“Bence kesin aldıracak!”

“Bence de!”

“Bence aldırmaz.”

“Aldırır!”

“Hayır, aldırmaz!”

“Niye aldırmasın ki?”

“Bak göreceksiniz işte, aldırmayacak!”

“Ya arkadaşlar; aldırsa bize ne, aldırmasa bize ne?”

“Öyle deme, aldırmazsa görürsün gününü!”

“Asıl aldırırsa görürüz hep birden günümüzü!”

Yaklaşan seçimler öncesi iktidar partisi binasının önündeki meydanda toplanmış devasa kalabalığa yaklaşıp da aralarındaki bu konuşmalara tanık oluncaya kadar, “İktidar partisi, gene seçmenin oyunu alabilmek için her zaman yaptığı gibi seçim rüşvetleri dağıtıyor parti binası önünde herhalde,” diye düşünmüştüm. Ama yanılmışım.

Evet, seçim rüşvetlerinden paylarına düşeni almak için toplanmamıştı bu devasa kalabalık ama aralarındaki konuşmalardan da doğrusu ne için toplandıklarını çıkarmam mümkün olmamıştı. Daha fazla dinlemenin bir anlamı yoktu. Bu yüzden hemen burada toplanmalarının nedenini sordum.

“Başbakanın beni için buradayız,” diye yanıt verdi bir adam.

Bildiğim kadarıyla başbakanın beni yoktu, yani en azından görünür bir yerinde yoktu. Bu bir yanlış anlama olamaz mıydı?

“Kastettiğiniz başbakanın teni ya da geni olmasın?” diye sordum.

“Hayır, ten ya da gen değil, bildiğiniz ben!”

“Başbakanın beni yok ki ama.”

“Artık var!”

“Nasıl var?”

“Var işte. Başbakanın artık nurtopu gibi bir beni var.”

“Nerede var?”

“Burnunda… Bundan tam on ay önce başbakanın burnunda küçücük bir ben çıktı.”

Benim haberim olmamıştı. Çünkü o sıralarda yurtdışındaydım ve döneli henüz on gün olmuştu.

“Başbakan başta önemsemedi, uyarıları ciddiye almadı,” diye devam etti adam. “Ama ben, zamanla büyümeye başladı. Başbakan uyarıları yine dikkate almadı. ‘Benden mi korkacağım be?’ diye kabadayılık tasladı hep. Ne yazık ki başbakanın bu aymazlığı sonucu ben zamanla tüm burnunu kapladı. Kimileri bu benin başbakana çok yakıştığını, onu daha sempatik gösterdiğini, ona farklı bir hava kattığını söyledi. Hatta bir süre sonra başbakanın burnu bir palyaçonun burnunu andırmaya başladı. Hani palyaçoların kocaman kırmızı burunları olur ya, onun gibi işte. Bu yüzden onu televizyonda gören bazı çocuklar palyaço falan sanmaya başladı.”

“Evet, doğru söylüyor,” dedi bir kadın. “Hatta benim çocuk, onu ne zaman televizyonda görse, ‘Yalancı palyanço gene çıktı anne!’ demeye başladı. Başbakan, parklarının AVM yapılmasına izin vermeyeceğini söylemişti çocuklara. Ama sonra sözünde durmamıştı da, o yüzden.”

Kadından sonra sözü yaşlı bir adam aldı: “Muhalefet partileri de başbakanın beni sorununun, ta çocukların gündemine kadar girmesinden rahatsız oldukları için soru önergesi verdiler; ‘Halkın gerçek sorunları çözüm beklerken neden kamuoyu başbakanın beniyle meşgul ediliyor?’ diye.”

İyice meraklanmıştım, “Ee peki, beni neden büyümüş başbakanın?” diye sordum.

“Bana kalırsa konuşmalarında sürekli, ‘Ben yaptım, ben ettim, benim sayemde…’ demesinden kaynaklı,” diye yanıtladı yaşlı adam.

“Evet, bence de,” diyerek yaşlı adama destek çıktı genç bir kadın. “Hatta burnunun üstündeki bu ben ilk kez bizim mahallede yaptığı mitingde çıktı. Çünkü o günkü konuşmasında yedi yüz yirmi üç kez ben sözcüğünü kullanmıştı.”

Yaşlı adam devam etti:

“Ve tabii diğer mitinglerde de gittikçe büyüdü. En son yaptığı mitingde kullandığı ben sözcüğü sayısı on binlere ulaşmıştı. Toplam miting, televizyon vb. konuşmalarını düşündüğümüzde ise bu sayı milyonları bulur tabii.”

Genç kadın yine destek çıktı yaşlı adama:

“Bir nevi Pinokyo masalı. Pinokyo, yalan söyledikçe nasıl burnu uzuyorsa bizim başbakan da konuşmalarında, ‘Ben yaptım, ben ettim, benim sayemde!’ dedikçe burnunun üstünde çıkan ben büyüyerek neredeyse yüzünü kapladı.”

