Salih Seçkin Sevinç, yeme içme alanında haklı bir üne sahip. 8 yıl önce kurduğu harbiyiyorum.com ile başlayan serüvenini hız kesmeden sürdürüyor. Instagram‘a geç girip hızlı yol alanlardan aynı zamanda. “Instagram, siteme yani amiral gemisine trafik sağlayan sosyal medya mecralarımdan biri sadece. Her şeyin başı hâlâ blog,” diyor. İşin sırrını sorduğumdaysa yanıtı, “süreklilik” oluyor.

Salih Seçkin Sevinç ile sosyal medya ve yazarlıktan başlayıp yeme-içme kültürü ve kitaplarla renklenen, yakın dönem planlarıyla tamamlanan keyifli bir sohbet yaptık. Müjdeyi de buradan verelim: İlk romanı yolda…

Öncelikle Harbi Yiyorum isminden başlayalım istersen. Senin adının da önüne geçmiş durumda. Bu işe başlarken düşlediğin neydi? Geldiğin noktadan memnun musun?

Tamamen hobi olarak başladım. Hiçbir plan ya da projem yoktu. Amacım sadece gezip gördüğüm ve lezzetine aşina olduğum yerler hakkındaki görüşlerimi ve o mekânların hikâyelerini bir yerlerde derlemekti. Aynı zamanda bu yazdıklarımdan başkaları da istifade eder diye düşündüm. Blog altyapısı da buna çok uygun olduğu için blogda yazmaya başladım.

Geldiğim noktadan memnun muyum? Memnunum. Ama çıta da yıllar içinde ister istemez yükseldi. Hal böyle olunca daha yapacak çok iş ve katedecek çok mesafe var ama başladığım günden bu yana (8 yıl oldu) aynı şekilde yazmaya devam ediyorum. Her hafta ya da iki haftada bir mutlaka spesifik bir yemeğin bir lokantadaki hikâyesi üzerine güzellemeler şeklinde… Benim için bu işin sürdürülebilir dinamosu da bu yazıların kendisi zaten.

“Her şeyin başı hâlâ blog”

Yeme-içme alanında blog açan, bunu Instagram’a da taşıyan ilk isimlerden birisin bildiğim kadarıyla. Nasıl başladın, nasıl yol aldın? Bu kadar çok kişi tarafından takip edilip referans alınmak ne hissettiriyor sana?

Aslında ben Instagram‘a geç girenlerdenim. Hesabı almıştım ama aktif olarak içerek girmeye başlamam 2 yılımı aldı. Blogumla mutluydum ben aslında. Bu kadar çok kişi tarafından takip edilmek elbette güzel bir duygu. Ama Instagram’ın çok kısa hafızalı bir mecra olduğunu da hatırlatmak isterim. Odaklanmamızın her birine en fazla yarım saniye sürdüğü bir sürü görsel ve videolarda saatlerimizi harcadığımız, geçici bir rahatlama alanı Instagram. Böylece günün sonunda, “Ee, ne oldu şimdi?” deyip yoksun kalma sendromuna yakalanmaktan bahsediyorum burada.

İnsanlar her ne kadar “Instagram!” diye çığırtkanlık yapsa da benim için asıl mecra hâlâ harbiyiyorum.com‘un kendisidir. Orada hazırladığımız bir içerikte bir kişinin geçirdiği ortalama süre 1,5 dakika. Ayrıca sitenin aylık trafiği 1,5 milyon. 300 bin tekil ziyaretçisi var. Dolayısıyla siteden benimle iletişime geçen ya da oradaki yazımı okuyan kişiyle iletişimim daha anlamlı ve daha istediğim bir zeminde diyebilirim.

Instagram, amiral gemisine (harbiyiyorum.com) trafik sağlayan sosyal medya mecralarımdan biri sadece. Instagram, popüler kültüre çok uygun. Bu yüzden ana akım gibi algılanıyor ama elimdeki veriler bana, “Her şeyin başı hâlâ blog,” diyor.

