Sevgili Facebook grubumuz Mide Lobisi’nden 50 kişi bir otobüse atlayıp Selanik’te Soul Fest’e gittik yakın zamanda. Bir şehri yiyip geldik…

Mide Lobisi, 2,5 yıldır var olan bir Facebook grubu. Koray Günyaşar ve Mehmet Ali Oylumlu ile moderasyonunu yapıyoruz. 16 binin üzerinde üyesiyle Türkiye’nin en popüler diyalog gruplarından biri. Şikemperver insanlardan oluşan, yeme içme dışında hiçbir kelimenin yazılmadığı, etkileşimi sadece sosyal medyada olmayan, dünyanın ve Türkiye’nin her yanından içeriklerin yağdığı, zaman zaman istila adını verdiğimiz toplu yeme seanslarıyla meşhur büyük bir aileyiz.

Mide Lobisi üyeleri, ait oldukları yerde…

“Amaaan buralar yaşanmaz oldu!” diyerek soluğu dünyanın bir ucunda alan da bu ailenin parçası, yıldönümümüzü kutlamak için dünyanın bir ucundan soframıza koşan da… Mide Lobisi, kapalı bir grup. Gerçek insanlardan oluşan, paylaşarak büyüyen bir aile. O nedenle de üye sayısı çok yavaş bir şekilde artıyor. Ahengi ve ortak dili bozmadan büyümeye çalışıyoruz. İki paragraftır Lobi’yi anlatıyorum ama sözü artık Selanik’e bağlayacağım. İşte, biz bu aileyle bir Selanik yemek turu yapalım dedik.

Müthiş bir yeme içme gezisiydi

Lobizenleri zaman zaman Michelin Yıldızlı bir restoranın tadım davetinde de görebiliyorsunuz, bir gece Kadıköy’ün Asker’inde sandviçleri gömerken de… Ne olursa olsun, sokak lezzetlerinin yeri bizim için bambaşka. Büfeler başımızın tacı. Kremada çevrilmiş deniz ürünlerine ne kadar hasta oluyorsak da haşlanmış yumurtalı sokak sandviçine delirmemizin dozajı da aşağı kalmıyor. Selanik’te de kentin sokak lezzetlerini buluşturan Soul Fest’in organize edileceğini öğrenir öğrenmez, “Otobüs kaldırsak gelen olur mu?” diye düşündük. 28 Nisan gecesi otobüse atladığımız gibi yola koyulduk.

Müthiş bir yeme içme gezisi oldu. Otobüsteki 50 kişinin damağında hâlâ o üç günün tadı var. Bazı gezilerden tam dönülemez ve akıl hep orada kalır ya, bu da tam öyle bir seyahat oldu. Bu kadar yeme içme düşkünü insanı bir otobüse doldurup yemeğe gidiyorsunuz. Düşündüğünüzden çok daha eğlenceli bir şey olduğuna inanın. Otobüsün koridorunda sürekli birileri, zuladan çıkardığı poşetlerin içinden bir şeyler dağıtıyor. Kömbesi, şekeri, poğaçası… Tek korku aç kalmak; kimsenin deposu boş da değil ya! Mecidiyeköy’de otobüsü beklerken yenen kokoreç sayısı bile gıda pazarında dengeleri değiştirecek miktardaydı. Öyle düşünün…

Festival gibi festival

Bu seyahatin en kaydadeğer kısımlarından biri, İpsala sınırında geçirilen saatler oldu. Mide Lobisi’nde “Geceyarısı Ayılığı” dediğimiz flashmob etkinliklerimiz oluyor. Gece 23.30’dan sabah saatlerine kadar sürebiliyor. İpsala’daki kuyruğu fırsat bilerek gerçekleşen Geceyarısı Ayılığı ile festivalin resmi olmayan açılışını yapmış olduk.

İpsala Sınır Kapısı, 5,5 saatimizi çaldı…

Yunanistan sınırındaki vardiya değişikliğinin ağır çekimde gerçekleşmesi, yaklaşık 5,5 saatimizi çalmış oldu ve Selanik’e ancak öğle saatlerinde ulaştık. Eşyaları otelimize atar atmaz çıkıp Soul Fest alanına ulaştık. Açıkçası birlikte güzel bir seyahate çıkıp lezzetli bir mutfağa sahip bir kente gitmek yeterince motive ediciydi. Festivalden beklentimiz de çok yüksek değildi. En azından kendi adıma 1-2 şey tıkındıktan sonra önceden tespit ettiğimiz mekânlara yöneliriz diye düşünüyordum. Fakat Soul Fest, ilki gerçekleştiriliyor olsa da çok iyi kurgulanmıştı ve benim adıma seyahatin odak noktası haline geldi.

