Oldukça geniş bir arkadaş çevrem var ve neredeyse tamamı bekâr. İnsanın arkadaşının olması önemli. Dost daha da önemli ama arkadaş bol olsun, çevrede adam olsun.

Hepsiyle de görüştüm. İlkokuldan başlayarak girdiğim tüm ortamlarda arkadaş edindim. Hiçbiriyle iletişimi kopartmadım. Koy cebe lazım olur. İki kahve içecek adam olsun.

En son geçenlerde hastalandığımda evde dinlenme sürecimde o kadar çok arkadaşım ziyarete geldi ki, raporum bitince biraz daha dinlenmek üzere tekrar izin almam gerekti.

Tabii zamanla bir elekten geçiriyorsun ilişkilerini; bazıları her zaman yanı başında kalıyor, bazıları da çok uzun süre sonra görüşsen de dün görüşmüşsün gibi.

Elekten geçenleri her haliyle seviyorsun. Pijamalarıyken de, yataktan kalktığı halini de, saçları yağlıyken de, kaprisliyken de, sinirliyken de, üzgünken de, mutluyken de, hastayken de. Sanırım evlenmek gibi bir şey bu, bekâr arkadaşlarınla. Onları hastalıkta, sağlıkta bir ömür boyu kabul ediyorsun, evet.

Tabii bu kalabalık bekâr arkadaş grubundan bir kısmı bir müddet sonra evlenmek, üremek istiyor. Çiftleşmek için kendilerine uygun bir eş aramaya başlıyor. Bu deneme yanılma sürecinde de aslında kalabalık ama kapalı bir grup olan arkadaş grubuna senin seçimlerinden bağımsız birtakım misafirler giriyor, çıkıyor.

Bir gün işten çıkıp geliyorsun, o hafta işler yoğun, akşamları genelde eve geç döndüğün için arkadaşlarınla çok konuşamamış, onlarla buluşamamışsın. İş dönüşü çat kapı bir kahveye uğrayayım diyorsun. Anlatacak bir sürü konun var. İş dedikodusu, onu bunu çekiştireceksin, herkese gömeceksin. Kapı açılıyor boynuna atlıyorsun. “Sana neler anlatacağım, inanamayacaksın!”

Hoop, arkada bir herif! Neredeyse donla geziyor evde, göbeğini kaşıya kaşıya arkadan geliyor, kızı öpüyor. “Merhaba, Hakan ben.”

Hoop, biz kız tarafıyız oğlum! 3 gün oldu ben bu evden donumla çıkalı. Bu evde donumla gezme hakkını kazanmak için 7 yıl bu kızın her bokuna katlandım ben. Herif 3 gün önce piyasada yoktu, bina onun üstüne inşa edilmiş de o zaten buradaymış edasıyla kendini kanepeye atıp ayaklarını sehpaya uzatıyor. Ben o sehpaya ayaklarımı ilk uzattığımda, “Orda yemek yeniyo!” diye azar işitmiştim. Öyle kolay mı bu işler?

Ben gelirken yaptığım “Anlatılacaklar” listemi götüme sokup dinliyorum mutlu çiftin tanışma hikâyelerini bütün gece. O onun arkadaşıymış da, bilmem kimin doğum gününde tanışmışlarda… İlk geceden yattık demenin kibar kılıfları.

Nasıl oluyor da arkadaşlık temelleri senelerce süren çabalarla kurulurken 3 gün önce tanışılan sevgili 10 beygir gücünde yol katediyor.

“Aramızda,” diyor çocuk.

Lan, ben o kızın âdet günlerini ezbere biliyorum, gecikince ben haber veriyorum, aranızda olan ne? Benden saklı neyiniz olabilir.

İster istemez benim seçimlerim dışında gruba dahil olan insanlara ilk başta alışamıyorum. Sonuçta teorik olarak sokaktan bulup getirdiğin adamla, hadi arkadaş olun, diyorsunuz bana. +1, yancı, mecburi arkadaş.

Ben mecbur muyum benim planlamadığım bir zaman diliminde hayatıma yeni birinin sokulmasına, yorgun argın işten geldiğinde sırf sen sevgili yaptın diye 30 dakikada tüm hayatımın özetini geçmeye? Yok ne iş yaparsın, yok ne müzik dinlersin, yok sen bilmem kimi tanıyor musun, o da eskiden sizin orada çalışıyordu? Mecburen mecbur oluyorsun.

