Tarih 18 Haziran. Yazı yazmaya çalışırken arkada çalsın diye Spotify’ımdan Summer Vibes yerine Rainy Days playlist’ini seçtim. Dışarıda deli gibi yağmur yağıyor, bense evde tam bir kış akşamı aktivitesi olan depresif festival filmleri izliyorum peş peşe. Yazın neredeyse ortasında olduğumuzu unutmayayım diye de Yaşar Usta’dan karışık dondurma siparişi veriyorum. Siparişi vermemin sebebi aslında tam olarak yaz ayında olmamız da değil aslına bakarsan.

Bu hafta sonu hiç dışarı çıkmadım. Hem hiç dışarı çıkmayıp hem hiç para harcamadığımda kendimi iki kat daha kötü hissediyorum. Kendi kendime, bu hafta sonu da evde dinlendim, yemek bile yapmadım, her şeyi dışarıdan söyleyip kendimi şımarttım diyorum. Aslında tam 16 saat uyudum cumartesi günü. Yatağımı 1 haftadır hiç toplamadım, hep kıvrılıp yattım yatakta. Yorganın başı kıçı belli değil, neresinden yakalarsam. O kadar çok uyudum ki başım ağrıdı, başım ağrıyınca relpax içtim, uyku yaptı, geri yattım.

Havalardandır…

O kadar uzun süredir erteliyorum ki her şeyi, yazdan kışa, kıştan yaza, bazen en küçük şeyleri dahi. Geçenlerde aklımda çok güzel bir fikir vardı. Not al bunu, yazarsın, dedim. Yerimden kalkıp deftere gidemedim yazmak için. Unutmam dedim, unutmamak için o konuyu bazı olaylarla zihnimde ilişkilendirdim. İki de çok beğendiğim cümle vardı aklımda, biri başlık, biri sonuç, önce sonucu unuttum, sonra da başlığı.

Enerjimin arada bir kafası geliyor nedense. Hep bi’ yokluyor ama tam değil. Böyle alttan alttan, ha geldi ha gelecek derken hafif bir kıpırtı ve sonrası aynı mayışıklık. Eğleneceğim diye planladığın ama fos çıkan geceler gibi. Pazar akşamları hava karardığında, sadece hafta sonu bitiyor telaşıyla gaza geliyorum. Kanepeden kalkıyorum, ne yapsam diye. O gelen enerjiyi genelde, ilk iş günü akabinde eve döndüğümde evi derli toplu bulayım bari diye evi toplamak için harcıyorum. Tekrar kanepeye oturduğumdaysa saat ya bir film izlemek için geç oluyor ya da ben hafta sonunun bittiğini kabullendiğim için erken yatıyorum. “Eğer insanların boş zamanlarında ne yapacaklarını bilmedikleri doğruysa, bu tamamen uygarlığımızın zorlamaları yüzündendir.” Belki sabah erken kalkar spora giderim diyorum ama saat çaldığında yataktan kalkamıyorum.

Havalardandır…

Bu hafta tatile çıkacağım, bir senedir ilk tatilim ve bu tatili arkadaşlarımla daha önce tam iki kere planlayıp gerçekleştiremedim. Üçüncü senesinde herkesin vaktinin, parasının, iş planlarının nasıl olduysa denk geldiğine hâlâ inanamadığı şekilde gerçekleşecek bu tekne tatilinin tam öncesinde hastalandım. Nezle olduğumu düşünerek önlem almak adına gittim doktora. Tatili riske atamazdım. Ama alerjik bünyemin olası geri dönüşü üzerine konuştuk uzun uzun. Mevsimler değişti artık dedi, yaz gelmek bilmiyor. Bir sıcak, bir soğuk, bir güneş, bir yağmur.

Havalardandır…

Halsizliği, baş ağrısını, alerjiyi, sersemliği, huysuzluğu, uykusuzluğu, uykuyu alamamayı, her şeyi “hava”ya bağlamayı anlamlı bulmuyorum. Bir kez daha “havalardandır” lafını duymak istemiyorum. Öyleyse o zaman dünya, insan yaşamına çok da uygun bir yer değil. Havadan sudan konuşmak istemiyorum.