“Rakı Gastronomisi: Türkiye’nin Çilingir Sofrası” çok önemli bir kaynak kitap olmasının yanı sıra bana göre nobranlığın, riyakârlığın, kültürsüzlüğün yüceltildiği günümüz Türkiye’sinden o naif, incelikli, basit ama çok katmanlı geçmişe, geçmişin güzelliklerine bir yolculuk vaadi. İşte, bu yüzden farklı bir okumayı hak ediyor. Bu gözle de değerlendirilmeli…

Rakıya, bu kültüre ilgi duyan hemen herkes bilir çilingir sofrasının manasını. Bu tanımın genel kabul görmüş anlamı, rakının insanı açan, dilini çözen güzelliğinden gelir. Çoğu zaman neşeleniriz, bazen de hüzün kaplar içimizi o sofrada. Her halükârda muhabbet eder, dertleşiriz. “Rakı nasıl içilmeli?” sorusunun tek bir yanıtı yoktur tabii ama “nasıl içilmez”in yanıtı var: Muhabbetsiz olmaz, hele mezesiz hiç…

Hayatı, hayatın güzelliklerini anlatıyor

Rakı Ansiklopedisi ile başlayıp Rakı Gastronomisi: Türkiye’nin Çilingir Sofrası ile devam eden güzide serinin yaratıcısı sevgili Erdir Zat’ın deyimiyle rakı, dünyada uğruna koskoca bir mutfak yaratılan tek içki. Overteam Yayınları’ndan henüz çıkan Rakı Gastronomisi, işte bu koskoca mutfağı mercek altına alıyor. Bu, basit bir yemek veya meze kitabı değil ama. 500 yılı aşan bir kültürel birikimin izdüşümünü sunuyor. Tarifleriyle, küçük öyküleriyle, tatlı anekdotlarıyla hayatın ta kendisini anlatıyor aslında. Geçmişten günümüze…

Önemli bir boşluğu dolduruyor

Erdir Zat, 5 yılı aşkın süre emek verilen bu incelikli kitabı yapmak üzere yol çıkarken amaçlarını şöyle açıklıyor: “Rakı Gastronomisi, Türkiye’de meze alanında yapılmış en kapsamlı sistematik çalışmayı ortaya koymayı hedefliyordu. Gastronomiyi genel anlamda kültür, tarih, coğrafya, sosyoloji, sosyal antropoloji, etnoloji ve folklor ile buluşturan bir içerik oluşturup daha önce benzeri yapılmamış bir rakı kültürü kitabı hazırlayarak literatürdeki eksikliği gidermek istedik.”

Her şey bozulurken…

Aralarında dostlarımın da olduğu onlarca değerli ismin katkısıyla yayımlanan Rakı Gastronomisi: Türkiye’nin Çilingir Sofrası‘nın önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebilirim. Makaleler, derlemeler, öyküler, incelemeler, sayısız meze ve 500’den fazla fotoğraf içeren gastronomik dizinin yer aldığı kitap, alanında bir ilk. Sözlü tarihi yazılı hale getirmesi açısından da önemli bir kaynak kitap Rakı Gastronomisi.
Her şeyin birbirinin eşi olduğu günümüzde, renksiz, tatsız tuzsuz, kaba saba, inceliksiz sofralar dayatılıyor bize. Yukarıda da değindim; bu kültürün tarihi, 500 küsur yıl öncesine gidiyor. Köşe dönmeciliğin, birilerinin sırtına basarak yükselmenin, nobranlığın, riyakârlığın geçer akçe olduğu günümüz Türkiye’sinden o naif, incelikli, basit ama çok katmanlı geçmişe, geçmişin güzelliklerine bir yolculuk vaadi aynı zamanda bu. Bana göre, eski güzel günlerin bir daha geri gelmeyeceğinin bilincinde olup tarihe not düşme çabası…

Çokkültürlülükten günümüze…

Bizi biz yapan değerlerin hızla kaybolması karşısında ne kadar üzülsek, dövünsek az. Bu mutfak Rumların, Ermenilerin, Levantenlerin, Yahudilerin, Sefaradların, Çerkeslerin ve diğer etnik yapıların omuzları üzerinde yükseldi. Çok renkli, çokkültürlü yapısına onların sayesinde kavuştu. Onları elbirliğiyle yurtlarından ettik. O güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler maalesef. İşte, bu yüzden farklı bir okumayı hak ediyor kitap. Bu gözle de değerlendirilmeli…