Bu kez başka bir kadın söze girdi:

“Kulislerde konuşulduğuna göre; ben gittikçe büyüyünce paniğe kapıldı başbakan. Hemen doktorlar çağrıldı. Kimi doktor, ‘Bir süre sonra geçer,’ dedi, kimi doktorsa, ‘Bu ben kanserli, hasta, başbakanımız benini aldırmazsa yakında ölür,’ dedi. Bir süre sonra anlaşamayan bu doktorlar arasında tekme tokat kavga çıktı. Kavga o kadar büyüdü ki kavgayı ayırmak için Uzakdoğu’dan adam getirdiler. Sonuçta başbakan karar vermek zorunda kaldı. Ya benini aldıracak ya da hasta beniyle barış içinde yaşayacaktı. Hatta olay kamuoyuna yansıyınca hemen anket şirketleri devreye girdi ve ‘Başbakan benini aldırmalı mı, aldırmamalı mı?’ şeklinde anketler düzenlediler. İşte şu sıralarda da zaten parti meclisinde, ‘Başbakan benini aldırmalı mı, aldırmamalı mı?’ konusu görüşülüyor. Biz de onun için burada bekliyoruz. Bakalım başbakanın beniyle imtihanı nasıl sonuçlanacak?”

“Peki, sizce aldıracak mı?” diye sordum.

“Bence kesin aldıracak,” dedi bir adam.

Başka bir adamsa, “Bence aldırmaz,” dedi.

Bir kadın ise, “Kişisel görüşüm, aldırmaması yönünde. Aldırmasın ki o, her ‘Ben, yaptım, ben ettim, benim sayemde…’ dediğinde ibret için beni büyüsün ve toplum önünde küçük düşsün,” diye yanıtladı sorumu.

“Bence de,” diye destek verdi kadına orta yaşlı bir adam. “Tahminime göre karar da ‘Başbakan benini aldırmasın!’ yönünde çıkacak gibi geliyor bana. Ama yine de belli olmaz tabii. Çünkü bu ülkede her şey olabilir.”

“Paniğe gerek yok. Aldırır!” dedi genç bir adam.

“Aldırmaz!” diye karşı çıktı başka bir genç adam.

“Aldırmazsa ölür. Beni kanser, kanserli ben, biliyorsun.”

“Ona bir şey olmaz canım. O, dokuz canlıdır!”

“Nasıl dokuz canlı?”

“Hatırlasana, bir kaç yıl önce otuz altı derecede deniz kenarında buzlu viskisini yudumlarken güneş çarpmıştı da, biz artık hayatından ümidi kesmişken iki gün sonra hiçbir şey olmamış gibi dimdik ayağa kalkmıştı.”

“Evet, hatırladım.”

“Hatta bir keresinde de ayı saldırısına uğramıştı da korkmuştuk, ayı başbakanı parçalayacak diye. Ama başbakana bir şey olmamıştı. Olan ayıya olmuştu. Saldırı sırasında kalp krizi geçirip ölmüştü.”

“Haklısın, bak bunu unutmuştum.”

“İşte bu yüzden bence aldırmayacak. Beniyle barışık yaşamaya çalışacak.”

“Bence de…”

“Zaten duyumlarıma göre bir anket yaptırmış. Ankete göre bu ben olayı partisinin oylarının on puan artmasını sağlamış. Seçmenler acımış başbakana.”

“Ohoo! O zaman hiç aldırmaz,” dedi bir adam.

“Evet… Aldırsa bile ancak seçimlerden sonra aldırır,” dedi başka bir adam.

“Çünkü o beni seçim meydanlarında duygu sömürüsü için kullanır değil mi?”

“Kesinlikle!”

Tartışma birden kesildi. Çünkü başbakan çatıda görünmüştü.

“Eyvah!” dedim. “Kendini aşağı atacak!”

“Durun, sakin olun!” dedi bir adam.

Boş boş baktım.

“Paniğe gerek yok. Artık başbakan seçmenlere yönelik konuşmalarını çatıdan yapıyor.”

“Vay be!” dedim. “Ülkeden on ay uzaklaştım. Ne değişiklikler olmuş!”

Tabii, “Neden çatıdan yapıyor konuşmasını?” diye sormadım. Çünkü bu iktidar zamanındaki onlarca akıldışı uygulamanın yanında başbakanın seçmenlere parti çatısından seslenmesi hafif kalıyordu.

Bu arada, çatıda görünen başbakan beklenen konuşmasına başladı:

“Öncelikle belirtmem gereken şu ki; benim benime hasta diyenlerin kendisi hastadır. Ayrıca hasta da olsa ben benim benimdir, kime ne? Benim yaptığım çalışmaların bedeli; benimin kanser olması, hasta olması olabilir. Ama ben bu durumlardan yılacak biri değilim. Benimin hasta olması beni yolumdan çeviremez. Beni, yaptığım çalışmalardan benim bile alıkoyamaz… Bu yüzden benimi aldıracağımı sananlar varsa büyük yanılgı içindedirler!”

Bu bencilce konuşmaya daha fazla katlanamazdım. Bu yüzden koşar adım uzaklaştım oradan.