Herkese iyi pazarlar!

Bu haftaki listeyi görünce biraz şaşırabilirsiniz: Faust, epey avangart bir krautrock grubu. Can de öyle. The Specials ise reggae ve ska’yla punk’ı buluşturan 2-Tone müziğini öncülerinden. Altı kaval üstü şeşhane… mi? Değil tabii! Zira, David Stubbs’ın Future Days: Krautrock and the Building of Modern Germany kitabındaki ifadesiyle “bir gökkuşağı koalisyonu” olan krautrock’ın müzikal renkliliği reggae ve ska’ya varacak kadar zengindir!

Pazar Şarkıları #23’te işte bu zenginliğin ufak bir kısmına tanık oluyoruz; bir kulağımız, kökleri Jamaika’da yatan İngiliz 2-Tone müziğinde, bir kulağımızsa eli ska’ya dek uzanan Alman krautrock’ında! Çok değil, yalnızca üç grubumuz, beş de şarkımız var: Faust‘tan “The Sad Skinhead” ve “Jennifer” ile başlıyor, araya The Specials‘tan “Rat Race” şarkısını serpiştirdikten sonra Can‘den “Laugh Till You Cry, Live Till You Die”a varıyoruz. Kapanış ise yine The Specials‘tan: “Stereotype”.

Buyurun, Pazar Şarkıları #23’e…
Keyifle dinleyip okuyasınız!

 Haftanın Playlist’i

FAUST – The Sad Skinhead (1973)

“Faust kadar mitolojik bi’ grup gelmemiştir,” diye yazıyor Julian Cope, meşhur Krautrocksampler kitabında. Kuruldukları 1971 yılından beri en sıkı takipçilerinden olmasına, hatta efsanevi 1973 turnelerinde onları izlemesine karşın halen grup elemanlarının yüzlerini gözünün önüne getiremez, isimlerini ilk seferde sayamazmış. Biz onun yerine sayalım: Hans Joachim Irmler, Jean Hervé Péron, Werner “Zappi” Diermaier, Rudolf Sosna, Gunter Wusthoff ve Armulf Meifert. Bu altı ilginç insan, ilk defa 1969 yılında, Wümme diye bir kasabada bir araya gelmişlerdi.

Ancak Faust’un gerçek anlamda müzik sahnesine çıkışı bir yıl sonra, Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) bağlantılı gazeteci Uwe Nettlebeck’in çabalarıyla oldu. Müzik yazarlığı yapan Uwe Nettlebeck, Faust’u şöyle bir derleyip toparlayıp Polydor firmasıyla tanıştırdı. O vakitler Polydor da rock âlemindeki İngiliz ve Amerikan hâkimiyetiyle kapışabilecek Alman gruplar arıyordu. Faust, ilgilerini çekti.

Faust grubunun kafasındaki düşünce daha en başta, Nettlebeck’in deyişiyle, “Anglosakson rock âleminde olup biten hiçbir şeyi taklit etmemekti,” -müzikal anlamda oldukça devrimci bir işe soyunmuşlardı. The Rolling Stones gibi olmayacaklardı, Pink Floyd ya da The Velvet Underground gibi olmaya da niyetleri yoktu. Fena halde deneysel, entelektüel, eli klasik müzikten caza uzanan, bir yandan da Almanya’nın özgün taraflarını taşıyan bir müzik yaratmak istiyorlardı. Tabii ki hemen her krautrock grubu gibi, yirminci yüzyılın en önemli müzik dehalarından Karl-heinz Stockhausen’ın çalışmalarından etkileniyorlardı.

İlk albümlerini 1971 yılında çıkardılar. Albümün kayıtları yaklaşık bir yıl sürdü. Uzun yıllar grubun menajerliğini ve albüm yapımcılığını üstlenecek olan Uwe Nettlebeck, Polydor’dan aldığı avansla eski bir okul binasını kayıt stüdyosuna dönüştürmüştü. Orada çalışıyorlardı. Denir ki, Faust burada ilk albümleri Faust’u kaydederken varlığını hiç belli etmeyen kimi insanlar, arada bir şöyle görünür, sonra yeniden ortadan kaybolurlarmış. Bunların, Uwe Nettlebeck ile bağlantılı RAF elemanları olduğu söylenir.

