Bir yanda yüksek, betonarme, tek tip binalar, diğer yanda gökyüzüne komşu taş kent. Mardin dönüşüyor; modern hayat, bu kadim kenti yere yaklaştırıyor…

Mardin’de iki şehir var; ilki, Yukarı ya da Eski Mardin. Burası kentin görünen yüzü. Aşağı ya da Yeni Mardin ise son 20 yılda yoğun göç alan kentin tepeye sığmayan, eteklere taşan hali. Eski Mardin‘in taş giysisinin aksine burası betonarme, yüksek binalarla dolu.

Tek şehirde iki farklı şehir hali, Mardin’in sosyolojisini, kültürel yapısını ve ekonomik ilişkilerini yeniden şekillendiriyor.

Mardin’deki kentsel dönüşüm, ilin en büyük ilçesi Kızıltepe’deki havaalanından şehre doğru ilerlerken kendini gösteriyor. Dikey mimari, gölgesini Mezopotamya’nın denizi anımsatan, uçsuz bucaksız ovalarına düşürmüş.

Gece gerdanlık, gündüz seyranlık

Tepenin üzerine kurulu Eski Mardin‘e yaklaştıkça o gölge dağılıyor. Kente, “Gece gerdanlık, gündüz seyranlık” yakıştırmasının neden yapıldığını anlamaya başlıyorsun. Akşam saatlerinde, zirvedeki kalenin altından başlayarak genişleyen hale, kentin boynunda bir gerdanlık gibi duruyor.

Bu Mardin, Murathan Mungan’ın, “Gökyüzüne komşu bir kalenin eteklerine kurulmuş bir Taşkent,” diyerek üzerine masallar kurduğu Mardin.

Bu Mardin, ailesinin 450 yıl önce mekân edindiği, kök saldığı Mardin.

Bu Mardin, Mungan’ın, “Süryani kiliseleriyle Artuklu camilerini aynı zamanda sevdim. Mardin’de çok eski bir mezhep olan Şemsiler gibi güneşe ya da Yezidiler gibi Tavus-u Azam’a tapanların da olabileceğini, hatta olması gerektiğini orada öğrendim. Arapça ezanın güzel örnekleriyle, Latince ilahileri eşzamanlarda dinledim. Kürtçe ağıtları ve türküleri yüreğimin uçurumlarında duydum,” diyerek yücelttiği, sonsuzluğunu anlattığı Mardin.

Murathan Mungan’ın izinde…

O Mardin’de dolaşmak, Mungan’ın masallarında dolaşmak gibi. Tepenin ovaya bakan yüzüne kurulu bu taş şehirde “teraslama” denilen mimari teknik hâkim. Her evin damı, bir üstteki evin sokağı gibi.

Araçlar giremediği için taşımacılığın eşek ve katırlarla yapıldığı dar sokaklarda, bazı evlerin altından geçen, sokakları birbirine bağlayan “Abbara” denilen tünellerde zaman durmuş sanki.

Aynı duyguyu Kırklar Kilisesi’nde, Zinciriye Medresesi’nde, Deyrulzafaran Manastırı’nda, Revaklı Çarşı’da hissetmek de mümkün. Hanefi, Şafii, Hanbeli ve Maliki mezheplerinden Müslümanların birlikte ibadet ettiği; minaresinde Artuklulardan, Sümerlerden, Akkoyunlulardan, Şemsilerden izler taşıyan Ulu Camii’ye bakınca, Mardin’in kendini oluşturan medeniyetleri, kültürleri kucakladığını görüyorsun.

Ama gökyüzüne komşu bu Mardin artık dönüşüyor.

Konfor arayışı

Eski Mardin‘in masalsı görünümünün altında gündelik hayatı zorlaştıran pek çok şey var. Isınmak ciddi sorun. Doğalgaz yok. Evler büyük ve yüksek tavanlı. Dar sokaklar, belediye araçlarının geçişine engel olduğu için şehir düzenli şekilde temizlenemiyor. Alt sokaklardan yukarı çıkmak yorucu.

Eski Mardin‘den göçün bir diğer nedeni evlilik. Aile bireyleri evlendikçe evler küçük gelmeye başlıyor.

Yeni Mardin, konfor arayışıyla hızla büyüyor. Tüm Türkiye’de olduğu gibi burada da kentsel dönüşümün lokomotifi TOKİ.

Diğer kentlerde olduğu gibi burada da planlanan mimari dikey. Yani betonarme, yüksek binalar yapılıyor. Yaşam alanları, daireler ve varsa apartmanların bahçeleriyle sınırlı. Yaşam alanları daha küçük belki ama Eski Mardin‘in gündelik sorunları buralarda büyük oranda yok. Evler daha rahat.

Kadim kentin gündelik zorluklarıyla kentsel dönüşümün estetik ve sosyolojik zorlamaları arasındaki karşıtlık içinde kendi çözümlerini bulanlar da var. İmkânı olan pek çok kişi, yazın Eski, kışın Yeni Mardin‘de kalıyor.

Dünya Mirası Listesi’ne girebilecek mi?

Mardin’in tarihi dokusundan çok farklı yeni bir Mardin hızla yayılıyor ama bu kenti cazibe merkezi yapan hâlâ Eski Mardin. Mardin, bu halini taçlandırmak istiyor.

