Yaz geldi; meditasyon inzivaları, yoga kampları, özünü bulma tatilleri başladı. Facebook etkinlikleri arasında bir şekilde denk gelmişsindir böyle davetlere ve belki buralarda neler oluyor diye düşünmüşsündür.

Gel hadi, bildiğimi anlatıyorum.

Yoga tatili deyince çalışmayı abartmayacağız; sabah, akşam beraber yoga yapacağız ama denize de gireceğiz, güneşleneceğiz, dinleneceğiz, demek oluyor.

Beyaz yakalının gündelik hayatın yoğunluğundan kaçıp bir nefes alması için harika fırsatlar bunlar. Tatil köyüne gidip açık büfede göbeğini şişirip güneş altında canın acıyana kadar yanacağına, içip içip dağıtacağına bedenine, kendine daha saygılı bir tercih yapıyorsun. Böylece tatilden döndükten sonra hâlâ yorgun olma sendromuyla karşılaşmıyorsun.

Yoga tatillerinde genelde yemek kısıtlaması olmaz yani illa vegan besleneceksin, akşam yemeği yok gibi düzenlemeler olmaz, hatta abartmadan içki bile içilebilir.

Yoga kampları daha yoğun olur genelde. Kampın bir teması olur, mesela şefkat; çalışmalar hep bu tema etrafında düzenlenir. Kamplar, dinlenmek ya da şehirden kaçmak için yapılmaz, bunlar doğal olarak zaten olur, burada asıl amaç farkındalığı yükseltmek ve bir dönüşüm sağlamaktır.

Ha, bir yoga kampına gittim ve tamam artık, başka bir insanım, olaylar çözüldü gibi bir durum olmuyor tabii. Ama bu tip deneyimlerde belli bir konuya odaklanıldığı için muhtemel ki o konuyla ilgili daha önce düşünmediğin bir şeyin farkına varırsın. Farkındalık da zaten dönüşümün başlangıcı. Değil mi? Anladıkların zamanla yerine oturur.

Yoga kampları hocadan hocaya, temadan temaya yoğunluk konusunda değişiklik gösterir. Kimi sabahtan akşama kadar günü yogayla doldurur, akşam yatağa uzuvların sızlayarak girersin, ertesi sabah 6’da uyanır yine aynı yoğunluktaki güne başlarsın, kimi boş zaman mutlaka bırakır, fiziksel olarak fazla yormaz. Genelde ayrı ayrı fiziksel çalışma saatleri ve duygusal çalışma saatleri olur. Yoga ve Pranayama deyince hem asana (duruş) hem de pranayama (nefes) çalışması yapılacak demek oluyor.

Yoga tatilinden dinlenmiş ve sakinleşmiş dönen insana karşılık yoga kampından dönen insan, hayatında bir şeyi dönüştürmüştür ve kendine doğru bir adım daha atmıştır. Bu adımı atmak onu sakinleştirebilir de, bir süreliğine karıştırabilir de.

Meditasyon inzivalarında sadece Vipassana konusunda deneyimliyim. Ama diğerleri de çok farklı değildir diye düşünüyorum. Öncelikle inzivaya gitmek için meditasyon yapmayı bilmek gerekmiyor. Zaten bana sorarsan meditasyon dediğin inzivada öğrenilir. Özellikle Vipassana gibi kadim bir tekniği öyle beş dakikada öğrenemiyor insan, yavaş yavaş, sindire sindire deneyimlemesi gerekiyor, bu en az üç gün sürüyor.

Meditasyon inzivalarında gün doğmadan uyanılır. Gün doğduktan sonra zihin başka bir işleyiş haline geçiyor. Daha sakin olduğu hali yakalayabilmek için karanlıkta kalkıyoruz, mesela saat 5’te. Sonra da bütün gün meditasyon yapılır. Hoca tekniği öğretir, uygularsın. Sonra hoca, tekniğin başka bir tarafını daha öğretir, onu da uygularsın. Goenka Vipassana’sı gibi bazı yollar sadece oturma meditasyonu yapar, Sayadaw gibi yollar yürüme ve yeme meditasyonlarını da öğretirler. Aslında anın içinde kalarak ve farkındalıkla hareket etmeyi öğretirler.

Meditasyon inzivasında sessiz olunur. İnsan kendine döner. Süreç boyunca zihnini daha önce hiç görmemiş olduğun bir berraklıkta görürsün. Zihnin nasıl çalıştığını anlarsın ve bu anlayışla doğal olarak eski alışkanlıkların kırılır, verdiğin tepkiler değişir.

Bitince ne oluyor diye merak ediyorsan ben her inzivadan sevgiyle, aşkla dolmuş olarak çıktım. Gündelik hayata adapte olmakta her defasında zorlandım. Aynı deneyimi paylaşmış insanlarla iletişimde kalmak iyi oluyor, onlar da aynı süreçten geçiyorlar ama şunu net olarak söyleyebilirim; bu inzivalara gitmemiş olsaydım bugün, kendim ve dünya hakkında çok daha az şey biliyordum.

Anlamak istiyorsan, kendini merak ediyorsan, insanlar bunu niye hep böyle yapıyor diye düşünüp duruyorsan mutlaka bir inzivaya gitmeni öneririm.