Kırk yılın başı yaptığım bir sabah şekerlemesinden korkunç bir horlama sesiyle irkilerek uyandım. Doğrusu kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi günün birinde böyle bir horlama sesiyle uyanacağım. Belki buna horlama da dememek lazım. Başka bir şey, horlamaüstü bir horlama ya da ne bileyim, doğaüstü bir horlama!

İçinde bulunduğum 06.40 vapuru iskeleden uzaklaşalı on-on beş dakika ancak olmuştu. Şekerleme yapmak amacıyla gözlerimi kapatmamın üzerinden ise henüz beş dakika ya geçmiş ya geçmemişti. Güya şekerleme yaparak, gece alamadığım uykumun hiç değilse bir bölümünü telafi edecektim. Ama şekerlememi katleden bu doğaüstü horlamayla hevesim kursağımda kaldı.

Sözkonusu horlama sesini çıkaran kişi, karşımdaki koltukta ikamet ediyordu ve sarkık bıyığı, sarkık dudağı ve sarkık göbeğiyle yirmi dakika öncesine kadar karşımda baston yutmuş gibi otururken ne kadar heybetli görünüyordu. Hani şu karizma dedikleri türden. Bir yandan tespih sallıyor bir yandan da, “Bütün dağları ben yarattım!” der gibi gelip geçene bakıyordu. Oysa şimdi tüm karizma gitmişti. Ya da horlayan bir karizmaya dönüşmüştü. İşin ilginç yanı, bu horlayan karizmadan kimse rahatsız olmamıştı şu ana kadar, benim dışımda. Rahatsız olsalar bu doğaüstü horlama sürerken mışıl mışıl uyuma densizliğinde bulunabilirler miydi?

Neyse ki bu doğaüstü horlama fazla uzun sürmedi. Ben de yarım kalan şekerlememe devam etmek için tekrar gözlerimi kapattım. Tam dalmıştım ki yine aynı doğaüstü horlama sesiyle irkildim. Çevreme baktım, benim dışımda yine rahatsız olan kimse yoktu. Yine herkes mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu.

Bu horlama ilkine göre daha uzun sürdü ama sonunda durdu. Ben de durmasından cesaret alarak şekerleme yapmaya bir daha teşebbüs ettim tabii. Ama kısa bir süre sonra, “Sen misin teşebbüs eden?” der gibi adeta yeniden horlamaya başlamasın mı karşımdaki? Ama ne horlama, ilk ikisini solda sıfır bırakır.

Çevreme baktım, benim dışımda rahatsız olan kimse yine yoktu. Yine herkes mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu. Bir an dedim: “Yoksa bu horlama sesinin desibelini sadece ben mi duyabiliyorum? Bana ayarlı bir horlama mı?”

Öyle ya, doğaüstü bir horlama olduğuna göre herkes duyamayabilir.

“Ne yani, bu durumda benim doğaüstü horlamaları duyabilen doğaüstü bir yeteneğim mi var? Hadi canım!” diyerek saçmaladığım için kendime kızdım.

Neyse ki bir süre sonra bu horlama da sona erdi.

Tam tekrar gözlerimi kapatıp şekerlemeye kaldığım yerden devam etmeye karar vermiştim ki birden içime bir kuşku çöktü:

“Karşımdakinin şu ana kadar gerçekleştirdiği doğaüstü horlama eylemleri, asıl horlama eyleminin giriş bölümüyse ve ben tam dalmışken o, horlamasının daha uzun sürecek olan asıl bölümüne yani gelişme bölümüne geçerse…”

Bu benim yeniden irkilerek uyanmam ve horlama uzun süreceği için de uzun bir süre mağdur olmam demekti. Böyle bir mağduriyeti kaldıramazdım.

“O zaman bu horlayan karizmayı neden uyandırmıyorum ki?” diye düşündüm.

Peki, ne diyecektim ki uyandırınca? “Beyefendi horluyorsunuz” mu?

Ya bana, “Horluyorsam ben horluyorum, sana ne kardeşim?” gibi abuk sabuk bir yanıt verirse? Ne yapardım o zaman ben?

Horlayan karizmayı uyandırmaktan vazgeçtim. Zaten kulağının dibinde düğün davulcusu konser verse uyanacak gibi görünmüyordu. Dahası ancak kış uykusundan uyanan ayılarla birlikte uyanacak gibi görünüyordu.