Faust’un ilk albümü pek tutmadı. Ama albümün kendine has gürültülü ve deneysel sound’u, Faust’un çevresinde bir hayran kitlesi oluşturmayı başardı. O hayran kitlesi yıldan yıla büyürken Faust, yeni şeyler arayan İngiliz rock meraklılarının da ilgisini çekti ve ünü Almanya sınırlarını aştı. Ne ki bu, Polydor’un istediği maddi dönüşü getirmedi ve grupla firmanın yolları 1973 yılında ayrıldı. Faust, yerinde durmadı, Virgin plakçılıkla anlaştı. Virgin’den çıkan ilk albümeri The Faust Tapes (1973) dev satış rakamlarına ulaşmasa da ilgi gördü. Aynı yıl, benim en sevdiğim albümleri Faust IV‘ü yayınladılar.

Julian Cope, bu albüm çıktığında albümden hoşlanmamış. Faust IV, grubun biraz daha alışıldık rock stiline yakın durduğu bir albümdür. Bununla beraber müthiş bir müzikal zenginlik vaat eder. Öyle ki, bir reggae parçası bile vardır! Zaten tüm bu uzun girişi, o şarkıya varmak için yaptık. O şarkı ki bizim listemizin açılış parçası olan “The Sad Skinhead”dir. Tuhaf bir şarkı ama Faust gibi zihninde bin bir pencere müzisyenlerden oluşan bir grup için şaşırtıcı değil; sihirbazın şapkadan çıkardığı tavşan gibi! Kimse bir şapkadan tavşan çıkacağını beklemez, o şapka sihirbazın elinde değilse… Burada sihirbaz Faust grubu oluyor. Diğer krautrock grupları gibi Faust da sürprizlerle dolu; bir bakmışsınız funk’a el atmışlar, bir bakmışsınız reggae’ye, ska’ya…

İşin ilginç yanı, Faust, İngiltere’de epey ilgi görmüştü ve bu albümü izleyen birkaç yılda ska ve reggae tınıları 2-Tone müziğiyle İngiltere’yi bir süre ele geçirdi. Onlara da geleceğiz!

FAUST – Jennifer (1973)

Faust IV‘ün en dikkat çekici parçalarından biri de “The Sad Skinhead”in hemen ardından gelen “Jennifer” şarkısıydı. “The Sad Skinhead”in reggae sound’una sahip olmasa da, dikkatli dinlendiğinde dub esintileri duyulabilen bu romantik şarkının sözleri iki gerçeküstücü dizenin tekrarlanıp durmasından ibarettir: “Jennifer, kızıl saçların alev alev / Sarı şakalar dökülüyor aklından”*

Bu iki gerçeküstücü dizeye, insanı düşlere sürükleyen bir gitar eşlik eder. Şarkı, bir aşk şarkısının melankolik haliyle başlasa da ilerleyen dakikalarda Faust’un gürültülü sound’u bir anda ortalığı yakar. Sonrası ise eğlenceli bir dinginliktir. Yani diyebiliriz ki üç bölümden oluşur “Jennifer”: İlk bölümde Jennifer’ı seyrederiz, ikinci bölüm ise alev alev yanan saçların temsili gibidir. Kapanışsa işte, sarı şakalar…

“The Sad Skinhead” de, “Jennifer” da genel Faust müziğinin aksine daha pop şarkılar olarak değerlendirilebilir. Zaten bu şarkıları vaktinde sevmeyen de bu yüzden sevmemiştir. Kolay dinlenebilen parçalardır. Halbuki kolay dinlenebilen bir şarkıya kendi imzanı atabilmek de büyük meseledir ve Faust bunu başarmıştır.

* Jennifer, your red hair’s burning / Yellow jokes come out of your mind

THE SPECIALS – Rat Race (1980)

The Specials’ı, çok olmadı, Pazar Şarkıları #14‘te bu sayfaya almıştık. 1977 yılında kurulan The Specials, kendinden bir yıl önce müzik sahnesine adım atan Madness ile beraber reggae ve ska müziğini punk ile buluşturma derdindeydi. Yaptıkları müzik, “2-Tone” adıyla anıldı. Bir anda İngiltere’yi bir 2-Tone dalgası sardı. Ska, reggae gibi müzikleri punk’a katma işini onlardan önce The Clash de yapmıştı aslında ama The Clash’in müziğinin merkezi punk’tı; The Specials (ve diğer 2-Tone grupları) ise müziklerinin merkezine reggae’yi, ska’yı koyuyorlardı.

The Specials’ın “Rat Race” teklisi 1980 yılında, grubun klavyecisi Jerry Dammers’ın kurmuş olduğu ve 2-Tone müziğinin merkezi olan 2-Tone Records etiketiyle yayınlandı. Şarkı, gitarist Roddy Radiation’ın elinden çıkmaydı.

