Daha yapacak çok şeyi, yazacak çok şarkısı, verecek bir dolu konseri olan olağanüstü bir müzisyeni kaybettik. Chris Cornell, 52 yaşında öldü…

Ben onu Grunge’ın öncülerinden biri, Soundgarden’ın solisti olarak bilirdim. Kimimiz onu ilk kez, Soundgarden dağıldıktan sonra, Audioslave ile 2000’li yılların başında yeniden ortaya çıktığında tanıdı. Bazıları ise onu sadece yaptığı solo albümlerle ya da James Bond şarkısıyla keşfetti. Farklı gruplarla, farklı müzik tarzlarıyla karşımıza çıksa da Türkiye ve dünyada milyonlarca hayranı vardı.

Çok ama çok üzüldüm.

Müziği gibi asiydi

Cornell, müziği gibi asiydi. Suçla, uyuşturucuyla çocukluğunda tanıştı. 2009 yılında verdiği bir röportajda okulu bırakmasının sebebini, “Bu sistem, bizi birbirinin aynısı insanlara dönüştürmek istiyor,” sözleriyle açıklamıştı. Aile hayatı sorunluydu. “Melek tozu” diye bilinen PCP’yi kullandıktan sonra yaşadığı sağlık sorunları ve anne-babasının boşanması sebebiyle ağır bir depresyona girdi. Onu kurtaran müzik oldu. 1984 yılında, 20 yaşında Soundgarden’ı kurdu. Grup, onun hayatı oldu.

1991 yılı, müzik tarihinin dönüm noktalarından biriydi. 2 aylık bir sürede, ABD’de peş peşe çıkan üç albümle “Grunge” denilen bir müzik tarzı tüm dünyaya yayıldı. Heavy Metal’e, klasik Rock’a hatta Pop’a meydan okuyan bu tarz, 70’lerin sonunda ve 80’lerin başında doğan neslin sesi oldu. Yabancılaşmadan, aile ve mahalle baskısından, yalnızlıktan, aidiyetsizlikten bahseden şarkı sözleri milyonlarca gencin duygularına tercümandı.

Önce Ağustos 1991’de Pearl Jam’in Ten albümü çıktı. Ben daha “Jeremy”nin, “Black”in, “Alive”ın sözlerini anlamaya çalışırken o yıl Eylül sonunda Nirvana’nın Nevermind albümü piyasadaydı. Bu sefer Teen Spirit, Come As You Are diye bağıra bağıra okulu, evi yıkarken Ekim’de çok ama çok acayip bir albümle tanıştım: Soundgarden’ın Badmotorfinger‘i.

“Paslı kafesi kırıp kaçacağım”

Badmotorfinger, aslında Soundgarden’ın üçüncü albümüydü. O yıllarda bunu bilmiyordum tabii.
Albüm, Rusty Cage ile (Paslı Kafes) açılıyor. Şarkı, hayatın kendisine, koyulan kurallara, gelenek ve göreneklere karşı yükselen bir isyan çığlığı:

“Too cold to start a fire – Ateş yakamayacak kadar soğuk
I’m burning diesel burning dinosaur bones – Dizel yakıyorum, dinozor kemikleri yakıyorum
I’ll take the river down to still water – Nehri alaşağı edip
And ride a pack of dogs – Ve bir köpek sürüsüne bineceğim
I’m gonna break – Kıracağım
I’m gonna break my – Kıracağım
I’m gonna break my rusty cage and run – Bu paslı kafesi kırıp kaçacağım”

Ama albümün (ve muhtemelen Soundgarden’ın hatta Cornell’in tüm kariyerinin) en iyi şarkısı Jesus Christ Pose. 

Cornell, bu şarkıyla, dünyanın en iyi vokallerinden biri olduğunu da gösterdi.

Cornell’i hayatta tutan…

Soundgarden, Cornell’i hayatta tutan en önemli şeydi. İlginçtir; grup 1997’de dağılana kadar uyuşturucu kullanmadı. Grubun bitmesiyle Cornell de bitti. “O dönem her şeyi kullanmaya başladım, hatta OxyContin’in (sentetik bir uyuşturucu) öncüsüydüm,” diyen Cornell, 2002’de Audioslave kurulurken ilk eşinden boşandı ve sonunda tedavi görmeye karar verdi.

2004’ten beri uyuşturucu, içki ve sigara kullanmıyordu. Yeniden evlendi. Audioslave ve solo albümleriyle başarıdan başarıya koştu. Soundgarden yeniden bir araya geldi, 2012’de King Animal çıktı. Yeni albüm için hazırlıklar tüm hızıyla sürüyordu ama yine de tüm bu başarılarına, milyonların hayranlığına ve sevgisine karşın, içini kaplayan o karanlıktan bir türlü kurtulamadı. Ölümü, intihar olarak değerlendiriliyor.

Grunge’ın babaları ne yazık ki artık aramızda değil

Chris Cornell’in ölümüyle bir dönemin de sonuna yaklaşıyoruz. Grunge’ın “babalarının” çoğu artık hayatta değil. Bu adamlar efsaneydi. Müzikte çığır açtılar. “Rock Yıldızı” kavramını yeniden tanımladılar. Gençlerin kendilerini ifade edebilmelerini sağladılar. Hepsi erken gitti.

Andrew Wood (tam ortada) grubuyla

Mother Love Bone, Grunge’ın öncüsü olarak kabul edilir. Grubun solisti Andrew Wood, henüz 24 yaşındayken 1990’da aşırı dozda aldığı uyuşturucudan öldü. Cornell, onun anısına Temple of the Dog’u kurdu. Temple of the Dog’un diğer üyeleri arasında Jeff Ament ve Mike McCready vardı. Yani Wood’un ölümü, bir anlamda Pearl Jam ve Soundgarden’ın doğumuna yol açtı:

1994’te bir başka önemli isim; Nirvana’nın solisti Kurt Cobain hayatına son verdi.

Unutulmaz Kurt Cobain, meşhur MTV Unplugged konserinde…

Layne Staley de erken gidenlerden…

2002’de ise Alice in Chains grubunun vokalisti Layne Staley, yine aşırı dozdan hayatını kaybetti. Alice in Chains, onun ölümünden sonra dağılma noktasına geldi ama toparladı ve iki muhteşem albüm yaptı.

Şimdi Cornell de öldü. Geriye ise Eddie Vedder kaldı. Bu adamı pamuklara sarmamız lazım artık…