Festivalin mantığı şu: Şehrin popüler sokak yemeği temalı restoranları, stantlarda kısıtlı ve odaklı mönülerle karşımızdaydı. Dolayısıyla her stantta çok iddialı ürünlerle karşılaştık. Kokteyl barı, hamburgercisi, krepçisi, boyozcusu, souvlakicisi, pizzacısı, sosisçisiyle müthiş lezzetlere sahip bir karmanın içinde kaldık.

İnsanlar pozitif, mutlu, eğlenmeyi biliyorlar

Harika DJ performanslarıyla nefis yemekler bir arada, insanlar mutlu, dans edip yemek yiyorlar. Fakat festivale ruhunu veren en önemli unsur, Selaniklilerin tamamen pozitif gündelik hayatları. Alandaki insanların tamamı, “Bugün burada iyi zaman geçireceğim,” diye gelmişler. Selanik, çok yumuşak ruhlu bir şehir. İnsanlar güler yüzlü, eğlenmeyi hem seviyor hem de biliyorlar. Biraz bakımsız olmakla birlikte çok şık binalar, harika bir Ege havası ve nefis restoranları olan bir şehir. Festivalin ilk gününü önce ne yiyeceğimizi şaşırarak, sonra alana iyice yerleşip gevşeyerek geçirdik. Herkesin karnı yeterince gerildikten sonra festival alanının önündeki çimlere yayıldık. Sürekli birileri stantlardan yiyecek bir şey getiriyordu.

Yemekten yorgun düşmek mi, asla…

Geçenlerde Pulbiber’de röportajı çıkan lobizen arkadaşlarımız Ulaş ve Ceren de Atina’dan kalkıp Selanik’e geldi. Bu ikiliyle birkaç ay önce Atina’da da inanılmaz bir yeme içme macerasına girişmiştik. Gerçekten gusto sahibi arkadaşlarımız ve artık Atina’da yaşadıkları için Yunan mutfağıyla ilgili bize sürekli içeriden destek atıyorlar, sağ olsunlar.

Araya bir de PAOK maçı sıkıştırdık!

Akşam olduğunda toplu yemek için Massalia isimli butik ama ünlü bir restorana gittik. Deniz ürünlerine yürüyenler, özellikle kalamar ve sardalyalardan çok memnun kaldıysa da benim gibi kırmızı etli mönüyü tercih edenler, masadan çok da mutlu ayrılmadı. 50 kişilik bir grubu aynı anda karşılamak da ekipte bir panik yarattı biraz açıkçası.

Boğaziçi hatırası…

Festivalin ikinci günü, ilk günkü gibi saldırmama kararı aldık. Biraz bu güzel şehrin tadını çıkarmak istedik. Lobi, gruplar halinde Selanik mutfağının kılcal damarlarına doğru hamle yapıyordu. Biz 7-8 kişilik bir grupla festival alanına doğru yavaş yavaş yürürken çok hoş bir tavernayla karşılaştık. Adı Boğaziçi’ydi. “Aman ne acelemiz var, iki dakikada şurada oturuverelim,” dedik. Uzolarımızı dizdik masaya, ahtapot ve müthiş buyurdiden söyledik. Değmeğin keyfimize. Bir süre burada oturduktan sonra yeniden festivale geçtik. Fakat bir gün önce Arda İpekçi, “Buraya kadar gelmişken neden PAOK maçı izlemiyoruz?” sorusuyla geziye farklı bir boyut kazandırdı. Sezonun son maçıydı ve maç demek, aynı zamanda sokak yemeği demekti. Stat çevresinden kebapları alıp tribüne çıktık. PAOK’un 5-1 galibiyetiyle bu nefis sandviçler birleşince de zevkten dört köşe olduk tabii.

Uzosuz olmaz…

Tekrarlamak dileğiyle…

Gezinin ikinci akşamında da bir toplu program vardı. Lobi’nin büyük bir bölümü, kentin en ünlü restoranlarından Palati’ye gitti. Gidenler, deniz ürünlerinden çok memnun kaldı ama biz sekiz kişilik bir grup olarak kaçamak yaptık ve Ouzeri Tsinari adlı harika bir Selanik meyhanesine gittik. Sobasıyla, güğümüyle ve harika yemekleriyle kendimizden geçtik. Biftek, saganaki, Yunan salatası ve lakerdası akıllara ziyandı. “Nesi zayıf?” deseniz, cevabımız yok. Yolu Selanik’ten geçen herkese öneriyorum.

Son gün, erkenden İstanbul’a doğru harekete geçtik. Keşan’da bir Çamlıbel ziyaretiyle karnımızı bir kere daha doyurup bize yakışan bir şekilde evlerimize dağıldık. Böylelikle Mide Lobisi, ilk kez 50 kişilik bir grup halinde yurtdışına yeme içme turuna çıktı.

Festival alanında…

Bu harika grup hepimizi zinde, canlı ve tabii ki tok tutuyor. Yeni gezilerde buluşmak üzere…