Berlin, bu aralar çok popüler. Neredeyse herkesten duyuyorum. Özellikle sanatsal faaliyetler ve festivallerle anılıyor şehir. Almanya’nın başkentine gitmenin tam zamanı…

2 saat 40 dakikalık bir uçuştan sonra kalacağım otele vardım. Havaalanı, Berlin merkezine çok yakın, en çok 20-30 dakika sürüyor. Otelim Adlon da tam merkezde.

Gideceğim yerlerin ve restoranların listesi tabii ki hazırdı ama yine de bir öğlenimi sürpriz bir yer olabilir diye boş tuttum.

Öğleye doğru vardığım için acıkmıştım. Herkesin önerdiği; “Angelina Jolie’den Alain Delon’a kim gelirse burada yemek yer,” dedikleri Berlin’in favori mekânı Borchardt’a gittim. Bildiğiniz Avrupa restoranlarından; beyaz örtülü masalar, temiz ve şık. Dekorasyon biraz eskice. Yemekler güzeldi. Avrupa mutfağından oluşan bir mönüsü var. Ortam ve ambiyans hoş ve kaliteli.

Şehir canlı, gece hayatı renkli

Yürüyerek döndüğüm otele yerleştim. Sokaklar kalabalık, biraz İstanbul’u andırıyor. Avrupa’da kalabalık sokaklara çok alışık değilim. Akşam 6’dan sonra sokakta genelde kimseyi görmezsiniz. Gece hayatı, renkli. Söylenilenlere göre hareket, cuma akşamı başlayıp pazar sabahı bitiyormuş! Sürekli bir eğlence, bir parti durumu… Haliyle gençlerin yoğunlukta olduğu bir şehir Berlin.

Biraz dinlenip Ulusal Müze ile Bergama Müzesi’ni gezdim. Ulusal Müze, tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Bergama Müzesi’niyse içim burkularak gezdim.

Beyaz kuşkonmazlı yemekler…

Akşam Grosz’daydım. Organik bir mönüye sahip restoranın işletmecisi Türk. Yemekle ilgili bayağı sohbet ettik, sağ olsun çok ilgilendi (galiba googlelamış beni!) Gerçekten işini muntazam ve disiplinli yapıyor.

Mevsimi olduğundan mönünün bir kısmını sırf kuşkonmazla yapılan yemeklere ayırmışlar. Muhteşem… Lif bakımından çok zengin olduğundan ve Türkiye’de beyaz cinsi bulunmadığından tereddütsüz kuşkonmazlı salata, burrata ve haşlama sipariş ettim. Ana yemek olarak sadece ızgara bonfile yedim. Tatlı mönüsü yok, kendiniz gidip o gün yapılanlardan birini seçiyorsunuz. Çoğu, marzipan dedikleri bademli ve meyveli tatlılardan oluşuyor. “Yarın muhakkak 5 çayına gelmeliyim,” deyip orman meyveli bir tatlı seçtim…

Kahvaltıda yok yok

Avrupa’da gittiğim en lüks otelde bile bulamayacağım bir kahvaltıyla sabaha uyandım. Yok yok.. Havyarlar, somunlar, krepler, çeşit çeşit peynir, müsliler, zeytin, domates; her şey vardı. Gerçekten malzemeler çok taze ve lezzetliydi.

Berlin Duvarı’na gitmek acayip bir his

Yine sokaklarda yürümeye devam… Berlin Duvarı’na gidiyorum. Anı olsun diye duvar çizgisini silmemişler. Acayip bir his burada bulunmak…

Bir zamanlar Berlin Duvarı. Artık yok ama bölge halen etkileyici…

Binalar muhteşem… Yüksek duvarlar, kapılar… Kiliseler şaşaalı…

Ambiyansı ve dekorasyonu çok methedilen Grace’e de uğradım. Hem kahve hem de alkollü içkiler denemek için ideal ve keyifli.

Birkaç müze daha gezdikten sonra biraz dinlenmem lazım çünkü akşamki revüye bilet buldum. Çok tavsiye edildi The One-Grand Show. Revü kızlarının kostümlerini Jean Paul Gaultier hazırlamış. Çok çok iyi. 2017 sonuna kadar sürecekmiş, haberiniz olsun.

Diyeceğim; Berlin’e gitmemin tam zamanı. Gerçekten keyifli ve eğlenceli bir şehir. “Gitsek mi?” demeyin, gidin…