“İşin sırrı, süreklilik”

Bu işin bir sırrı var mı? İyi ve esprili bir dil kullanmak, güzel fotoğraflar yüklemek, iyi videolar çekmek tamam da binlerce insan var, sen parmakla gösterilenler arasındasın. Farkın ne diğer arkadaşlardan?

İşin sırrı, süreklilik. Süreklilik, senin yaptığın işe bağlılığını izleyiciye taahhüt etmekle kalmıyor, aynı zamanda seni de o iş konusunda geliştiriyor. 2011’de Türkiye’deki En İyi Yemek Blogları diye bir liste yapmıştım. Hepi topu 11 tane blog vardı zaten, hepsini yazdım. 2016’da konuyu tekrar ele aldım. O 11 blogun sadece üçü hayatına devam ediyordu ama sayı bu kez artmıştı. 5 yıl sonra tekrar bakalım, kimler kalacak, kimler gidecek… Bu, Instagram için de geçerli. İçerik üreticisi, iyi içerik üretmek ve içerik çeşitlendirmek için alanına kendini adamak zorunda. Bu da en zor konulardan biri.

Bence bu iş, yaptığın şeyi gerçekten sevmeyle alakalı. Ben bu işi seviyor, araştırıyor, öğrendiğimi ve kendi süzgecimden geçirdiğimi dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum.

Bizi farklılaştıran şeyin de yine harbiyiyorum.com‘un kendisi diye düşünüyorum. Orada çok zengin bir külliyat oluştu. Yemek ve yemek kültürü üzerine ihtiyaçlara göre içerikler de oluşturmaya başladık. Şu anda sitede binlerce içerik var ve her gün sistemli bir şekilde yeni içerik eklemeye devam ediyoruz.

Belki de dijital yayıncılıkta bu alanda ilklerden biri olmam, beni farklılaştırmış olabilir.

Daha önce buna benzer bir soruyu sevgili Burak’a (GuruKafa) sordum. Senin görüşünü de merak ediyorum: Sen ve senin gibi işini layıkıyla yapanların yıldızı parladı ama çok kötü örnekler de var sosyal medyada. Sen nasıl görüyorsun bu durumu?

Olabilir. Hiç yadırgamıyorum. Toplum dinamiklerine göre hareket ediliyor burada da neticede. Kof olan yüceltiliyor, sahtekârlar, ikiyüzlüler kendilerini burada diledikleri gibi parlatıp olduklarından çok farklı gösterebiliyor. Böylece toplumda nitel olarak kazanamadıkları itibarı ve saygıyı, bu sayede yine Instagram’daki geçici hafıza kadar kazanıp egolarını tatmin ediyorlar. Bu da insan ihtiyacı neticede.

Olduğundan hızlı evrimleşen ve metropollerin beton duvarları arasına uyum sağlayamayan insanoğlunun kendini en ilkel halde tatmin etmesi lazım. Instagram da bunun için güzel, çağdaş bir araç. İyi işler, bol güneşler hepsine! Kendime ve ekibime her zaman söylerim; “Biz işimize bakalım.”

Bayat çaya, kötü kokan garsona dayanamıyor

Bir restorana, kafeye gittiğinde en çok nelere dikkat ediyorsun? Senin için olmazsa olmazları sıralar mısın rica etsem? Neden rahatsız olup neyi arıyorsun?

Güler yüz, esnaflık ve işinin ehli birilerini etrafta görmek. İşletmede beni en konforlu hissettiren şey, samimiyet. Rahatsız olduğum şeyler ise gereksiz kurnazlıklar, kötü kokan garsonlar, iyi yıkanmamış çay bardakları ve yemek sonundaki bayat çay servisi. O çayı hiç vermeseler keşke.

Sosyal dünyadan gerçek hayata dönelim mi? Salih Seçkin Sevinç kimdir aslında? Harbi Yiyorum’dan önce neler yapıyordu?