Ben ise şunun şurasında yirmi-yirmi beş dakikacık şekerleme yapacaktım. “Hiç değilse şekerlememin bundan sonraki bölümünde rahat edeyim,” diyerek oturduğum yeri değiştirmeye karar verdim. Öyle bir yere oturmalıydım ki bu sarkık bıyıklı, sarkık dudaklı ve sarkık göbekli horlayan karizmanın doğaüstü horlamasını duymama olanak kalmamalıydı.

Yerimden kalkarken, “Bu böyle uyumaya devam ederse kesin uyuyakalır vapurda. Böyle horlayarak uyumanın cezasını ineceği yeri kaçırarak öder,” diye söyleniyordum bir yandan da.

Neyse ki şansım yaver gitti de horlayan karizmayı, görüş açımdan ve duyuş menzilimden uzakta bırakan uygun bir yer bulabildim. Görünüşe göre, çevremde uykumu bölecek hiçbir ses yoktu artık. (Vapurun çevresinde uçuşan martıların seslerini saymazsak tabii… Ki onlara da bir şey diyecek kadar kendimi kaybetmemiştim daha.) Bu demek oluyordu ki huzur içinde ineceğim yere ulaşana kadar şekerleme yapabilirdim artık.

Bu düşüncelerle uykuya daldım ya da daldığımı sandım. Yani tam ayırdına varamadım. Ya tam dalarken ya da tam dalmışken işte o aralarda bir yerlerde, patlayan bir kahkaha sesiyle irkildim. Kahkaha ne kelime; kahkaha üstü bir kahkaha ya da ne bileyim doğaüstü bir kahkaha!

Şekerlememi katleden horlamadan kurtuldum derken şimdi de şekerlememi katleden bir kahkaha çıkmıştı karşıma.

Bu doğaüstü kahkaha, çok yakınımdan ama görüş açımın dışından geliyordu. Dolayısıyla kimden geldiğini göremiyordum. Neyse ki bu kahkaha fazla uzun sürmedi de ben tekrar şekerleme ayarlarıma dönebildim. Yani dönebildiğimi sandım. Çünkü ben, henüz dönmüşken şekerleme ayarlarıma, ilkinden daha şiddetli bir kahkaha daha patladı. Bu, kesin doğaüstü bir kahkahaydı!

Bu arada ilginçtir, kimsede bir tepki yoktu. Herkes mışıl mışıl uyuyordu. Ortalıkta vapur görevlileri de görünmüyordu. Belki onlar da şekerleme yapıyordu.

O sırada doğaüstü kahkaha yine kesildi. Bunun üzerine ben de, “Herhalde bir daha olmaz çünkü bu horlama değil ki. Horlama uyurken olan, irade dışı bir şey ama kahkaha öyle mi? Uyanıkken, insanın iradesiyle karar verdiği bir şey,” diye kendimi avutarak şekerleme ayarlarıma döndüm tekrar. Bir süre böyle gittikten sonra öncekileri ikiye, iki ne, üçe dörde katlayan bir kahkaha patlamasıyla yerimden zıpladım:

“Off, yeter ya! Nedir bugün benim başıma gelen, kırk yılın başı sabahın köründe bir vapura bineceğim tuttu, biri orada horluyor, biri şurada kahkahalarla gülmekten kırılıyor. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak diye buna denir herhalde. Ayrıca niye bu sesleri sadece ben duyuyorum ki? Şu insanlara bak ya! Kimse istifini bozmuyor. Sanki hepsinin üstüne ölü toprağı serpilmiş. Ulan, ülkedeki hiç bir haksızlığa sesiniz çıkmıyor, bari buradakilere çıksın! İnsan şu doğaüstü horlamaya karşı bir tepki vermez mi? Hadi horlamadan vazgeçtik, insan bu doğaüstü kahkahaya da mı bir tepki vermez kardeşim?”

Ben böyle söylenirken bir kahkaha bombası daha patladı. İyice sinirlenmiştim. Ama yerimi bu kez değiştirmeye niyetim yoktu. Çünkü yeni yerimde de şekerlememin katledilmeyeceğinin garantisi yoktu. Hem belki sadece horlama ya da kahkaha ile değil başka türlü yollarla katletmeye kalkanlar da çıkabilirdi bu kez.

O yüzden bir yere kımıldamadım. Ama, “Bu böyle olmaz. Kim bu şekerlememi katleden densiz?” diye söylenmeyi de ihmal etmedim. Ardından da bu doğaüstü kahkahanın sahibini bulmaya karar verdim. Bu niyetle hemen yan tarafa geçtim. O taraftaki herkes uyukluyordu. Sadece bir kadın, elinde bir gazete mi, dergi mi olduğunu başta ayırt edemediğim bir şeyi okuyordu.

Öykünün devamı burada.