: Herhangi bir muhalif parti liderine de hayır diyecek miyiz? Çünkü ben yalnızca bugünün tek adamına değil, tek tek bütün tek adamlara karşıyım.

“Hayır” etrafında toplanılması zor bir kavramdır, çünkü olumsuz bir yargı bildirir. Peki, siz kitabınızın ikinci bölümünde “hayır’ı olumlamak” derken ne anlatmak istediniz? Hayır demeyi ve nerede hayır diyeceğini bilmek neleri değiştirir?

Bunun ilk sorunuzla bağlantılı bir yanıtı var: Bir şeye hayır dediğimizde neye evet demiş olduğumuzu kişisel olarak, diğer her şeyi bir an için bir kenara bırakarak düşünürsek hayır bizim için olumlu olabilir. Her şeye bir kişinin karar verecek olmasına hayır. Bu otomatikman çoğulcu yapmıyor sizi. Çoğunluğu kapsayan bir programınız olması gerekir. Türkiye’deki boşluk bu. İtirazlar, taleplerle var olur. Ulaşıma zam gelince fiyatların geri çekilmesi gibi… Bizde sadece bir itiraz var şu an.

Hayır demeyi bilmek anlık bir tepkiden ziyade bir süreç sonucu oluşabilecek bir tavır diye düşünüyorum ve bunun yolunun da zorlu olduğunu biliyorum. Siz de kitapta buna benzer bir vurgu yapıyorsunuz. Sokakların, mücadelenin önemine dikkat çekiyorsunuz. Son olarak hayır’a ulaşmak için katedilecek yolu nasıl tanımlarsınız?

Salon dışı her yerin sokak olduğunu düşünüyorum. Masada kafadarlarla dönen sohbeti, rahatsızlıklarımızı ve çözüm önerilerimizi okullara, işyerlerine, hayatımızın her alanına taşırmayı kastediyorum. Hepimizde büyük bir yılgınlık var aslında, korku değil. “Mahvolduk, bittik, yolun sonuna geldik.” Tamam, anladık, mahvolduk ama şimdi bu faslı geçip neler yapabileceğimizi konuşabilir miyiz?

Hayırlı bir hayır’a ulaşmanın yolu kendimizi bu perişanlık zehrinden kurtarmak ve ite kaka da olsa ayağa kaldırmak, bunu bulaştırmak. Geçmişimiz bu yıkımlarla dolu, birini daha atlatacağız, bu sonsuza dek böyle sürmeyecek. Önemsememiz gereken, bir daha yaşamamak için yapabileceklerimiz. Değişimden bahsederken, bir gün “onların”, başka bir gün “bizim” güçlü olduğumuz, değişim yanılgısı yaratan tekerlekten çıkmayı hedeflememiz gerekir. Barışı ve önkoşulu olarak yüzleşmeleri göze almalıyız.