Harbi Yiyorum’dan önce İstanbul Sanat Evi’nde çağdaş sanat alanında, ondan da önce DHL Express’te uluslararası lojistik sektöründe çalıştım. Daha sonra üç ortak DahaBaşka Dijital Ajans’ı kurduk ve mobil uygulamalarla beraber kurumlara interaktif entegre sistemler geliştirdik. O arada sosyal medya hizmetleri de veriyorduk tabii. Esas uzmanlık alanım dijital pazarlama. DahaBaşka yıllarında ilk kitabım Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya’yı yazdım. 3 yıl sonra da ikinci kitabım Her Şeyin Başı Blog yayımlandı. Kitaplar, üzerime konuşmacı ve eğitmen kimliklerini de giydirdi. 2016’da son 6 yılda gezip görüp blogumda yazdığım yerleri, Harbi Yiyorum-Türkiye’de Harbiden Nerede Ne Yenir 1 isimli kitapta bir araya getirdim.

Tüm geçmişim ve yaptığım eklektik işler aslında birbirinden çok ayrıksı gibi görünse de bütün uçları mutlaka birbirine dokunur.

“Sakatat çeşitleri beni heyecanlandırıyor”

Yeme-içmeyle birlikte seyahat de senin için vazgeçilmez. Unutamadığın, her fırsatta yeniden gitmek istediğin ülke veya yöre neresi? Türkiye’de ve dünyada hangi yemeklere asla hayır diyemiyorsun?

Erzurum’a tekrar tekrar gitmek isterim mesela. Neden bilmiyorum ama beni çeken efsunlu bir tarafı var Erzurum’un. Sonra Bozcaada. Sabah beni Vahit’in Yeri’ne bırakın, akşam alın. Yurtdışında Floransa, New York, Williamsburg, Bushwick. Bunlar, “Benim kentlerim,” dediğim yerler. Her birinde uzun yaşanmışlıklarım var. Bu bahsettiğim hiçbir yerde 2-3 günlük ziyaretlerim olmadı. Benimsedim, içselleştirdim, her birinde yaşadım.

Yemeklerden sakatat çeşitleri beni en çok heyecanlandıranlar. Neden bilmiyorum. Çok seviyorum. Her gittiğim ülkede de bu yemeklerin peşine düşüyorum. Bir de kendimi balıksever değil, daha çok etsever biri olarak tanımlayabilirim.

Roman yazıyor, yeni yeme-içme kitapları da yolda

Yeni bir kitap üzerinde çalıştığını biliyorum. Bu kez farklı bir alandasın. Sürprizi kaçmayacaksa açıklar mısın? Ne yazıyorsun? Bundan sonra yeme içme üzerine yeni kitaplar da olacak mı?

Bu kez -altından kalkabilirsem- roman geliyor. İlk kez de buradan resmi olarak duyurmuş olalım. Tamamen kurgu. Konuyu anlatmayayım, sürprizi kaçmasın ama beni çok heyecanlandırıyor. 7 aydır yazmaya devam ediyorum. Bakalım ne çıkacak, ben de merak içindeyim.

Harbiyiyorum.com‘a içerik üretmeye devam ettikçe yeme-içmeyle ilgili kitap da tekrar çıkacaktır diye düşünüyorum. İlkinin olması, ikincisi konusunda heveslendiriyor beni. Yurtdışı var mesela; ilk kitapta o içerikleri dahil etmedik. Ayrıca ilk kitap beni daha sık yazmaya da teşvik etti. Eskiden ayda bir ya da iki lokanta/lezzet yazardım. Şimdi haftada bir oldu bu.

Sanırım yazı yazmak, hayatımın şu anda iyice merkezi haline geldi.

Yakın geleceğe dair planlarınla kapatalım istersen…

Kitabı bitirmek, kitabı bitirip uzun bir yurtdışı seyahati ve tatili yapmak. Sonra sitemde yazmaya devam etmek. Tabii şunu da çok iyi öğrendim; hayat, ben bütün bunları yapmak isterken başıma gelenlerdir. Çok teşekkürler sevgili Kaan. Çok keyifli oldu. Sevgilerimle…