İlk dönemler gergin geçiyor. Çat kapı gittiğin eve çat kapı gidemiyorsun. Gece 12’de, “Sıkıldım, hadi kahve içelim!” dediğin arkadaşını ararken 3 kere düşünmeye başlıyorsun.

Rakı masasına oturunca geçiyor sonra. Rakı masası tüm dertlere deva. Üçüncü kadehte sevgili kontenjanından sahipleniyorsun sen de çocuğu. Tam tekrar safe-zona geçtim diyorsun, hoop bir tane daha. “Merhaba, ben Seda.” Seda daha enik, lise çıkışından alınmış gibi. Arkadaşın çıtır seviyor.

Eeee Seda, üniversitede dersler nasıl? Sen bitireli 15 sene olmuş, eğitim sistemi senden sonra 5 kere daha değişmiş, Üniversite giriş sınavının baş harfleri ne, artık haberin bile yokken rakı masasına düşüyor, daha memeleri 70A.

Rakıdan kalkıyorsun, biraya, biradan kalıyorsun kulübe, oradan da ev partisine. Seda da, Hakan da bizden artık. Öyle hızlı gelişiyor ki olaylar, bazen kendi arkadaşlarının işi varken Hakan’la Seda’yı arıyorsun, onlarla buluşuyorsun. Hızlandırılmış tur olduğu için bilgi seviyeleri eşitleniyor. Artık Hakan ve Seda’yı da donla görmek seni rahatsız etmiyor. Onlarda biliyor ki sen “eski dostsun.”

Arkadaşların sevgilileriyle kurulan gizli bir anlaşma vardır. Grubun dengesini bozmamak için yapılmış sözlü bir kontrat. Onlar da bilirler, senelerdir kurulu olan bir düzenin içine girdiklerini; sen de bilirsin onların da aşırı dikkatli olduklarını. O denge hassastır.

Kısa sürede öyle bir noktaya gelebilirsin ki, 7 yıllık arkadaşın hakkında minik dedikodular yaparsın, sırf artık 7 yıllık arkadaşın olduğu için yüzüne söyleyemediğin şeyleri, onların sevgilileriyle kaynatırsın.

“Hadi,” dersin, “öpüyorum seni, yarın görüşürüz, akşama dizinin devamını beraber bende izliyoruz.”

Yarın bir gelirsin ne Seda kalmış, ne Hakan…

Sana sorulmadan hayatına zorla sokulan Seda ve Hakan, sana sorulmadan hayatından çıkartılmıştır.

Anlaşamadık, olmayacağı baştan belliydi, zaten seks kötüydü, aramızda cinsellik kalmamıştı, çok hızlı gitti, çok ağırdan aldı…

Ulan çok ağırdan aldı da, dün gece bende kaldığınızda benim de eşofman altım onda kaldı.

“Yarın dizinin devamını izleriz,” diyerek dün akşam ayrıldığınız arkadaşlarınızın sevgilileri, arkadaşlarınızın verdiği ani bir kararla siz işteyken hayatınızdan çıkartılmıştır. Kız ve erkek tarafı yani arkadaş tarafı olduğunuz için ilk başta ne Facebook’tan fotolarını like edebilirsiniz ne de “Ulan iyi çocuktu…” gibi karşı tarafı tutan söylemlerde bulunabilirsiniz. Önemli olan 7, belki de 17 yıllık arkadaşınızın mutluluğudur.

Tabii ki en önemlisi arkadaşınızın mutluluğudur, buna şüphe yok. Tabii ki her zaman arkadaşlarımızın yanındayız. Tabii ki onlar ayrıldıktan sonra günlerce onların, yataktan depresyonla kalkmış yağlı saçlarını sevip moral vermeye devam edeceğiz. Ama benim hayatıma sokup çıkarttığınız insanlara da bir dikkat edin be arkadaşım!

Buradan tüm arkadaşlarımın eski aşklarına sesleniyorum. Maalesef siz arkadaşımın aşkısınız.

İyi misiniz? Nasılsınız?