“Rat race” sözlükte “sidik yarışı”, “hengâme” gibi karşılıklar taşıyor. The Specials’ın “Rat Race”i ise özetle şunu söylüyor: Didin dur, bi’ dolu diploman olsun, en sonunda başka insanların kafasına basıp yükselmek için yarışacaksın; garanti yok, yükselemezsen düşeceksin!

Haksız mı? Bütün o diplomalar, yüksek lisanslar, doktoralar… Hepsi vahşi bir rekabetin ortasında, belindeki silah ya başkasını vuracak, ya kendini.

CAN – Laugh Till You Cry, Live Till You Die (1976)

Flow Motion (1976), herbiri birbirinden yetenekli elemanlardan kurulu efsanevi krautrock grubu Can’in en iyi albümü değil. En iyi üç albümünden biri bile değil! 1971-72-73 yıllarında, Japonya’dan çıkmış en tuhaf insan olması muhtemelen Damo Suzuki’nin kendine has, gizemli ve yer yer yırtıcı vokali eşliğinde çıkardıkları üç albüm – Tago Mago, Ege Bamyasi ve Future Days – sadece Can’in değil tüm krautrock ve hatta müzik tarihinin en yenilikçi, sarsıcı ve heyecan verici albümlerindendi. Damo Suzuki’nin gruptan ayrılmasının ardından çıkardıkları hiçbir albüm aynı etkiyi yaratmadı.

Ama Can kurulurken Damo Suzuki yoktu; onun gruba katılması, Galatasaray’ı dört sene üst üste şampiyonluğa taşıyacak kadroya Hagi’nin katılması gibiydi -her biri işinin ehli bir grup insanın arasına katılan, sürprizlerle dolu bir sihirbaz. Bu yüzden o üç albüm büyülü birer kuş gibi düşsel göklerden dünyaya kondular; ama diğer Can albümleri de dünyanın evrene verdiği en güzel kuşlar arasına isimlerini yazdırdılar. Nasıl yazdırmasınlar, şu kadroya bakın: İnsan suretinde bir drum-machine, geçtiğimiz aylarda yitirdiğimiz büyük davulcu Jaki Liebezeit. Eline bağlama verseler çalan caz kökenli gitarist Michael Karoli. Karl-heinz Stockhausen’ın öğrencileri basçı Holger Czukay -ki solo albümleri de şahanedir- ve klavyeci Irmin Schmidt. Heyhey!

Flow Motion albümü, işte bu kadronun elinden çıkmıştır. Onlara bir de albümün ilk şarkısı “I Want More”da, Holger Czukay ile beraber albümün kayıt mühendisliğini de üstlenen René Tinner eşlik etmiştir. Aynı şarkının vokalinde bir de Peter Gilmour ismi görünür, ki listemizdeki “Laugh Till You Cry, Live Till You Die” şarkısının söz yazarı da kendisidir.

Şarkıda Barış Manço esintileri duyarsınız, şaşırmayın. Sebebi, Michael Karoli’nin çaldığı bağlamadır. Can’in Türkiye’ye tuhaf bir ilgisi var; kaç grup albümüne “Ege Bamyası” adını vermiştir ki! “Laugh Till You Cry, Live Till You Die” tam bir dünya curcunasıdır: Reggae tınlayan ritme bağlama eşlik ederken, sondaki keman kısmı şarkının Avrupalı tarafıdır.

Bu arada, kemanı çalan da Michael Karoli’dir. Şarkıdaki gitarı da, bağlamayı da, kemanı da o çalmış; vokaller cabası!

THE SPECIALS – Stereotype (1980)

The Specials’ın en ilginç şarkılarından biri, 1980 yılında yayınladıkları “Stereotype” teklisidir. Her zamanki gibi ska ama bu defa biraz da İspanyol! Roddy Radiation’ın flamenko gitarına kaptırınca insan kendini bir Zorro macerasının ortasında hissediyor.

Şarkının hikâyesi de oldukça eğlenceli: “Hafta sonlarını bi’ dolu kıl herifle geçirir / Espri mi anlatıyor esas mevzuyu kaçırır” bir adam var; bir zührevi hastalık kapıyor, bu yüzden doktor tam on yedi hafta boyunca içki içmesini yasaklıyor. Dinlediğimiz, işte onun hikâyesi. Ne sıradan! Ama Jerry Dammers, en sıradan şeyleri dünyanın en eğlenceli olayına dönüştürebilme yeteneğine sahip bir şarkı yazarı. Çok yaşasın!

Bir de not: Bu şarkının devamı da var. Aynı yıl yayınlanıyor. “Stereotypes Part. 2” adıyla çağırın, o sizi bulacaktır!

Playlist’in linki burada.

Pazar Şarkıları arşivi burada.