Kültür Bakanlığı, bu amaçla 2002 yılında kentin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmesi için başvurdu ama başvuru, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi’nin bazı eksiklikler olduğunu vurgulayan raporu sonrası geri çekildi. Raporda, yönetim planı ve koruma amaçlı imar planının eksik olduğu belirtiliyor, Eski Mardin‘deki betonarme yapı ve eklentilerin kenti listeye girmekten alıkoyacağı vurgulanıyordu.

Mardin Valiliği, 2009’da bu eksiklikleri gidermek için Tarihi Dönüşüm Projesi‘ni başlattı. Projede betonarme yapıların yıkılması, koruma amaçlı imar planının hazırlanması, kalenin restorasyonu gibi çalışmalar var. Ayrıca Avrupa Birliği desteğiyle binaların ön cephelerinin değiştirilmesi çalışması da sürüyor. Bu çalışma, Mardin Sürdürülebilir Turizm Projesi kapsamında yapılıyor.

Mardin Valiliği Proje Koordinasyon Direktörü Füsun Karaboğa’ya göre, listeye girme çabasının arkasında Mardin’in kültürel mirasını gelecek nesillere taşıma kaygısı var. Karaboğa, listeye girmenin turizm sektörünün gelişimine ve Mardin’in sosyoekonomik kalkınmasına katkı sağlayacağını da söylüyor.

Mardin henüz başvuruya hazır değil. Bir alanın Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilebilmesi için Dünya Mirası Komitesi’nin belirlediği 10 kriter var. Bunların altısı kültürel, dördü doğal. Listeye girebilmek için kriterlerden en az birine uymak gerekiyor. UNESCO listesinde halihazırda binden fazla alan var. Türkiye’den Nemrut Dağı, Safranbolu, Truva ve Bergama’nın da aralarında bulunduğu 13 alan listede. Karaboğa, UNESCO’nun artık seçim yaparken çok daha hassas davrandığını söylüyor.

Mardin başvuru için şu an tema arayışında. Süryani kültürü ve Artuklu mimarisi, değerlendirilen temalardan ikisi. 2002 yılında geri çekilen, kültürel peyzaj alanı başvurusuydu.

Nisan 2017 itibarıyla şehir hâlâ listeye girebilmiş değil.

Sahteleşme kaygısı

Eski Mardin‘in son 10-15 yılda cazibe merkezi haline gelmesi, kentin dokusunu değiştiriyor.
Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Tanyeli, bu değişimin Mardin’i sahteleştirdiğini düşünüyor: “Burası sürekli olarak otelleşiyor. Bütün çarşı neredeyse turistik çarşı haline geldi. Bir tür Disneyland‘e dönüşüyor.”

Aynı fakülteden Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Düzenli de, Eski Mardin‘in ölü, müze kent haline gelmeye başladığını söylüyor: “Her şey turizm üzerine kurulunca hayat Eski Mardin‘in içinden yavaş yavaş çekiliyor. Damarlar kuruyor. Yaşayanların değil, ziyaret edenlerin kenti oluyor.”

Tanyeli’nin bahsettiği Disneyland’e dönüşme durumunun somut örnekleri var: Eski Mardin, bir süredir dizi ve sinema filmi platosu. Murathan Mungan’ın babasının doğduğu ev de set olarak kullanılıyor. Aile başlangıçta hem Mardin’in hem de ailenin tanıtımına katkıda bulunduğu için bu durumu hoş karşılamış ama setler bir süre sonra yorucu olmaya başlamış. Murathan Mungan’ın babasının amcasının oğlu Muhammet Mungan, yapım şirketinden ev için para da almadığını söylüyor: “Utanıyoruz, ben nasıl isteyeceğim? Mardin için faydası olmasa kovacaktım ben bunları buradan.”

Sağa sola bakarak gezerken de yanınızda bir anda rehberlik hizmeti vermeye başlayan çocuklar bitiyor. “Abi, Ulu Camii şurada, şurada da Reyhaniye Camii var.”

Eski Mardin‘in dönüşüm süreci mutenalaşmayı yani bölgenin değer kazanarak seçkinleşmesini, sosyolojisinin değişmesini de beraberinde getiriyor. Restore edilen evler, Eski Mardin‘in dezavantajlarını kısmen ortadan kaldırıyor. Bu evler, yüksek fiyatlarla kiralanıyor ya da satılıyor. Buralara kentin seçkinleri yerleşiyor.

Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Sıtkı Karadeniz’e göre mutenalaşma sürecinde Yeni Mardin‘den Eski Mardin‘e dönüş, aslında o bilindik Mardin’e değil, sosyolojisi değişen Mardin’e dönüş oluyor: “İnsanlar buraya estetik kaygılarla yerleşiyor. Geçmişiyle, kültürüyle tekrar ilişki kurabilmek amacıyla geri dönüyor ama bu dönüş aslında geçmişe dönüş değil. Dönenler, değiştirilmiş geçmişe dönüyor. Ya da ‘Burası iyi para edecek ileride,’ diyerek yatırım amacıyla geliyor.”

Bu yazının orijinali, ilk olarak Aralık 2014’te Al Jazeera Turk Dergi’de yayınlanmıştır.