* Deli Konuşmaları, bir seri midir bilmem, ama birden çok. Diğerleri de bazı bazı çıkar gelir belki… (Bkz. Deli Konuşmaları: Şarkı) Bayağı bir süre önce karalamaya başladığım, her biri başka bir yalnızın (mı?) manzum sayıklamasını içeren kurgu parçacıkları. Falan filan. Öperim.

Daha yüksek ökçeler bulamam yanımda susmanız için.
Sessizliğiniz yetmiyor.
Ben kör bir kuyu istiyorum.
Bugün güzel olmak istiyorum.
Kalmadıysa güzel ölmek de olur.

Ha? Ne dediniz, anlamadım?
Yok, tam gözümün bebeğine çekin sürmeyi.
Tamam, mil çekin, o da olur.
Ne dersiniz,
Ne güzel bir gün değil mi?
Yağmur ormanlarına yağmur bile yağıyordur belki böyle günlerde,
Çok uzak yerlerde.
Bana bir bahar bahçesi verdiler dilinden anlamıyorum,
Bi baksanız,
Belki meraklısı biliyordur meramını.

Ah siz beni bilmezsiniz ben çok genç oldum,
Islak baharlardan kalmadır gözlerimin rutubeti.
Biz ne zaman piknik yapsak yaz ormanlarında,
Hep, biri ardımızdan kundaklar otel yapardı,
Ardımızın arsasını.
İlk çıktığım evlendi,
İlk girdiğim bunalım tam beş kere alevlendi.
Kirpiklerimdeki şeffaf rimelleri uç uca eklesem,
Vernik olur mu dersiniz, deniz tuzunda kurutulmuş bir ilk gençliğe?

Aman, ben de ne diyorum işiniz gücünüz var,
Sahi işiniz iş.
İşiniz iş mi?
Bi’ de güçlü müsünüz gerçekten?
Allah bilir siz seviyorsunuzdur da birini
Öyle değil mi?
Yaşımı söylerim tabii aşk olsun,
Ama ne söylesem yalan olur vallahi.
On yedi yılını çıkarın bir kere kafadan,
Dar bir odada tek bir şarkıyı öğrenmeye çalışıyor hâlâ.

Her neyse canım ne diyorduk?
Aşk olsun mu?
Yok o değil, hah, siz beni bilmezsiniz,
Ben çok genç öldüm,
Ne dersiniz,
Törenle gömdüğüm kuşlarla balıkları uç uca eklesem sığınabileceğim bir mezar olur mu?
Yok yok daha fazla bağıramam sizi duymak için,
Baksanıza yatacak yerim yok.
Yok canım,
Kedi leşi kokmuyordur mizah anlayışım,
Ne kabasınız.
(Bakın bu son:
Çocukken sizi tükürüklü öpmüş olmalı dayınız! )

Boş verin canım travmalardan tramvay yapmayı şimdi,
Sahi, ne güzel gün, değil mi?
Birileri bi’ yerlerde çocuktur kesin böyle günlerde.
Turfanda meyveleri mumla parlatılan fiyakalı manav tezgâhları gibi,
Neşe içinde salınan ergenler yeni yeni çıkmıştır sahil boylarına.
Aman her neyse.

Aaa! Bela okumayın belanın gücüne gider.
Güç gider bela.
Anlamanın boklu yolları rampa.
Yok canım, biliyorum, susuyorsunuz.
Susamakla tunç uyak gibi ama o değil.
Susmanız bana yetmez, ben,
Buzul gölleri var hani bilmem kaç rakım,
Balıklar var hani antik mantik,
İnsan, ihsan görmemiş,
Evrim, devrim hak getire,
Hah, işte öyle, ben.

Sormayın şiir yazardım çok , eskiden,
Şimdi şiirsiz gibi yaşıyorum,
Şuursuz gibi yazıyorum.
Yoo, orada durun beyefendi!
Yoksanız yoksunuz canım, nedir bu varlığa kibriniz?
Sevişilecek yer var,
Sevişilmeyecek yer var.
Sahi, yer var mı kibrinizde sevişilecek?
Yok, aslında güzel susuyorsunuz,
Anadiliniz gibi susuyorsunuz maşallah;
Nasıl öğrendiniz, nerede pratik yaptınız bu kadar ölü kırlangıcı?
Dualara inanmıyorsunuz ne iyi,
Kelimelere de biat etmiyorsunuzdur o halde.
İyi susuyorsunuz (susamakla tunç uyak gibi ama o değil!)
Da, bana yetmez.

Ağzınız yüzünüz acımalı susmaktan,
Ben yankıyı imkânsız kılan bir vadi arıyorum,
Hiçbir dağ arasında hiçyeşil.
Adınız ne güzel,
Bir de bilseydim,
Yasemin yağardı bir yaz akşamı ağzımıza yüzümüze,
Yağardı kesin!
Bir eski sevgili adı gibi,
(Üç yanı Ege’yle çevrili bir yanı jilet)
Hiç şiir okumamış çocuklara, hiç olmak istemediğimiz yerlerde sorardık adını unuttuğumuz şarkıların,
Öyle mi sizin de adınız yoksa?
Yeni keşfedilmiş bir yumuşakça türü gibi,
Her familya tarafından çağrılan bir muamma?
Karıştırıyorum da ben hesapları, matematiği tutturamadım oldum olası,
Hatırım için sosyal bilgiler olsun bugün ruhunuz.
Gururunuz, bir benim kötü şakama,
Gururunuz, tek bir saç teli yüzünden terk edilmiş nefis bir yemek gibi,
Günah doğrusu.
Akşam olunca durup dururken,
Terk ediliyor zannediyor musunuz kendinizi siz de?
Halbuki ben hiç akşam olurken terk edilmedim.
Ne güzel akşam oluyor sahi!

Vaktiniz var mıydı, hay Allah, lafa tutuyorum sizi.
Hiç oldu mu vaktiniz?
Benim genelde olmuyor da.
Dakikalarım oluyor, bütünlemiyorlar hiçbir yerde.
Olmuyor zamanım.
Başka bir tanımıymış gibi insanın en sevdiği kavramın,
En sevmediği laflarla bütün edilmiş hali.
Yoruldum sahi.
Siz yorulmuyor musunuz?

Biliyorum, susuyorsunuz.
(Susamakla tunç uyak mıydı ne)
Ama bana yetmez,
Ben, böyle tarifsiz yorgunluklar gibi,
Böyle bıkkınlığın son yenilgisine giden yollarda,
Söylenmeyen türküler gibi,
Ben,
Anlıyor musunuz?

Görsel: Picasso, “The Girl Before The Mirror”